Hakani Caferli -Azerbaycan

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonlarının, geçen yıl yaşanan 12 günlük savaşın aksine aralıklarla da olsa sürmesi ve Washington’ın deniz ablukasını giderek sertleştirmesi, Moskova’da ciddi endişelere yol açmaya başladı. Rusya’da giderek daha fazla dile getirilen görüşe göre İran, devam eden askeri saldırılar ve ekonomik baskılar sonucunda çöküş sürecine girebilir. Moskova’nın bu kaygısı ne sebepsizdir ne de temelsiz.

Rusya açısından İran, yalnızca komşu bir devlet değil; aynı zamanda ülkenin güney sınırlarını dış güçlerin etkisinden koruyan stratejik bir tampon bölgedir. Kremlin’de çok iyi bilinmektedir ki bu tampon ortadan kalkarsa, Hazar Havzası ve Kafkasya başta olmak üzere Rusya’nın güney cephesindeki baskı önemli ölçüde artacaktır.İran aynı zamanda Rusya’nın sıcak denizlere ulaşmasında en kısa ve en uygun güzergâhı oluşturmaktadır. Moskova, İran’ın istikrarsızlaşmasının ya da parçalanmasının, Rusya’nın Hint Okyanusu ve Basra Körfezi’ne uzanan stratejik ulaşım hatlarını da tehlikeye atacağını hesaplamaktadır.

Bunun yanında İran, Rusya açısından ABD ve İsrail’in Orta Doğu’daki nüfuzunu dengeleyen en önemli bölgesel güçlerden biridir. Mecazi anlamda ifade etmek gerekirse İran, Rusya’nın Batı kaynaklı tehditlere karşı kullandığı koruyucu kalkanlardan biridir. Moskova’da hâkim olan görüşe göre İran’ın zayıflaması ya da çökmesi durumunda Orta Doğu’daki güç dengesi tamamen değişecek, ABD Avrasya’nın enerji ve ulaşım koridorları üzerindeki etkisini önemli ölçüde artıracaktır. Bu ise Kafkasya ve Hazar bölgesinde Rusya’nın hareket alanını daraltacaktır.

Ayrıca Rusya’yı Asya ve Orta Doğu’ya bağlayan uluslararası ulaşım koridorları ile büyük altyapı projelerinin geleceği de ciddi risk altına girecektir. Çünkü İran bu projelerde temel transit merkezlerden biri konumundadır.Bu nedenle Rus Avrasyacı çevreleri uzun süredir Moskova ile Tahran arasında daha derin ve hatta askeri bir ittifak kurulması gerektiğini savunmaktadır. Onlara göre Rusya ve İran, Batı karşısında ortak güvenlik mekanizmaları oluşturmalı, Kafkasya ve Hazar Havzası’na bölge dışı güçlerin nüfuz etmesini birlikte engellemelidir. Benzer şekilde Azerbaycan’daki bazı Avrasyacı çevreler de ABD ve İsrail’in bölgede artan etkisine karşı temkinli yaklaşmaktadır.

Moskova’nın İran konusundaki endişeleri yalnızca jeopolitik hesaplardan kaynaklanmıyor. Rus uzmanlar, İran toplumunun uzun süredir derin sosyal ve siyasi gerilimler yaşadığını da vurguluyor. Son yıllarda özellikle genç kuşaklar arasında mollalar rejimine yönelik ciddi bir hoşnutsuzluk oluştuğu sıkça dile getiriliyor.Bu durum İran’ın kendi kendine dağılacağı anlamına gelmese de, ABD ve İsrail’in devam eden baskılarının Rusya’da kaygıyla izlenmesine neden oluyor. Bazı Rus uzmanlara göre İran’ın elektrik ve su altyapısına yönelik geniş çaplı saldırılar, ülkeyi birkaç gün içinde felç edebilir. Moskova’da, Donald Trump’ın geçmişte dile getirdiği “İsteseydik onları bir gün içinde yok edebilirdik” sözlerinin de bu tür bir senaryoya işaret ettiği düşünülüyor.

Rus uzmanlar, böyle bir durumda halk desteği zayıflayan bir yönetimin ülkenin bütünlüğünü korumakta zorlanacağını belirtiyor. Nüfusu 90 milyonu aşan İran’da yaşanacak büyük bir istikrarsızlığın yalnızca bölgesel değil, küresel sonuçlar doğurabilecek “tektonik” bir olay olacağı ifade ediliyor.Hatta bazı Rus analistler, İran’ın parçalanmasının etkilerinin Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüyle kıyaslanabilecek ölçüde büyük olacağını savunuyor. Ancak tüm bu değerlendirmelere rağmen Moskova, Suriye’de Beşşar Esad’ı ya da Venezuela’da Nicolas Maduro’yu tam anlamıyla koruyamayan Rusya’nın, İran’daki rejimi kurtarabilecek kapasiteye sahip olmadığını da biliyor.

Tam bu noktada Rus uzmanların dikkatleri İran’daki Azerbaycan Türklerine yöneliyor.Moskova, kamuoyuna yaptığı açıklamalarda İran’daki Azerbaycan Türklerinin nüfusunu olduğundan düşük göstermeye çalışsa da, İran’ın etnik yapısı hakkında son derece ayrıntılı verilere sahip. Rus karar vericiler, Azerbaycan Türklerinin İran’da sıradan bir etnik azınlık değil, devletin kuruluşunda ve gelişiminde belirleyici rol oynamış kurucu halklardan biri olduğunu da çok iyi biliyor.

Bu nedenle bazı Rus uzmanlar, İran’ın parçalanması halinde ortaya çıkacak yeni siyasi oluşumlar arasında bir “Büyük Azerbaycan”ın da yer alabileceğini dile getiriyor. Dikkat çekici olan nokta ise, aynı uzmanların Kürtlerin kuracağı devletten söz ederken “Kürdistan”, Azerbaycan Türklerinin kurabileceği yapıdan söz ederken ise doğrudan “Büyük Azerbaycan” ifadesini kullanmalarıdır.

Elbette bunda bugün bağımsız bir Azerbaycan Cumhuriyeti’nin zaten mevcut olmasının etkisi vardır. Ancak Rus analizlerinde geleceğin bölgesel haritası tartışılırken “Büyük Azerbaycan” kavramının sıkça kullanılması da dikkat çekmektedir.Bazı Rus uzmanlara göre böyle bir oluşum, Türk dünyasının entegrasyonunu hedefleyen projelerin merkezlerinden biri haline gelebilir.

Moskova’da hissedilen “Büyük Azerbaycan korkusunun” birçok nedeni bulunuyor. Ancak bunların başında Rusya’nın Kafkasya üzerindeki hâkimiyetini kaybetme endişesi geliyor.Bugün Kafkasya’da Rusya ile gerçek anlamda rekabet eden bir bölgesel güç bulunmuyor. İran, 1828 Türkmençay Antlaşması’ndan sonra; Türkiye ise Birinci Dünya Savaşı sonrasında Kafkasya’daki nüfuz mücadelesinden büyük ölçüde çekildi.Rus uzmanların değerlendirmelerine göre, olası bir Büyük Azerbaycan Türkiye’den farklı olarak doğrudan Kafkasya’nın içinden çıkan bir güç olacaktır. Çünkü Azerbaycan bir Kafkasya devletidir ve Kafkasya, tarih boyunca çeşitli siyasi müdahalelerle parçalanmış ortak bir coğrafyadır.

Moskova’da iyi bilinmektedir ki Rusya Federasyonu sınırları içinde yaşayan birçok Kafkas halkı için Azerbaycan, kültürel ve tarihî yakınlık bakımından en doğal referans noktalarından biridir.Bu nedenle Rus analizlerinde İran’ın parçalanması ihtimali ile birlikte Güney Azerbaycan’daki etnik yapı da sıkça gündeme getirilmektedir. Bazı çevreler bölgedeki Kürt nüfusunu özellikle ön plana çıkarırken, Azerbaycan Türklerinin sayısını olduğundan düşük göstermeye çalışmaktadır.

Bu yaklaşımın arkasında, gelecekte ortaya çıkabilecek bir Azerbaycan merkezli siyasi yapılanmaya karşı olası etnik denge unsurları oluşturma düşüncesinin bulunduğu yönünde yorumlar yapılmaktadır.Rus uzmanlar ayrıca İran’ın parçalanması durumunda yalnızca Büyük Azerbaycan’ın değil, bir Kürdistan’ın da ortaya çıkabileceğini, bunun ise Türkiye açısından ciddi sonuçlar doğuracağını savunuyor. Bu nedenle Ankara’nın İran’ın bölünmesine karşı çıkacağını ve bu konuda Moskova ile benzer kaygılar taşıdığını öne sürüyorlar.

Ancak bütün bu tartışmaların ötesinde bir gerçek var: Dünya, özellikle de Türk dünyasının ve Azerbaycan’ın bulunduğu geniş coğrafya, büyük jeopolitik değişimlerin eşiğinde bulunuyor. Böylesine kritik bir dönemde milletlerin hedeflerini, stratejik önceliklerini ve gelecek vizyonlarını net biçimde belirlemeleri her zamankinden daha büyük önem taşıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir