BUGÜN, TARİHİN EN KARANLIK SAYFALARINDAN BİRİNİN, BÜYÜK ÇERKES SÜRGÜNÜ’NÜN YIL DÖNÜMÜ. Çarlık Rusyası’nın Kafkasya’yı istila etme politikası sonucu, yüz binlerce insanın yurtlarından, ocaklarından koparılarak ölüme ve bilinmezliğe mahkûm edilişinin üzerinden tam 162 yıl geçti. Ancak Karadeniz’in soğuk sularında yitip giden canların, geride kalan hüzünlü melodilerin ve dinmeyen sızının acısı hâlâ ilk günkü gibi taze.

Yüz Yıllık Direniş, Bir Gecede Gelen Veda

Kafkasya halkları, yüzyılı aşkın bir süre boyunca topraklarını, bağımsızlıklarını ve kültürlerini korumak için Çarlık ordularına karşı destansı bir direniş sergiledi. Fakat modern silahlar, kuşatmalar ve sistematik yok etme politikaları karşısında, 21 Mayıs 1864’te Soçi yakınlarındaki Kbaada vadisinde (bugünkü Krasnaya Polyana) direnişin son kalesi de düştü.

Bu tarih, sadece bir savaşın bitişi değil; köklü bir medeniyetin, kadim bir halkın planlı bir şekilde haritadan silinme operasyonunun başlangıcı oldu. Çarlık generallerinin “Ya itaat, ya ölüm!” tehditleri altında, Kafkasya’nın otokton halkları olan Adıgeler, Abhazlar, Ubıhlar ve diğer Kafkas toplulukları asırlık yurtlarından sökülüp atıldı.

Ölüme Açılan Limanlar ve Feryat Eden Bir Deniz

Resmî olmayan rakamlara göre 1,5 milyondan fazla Çerkes, bir ay gibi kısa bir sürede limanlara yığıldı. Soçi, Tuapse ve Sohum gibi kıyı şehirleri, açlık ve salgın hastalıkların pençesinde can çekişen insanlarla doldu.

Osmanlı topraklarına (özellikle Anadolu ve Balkanlar’a) doğru yola çıkan derme çatma gemiler, kapasitelerinin çok üzerinde insanla dolduruldu. Karadeniz, o kış tarihin gördüğü en trajik sahnelerden birine şahitlik etti:

 Açlık ve Hastalık:

Gemilerde patlak veren tifüs ve dizanteri salgınları nedeniyle her gün yüzlerce çocuk, kadın ve yaşlı hayatını kaybetti.

 Mavi Mezar:

Salgın yayılmasın diye hayatını kaybedenler —ve bazen henüz nefes alanlar bile— Karadeniz’in karanlık sularına bırakıldı.

 Balık Yemeyen Kuşaklar:

Bu trajedinin derinliği o kadar büyüktü ki, sürgünden sağ kurtulan pek çok Çerkes, atalarının cenazelerini yutan Karadeniz’e bir daha hiç bakmadı, nesiller boyu deniz balığı yiyemedi.

“Yol boyunca gördüklerimiz insanlık adına utanç vericiydi. Kıyılar, açlıktan ve hastalıktan kırılmış insan iskeletleriyle doluydu. Anneler, ölmüş bebeklerini Rus askerleri denize atmasın diye koyunlarında saklıyordu.”

— Dönemin canlı tanığı olan bir Rus subayının anılarından.

Rakamlarla Büyük Felaket

Dağılan Hayatlar, Unutulmayan Kimlik

Samsun, Trabzon, Sinop gibi limanlara ulaşabilenler için acı bitmedi. Anadolu’nun içlerine, Kayseri’ye, Düzce’ye, Kahramanmaraş’a, hatta Ürdün ve Suriye gibi Ortadoğu coğrafyalarına kadar dağıtılan Çerkesler, gittikleri her yere hüzünlerini, asaletlerini ve bitmeyen memleket hasretlerini taşıdılar.

Bugün dünyadaki Çerkes nüfusunun çok büyük bir kısmı anavatanlarında değil, diasporada yaşıyor. Ancak aradan geçen 162 yıla, yaşanan onca asimilasyon baskısına rağmen Çerkes halkı; dillerini (Adıgebze), geleneklerini (Xabze), ağıtlarını (Ğıbze) ve kimliklerini korumayı başardı.

“Unutmadık, Unutturmayacağız!”

Her yıl olduğu gibi bu 21 Mayıs’ta da Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanındaki Çerkesler, deniz kenarlarında bir araya geliyor. Karadeniz’e bırakılan siyah karanfillerle, yakılan Nart ateşleriyle ve gökyüzüne yükselen ağıtlarla atalar yad ediliyor.

Bu anma, sadece geçmişe duyulan bir yas değil; adaletin, insan haklarının ve bir halkın yaşama iradesinin tüm dünyaya haykırışıdır.

Kafkasya’nın onurlu çocuklarının, özgürlük uğruna can veren tüm atalarımızın ruhu şad olsun. Ghuzegho nıb jı (Yolumuz açık olsun).

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir