Dr. Hamid Şehanegi

Güney Azerbaycan Stratejik Araştırmalar Merkezi (SACSS)Direktörü
Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 Küresel Riskler Raporu’nu okuduğunuzda çok kısa sürede fark ediyorsunuz ki, İran’ın adı her bölümde doğrudan geçmese bile, ülke neredeyse dünyanın bütün büyük krizlerinin gölgesinde yer alıyor. Enerji savaşlarından finansal yaptırımlara, büyük güç rekabetinden teknoloji krizine ve küresel ticaret yollarına kadar; İran artık yalnızca bölgesel bir aktör değil, yeni dünya düzeninin ana denklemlerinden birinin parçası haline gelmiş durumda.
Dünya, birçok uzmanın “kalıcı rekabet çağı” olarak tanımladığı yeni bir döneme giriyor. Ancak bu rekabet artık sadece askeri değil. Günümüzde bankalar, deniz taşımacılığı hatları, internet ağları, enerji ihracatı, elektronik çipler ve hatta uluslararası para sistemleri bile baskı ve savaş araçlarına dönüşmüş durumda. Böyle bir ortamda İran, yıllardır jeoekonomik savaşın tam ortasında yaşayan en belirgin ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.
İran’a uygulanan yaptırımlar uzun zamandır klasik siyasi baskı çerçevesini aşmış durumda. İran’ın küresel finans sisteminden aşamalı biçimde dışlanması, petrol satışına getirilen sınırlamalar, ikincil yaptırımlar ve teknoloji transferinin engellenmesi; fiilen modern bir ekonomik kuşatma yaratmış bulunuyor. Bu nedenle İran ekonomisi artık yalnızca iç krizlerle değil, küresel sistemin yapısal dönüşümüyle de aynı anda mücadele etmek zorunda kalıyor.
WEF raporunda yer alan şu ifade ise İran’ın bugünkü durumunu belki de en iyi şekilde özetliyor: “Dünya çok kutuplu hale geldi, ancak onu yönetecek ortak kurallar henüz oluşmadı.”
İran tam da bu gri alanda hareket ediyor; Doğu ile Batı arasında, iş birliği ile çatışma arasında.
Tahran yönetimi son yıllarda Çin, Rusya, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkilerini geliştirerek Batı baskısını dengelemeye çalışıyor. Ancak gerçek şu ki yeni dünya düzeni henüz istikrara kavuşmuş değil. İttifaklar geçici, küresel ekonomi kırılgan ve büyük güç rekabeti her geçen gün daha karmaşık bir hal alıyor. Bu nedenle İran gibi ülkeler aynı anda hem yeni fırsatlarla karşılaşıyor hem de daha büyük risklerin içine sürükleniyor.
Bu tablo içerisinde Hürmüz Boğazı hâlâ İran’ın en önemli jeopolitik kozudur. Dünya petrol ticaretinin büyük bir bölümü bu dar geçiş hattından gerçekleşiyor ve bölgede yaşanacak en küçük güvenlik krizi bile küresel piyasaları doğrudan etkileyebiliyor. Körfez’de birkaç günlük gerilim bile petrol fiyatlarını, gemi sigorta maliyetlerini ve hatta küresel enflasyonu değiştirmeye yetiyor. Bu yüzden İran artık sadece Ortadoğu’nun meselesi değil; küresel enerji güvenliğinin merkezlerinden biridir.
Fakat İran bu jeopolitik ağırlığın yanında derin iç sorunlarla da karşı karşıya bulunuyor. Yıpranmış ekonomi, kronik enflasyon, ulusal para biriminin değer kaybı, sermaye kaçışı, beyin göçü ve en önemlisi merkez ile çevre arasındaki giderek büyüyen uçurum, ülkenin uzun vadeli direncini zayıflatıyor. Çok sayıda uzman ve eğitimli genç ülkeyi terk ediyor ve bu durum, belki de İran’ın en tehlikeli ama en az konuşulan krizlerinden birini oluşturuyor.
Öte yandan dünya hızla yapay zekâ ve ileri teknoloji çağının içine giriyor. Artık devletlerin gücünü yalnızca doğal kaynaklar değil; teknolojiye erişim, veri üretimi ve inovasyon kapasitesi belirliyor. İran ise yaptırımlar ve uluslararası kısıtlamalar nedeniyle bu alanda küresel teknoloji ekonomisinin gerisinde kalma riskiyle karşı karşıya.
Bununla birlikte, bütün gelişmeler yalnızca tehdit anlamına gelmiyor. Küresel düzenin dönüşümü İran için yeni fırsatlar da yaratabilir. Kuzey-Güney Koridoru, dolar dışı ticaret girişimleri, Asya pazarlarıyla bağlantıların güçlenmesi ve yeni enerji güzergâhlarında rol alma ihtimali, İran’ın stratejik konumunu güçlendirebilecek potansiyeller arasında yer alıyor. Ancak bu fırsatların değerlendirilebilmesi için ekonomik reformlar, mali şeffaflık, iç siyasi istikrar ve dış gerilimlerin azaltılması kritik önem taşıyor.
Gerçek şu ki İran bugün tarihsel bir dönüm noktasında bulunuyor. Eğer ülke jeopolitik ağırlığı ile ekonomik modernleşme arasında bir denge kurabilirse, geleceğin çok kutuplu dünyasında Avrasya’nın önemli aktörlerinden biri haline gelebilir. Ancak kriz, yaptırım ve teknolojik izolasyon döngüsü devam ederse, ulusal gücün aşamalı biçimde erimesi ciddi bir risk olarak önünde duracaktır.
Belki de Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 raporunun en önemli mesajı şudur: İran’ın geleceği artık yalnızca Tahran’da belirlenmiyor. İran’ın kaderi; ABD ile Çin arasındaki güç mücadelesine, enerji piyasalarının geleceğine, küresel finans sisteminin dönüşümüne ve yeni ticaret yollarının şekillenmesine doğrudan bağlı hale gelmiş durumda.
İran bugün dünyanın kenarında değil; küresel krizlerin kesiştiği en hassas merkezlerden birinde duruyor.