KAYA KERİMOĞLU

1. TARİH YAZIMINDAKİ KIRILMALAR VE QIZQAPAN GERÇEĞİ

Modern tarih anlatısı, Türklerin Anadolu ve Mezopotamya’daki varlığını genellikle 1071 yılıyla başlatma eğilimindedir . Ancak son dönemde elde edilen arkeolojik bulgular ve dilbilimsel analizler, bucoğrafyanın Türkler için bir “son durak” değil, on binlerce yıllık bir “Anayurt” olduğunu kanıtlamaktadır. Batılı tarihçiler tarafından bölgedeki diğer topluluklara (özellikle Kürtlere ve Farslara) biçilen Medler ve Ahamenişler gibi antik roller, dilsel ve maddi kanıtlardan yoksundur.Buna en somut örneklerden biri Qızqapan (Kızkapan) kaya mezarlarıdır. Tarihsel olarak Medlere veya başka topluluklara nispet edilmeye çalışılan bu yapılar, üzerlerindeki mimari üslup, sembolizm ve defin kültürü incelendiğinde doğrudan Türk kozmolojisi ve Proto-Türk defin gelenekleriyle örtüşmektedir. Qızqapan mezarındaki detaylar, bölgedeki kadim Türk varlığının ve egemenliğinin sarsılmaz birer tapu senedidir.

2. ARKEOLOJİK KANITLAR: KURGANLAR VE MEZAR KÜLTÜRÜ

Bir halkın bir coğrafyadaki kalıcılığının en somut ispatı, geride bıraktığı mezar kültürüdür.Türklerin kurgan geleneği, ölü gömme ritüelleri ve damgaları, bölgedeki varlığın en sarsılmaz delilleridir.

Beşiktaş ve Güney Azerbaycan: İstanbul Beşiktaş’ta bulunan Türk kağanlarına ait kurganlar ve Güney Azerbaycan’da tespit edilen 12 bin yıllık Türk mezarları,Türklerin bu topraklarda yerleşik bir medeniyet kurucu olduğunu gösterir. 

200 Yıllık Sınır: Bölgede hak iddia eden Kürtler gibi toplulukların, iddia ettikleri kadim tarihe rağmen, bölgede 200-300 yıldan daha eskiye giden sistematik bir mezarlık veya anıtsal yapı bırakmamış olmaları, “yerli halk” tezlerini boşa çıkarmaktadır.

Tarih, toprağın altındaki taşla yazılır; Türkler bu taşları on bin yıl öncesinden dikmiştir.

3. MİMARİ, ŞEHİR HAYATI VE DEVLET KURMA SUBUTLARI

Kazakistan’dan Özbekistan’a, Türkmenistan’dan İran, Azerbaycan ve Türkiye’ye kadar uzanan coğrafyada Türk-Proto Türk ve Türk-İslam mimarisinin binlerce eserleri mevcuttur. Ancak Kürtlere ve Farslara ait özgün, tarihe mal olmuş tek bir yapı veya bina bulunmamaktadır. Bugün İran ve Türkiye’den Roma ve Türk binalarını çıkardığımızda, geriye bu topluluklara ait hiçbir mimari miras kalmamaktadır. Bu durum, söz konusu toplulukların tarih boyunca şehir hayatına alışık olmadıklarının ve bağımsız bir devlet mekanizması kurmadıklarının en büyük subutudur (kanıtıdır).

4. GİYİM KÜLTÜRÜ VE COĞRAFİ UYUM ANALİZİ

Türklerin ortak bir kültür giyimi olduğu; kadınlar arasında aynı saç örtüsü, elbise veya şapka tarzı, erkeklerde ise çizme ve pantolon kullanımı tarihsel bir gerçektir. Bu giyim tarzı tamamen dağlık ve soğuk bölge şartlarına, deri ayakkabılara, pantolonlara ve kalın hayvan derisinden kürk/ceketlere dayanır. Özellikle at kullandıkları için topuklu çizmeleri icat etmeleri, bu coğrafyadaki egemenliklerinin teknik bir kanıtıdır.

Coğrafi Uyumsuzluk ve Giv Ayakkabısı: 

Kürtlerin ve Hintlilerin giyimi benzerlik göstermektedir; kadınlarda rengarenk elbiseler ve erkeklerde bol şalvar tarzı kıyafetler hakimdir. Kürtler, Zagros dağlarının veya Orta Doğu’nun yerlileri olamazlar; çünkü milli giyimlerinin dağlık ve soğuk bölgeyle hiçbir alakası yoktur. Bu tarz, daha çok Hint Okyanusu yanındaki sıcak hava ile bağdaşmaktadır. Kürtlerin “Giv” adlı milli ayakkabıları kumaştan yapılmış terlik benzeri bir yapıdadır ve bu ayakkabının dağlık, karlı ve kayalık bölgelerde kullanılması teknik olarak imkansızdır.

5. DİLBİLİMSEL SÜREKLİLİK VE EDEBİ MİRAS

Türkçe, binlerce yıllık değişimlere rağmen temel çekirdeğini koruyan ender dillerdendir. Milattan önceden beri Türklerde Orhun Yazıtları gibi dikili yazılı taşlar, bir alfabe sistemi ve Dede Korkut Destanı gibi devasa eserler varken; Kürtçe dilinde yazılmış tek bir tarihi veya edebi kitap bulunmamaktadır.

Sayılar ve Ana Kelimeler: 

Orhun Yazıtları’ndan bugüne “bir, iki, üç” sayıları ile “od” (ateş), “ad” (isim), “ev”, “daş” (taş) gibi kelimeler hiç değişmeden korunmuştur. Bu, muazzam bir devlet geleneğinin kanıtıdır .

Hint-Avrupa İllüzyonu: Kürtçe ve Farsça gibi dillerin temel kelimeleri (yek, du, se / mader, peder)aslında Hintçe ve Sanskritçe ile aynıdır. Bu diller özgün bir kimlikten ziyade Hint-İran dil ailesinin birer dalıdır.

6. MUTFAK KÜLTÜRÜ VE KENGERSÜMER MİRASI

Mutfak, bir halkın günlük yaşamdaki egemenlik mührüdür. Bugün bölgede “ortak mutfak” olarak adlandırılan yemeklerin neredeyse tamamı Türkçe isimlerle anılmaktadır.İsimlendirme: Dolma, Sarma, Kebap, Yoğurt gibi terimler özbeöz Türkçedir.Kürtçe konuşan toplulukların kullandığı “Yaprax” veya “Dolaş” gibi kelimeler de Türkçe kökenlidir.

Kengerler: “Tarih Sümerlerle başlar” sözü, aslında Türklerin bölgedeki başlangıcını anlatır. Sümercedeki “Dingir” (Tengri), “Ana” ve “Kap” gibi binlerce kelimenin Türkçe ile olan bağı, Ortadoğu’nun en eski sahiplerinin Kenger Türkleri olduğunu göstermektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir