
I. Dünya Savaşı’nın son dönemlerinde, Osmanlı askerlerinin maruz kaldığı en trajik ve tartışmalı olaylardan biri, 1918 yılında Mısır’da gerçekleşen Seydibeşir (Sidi Bishr) hadisesidir. Bu olay, yalnızca bir esir kampı vakası değil, aynı zamanda savaş hukuku, insan hakları ve sömürgeci yönetim pratikleri açısından da değerlendirilmesi gereken bir insanlık dramıdır.
Tarihsel Arka Plan
I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti’nin çeşitli cephelerde savaşması sonucunda binlerce Osmanlı askeri İngiliz kuvvetlerine esir düştü. Bu esirler, İngiltere’nin kontrolü altındaki Mısır’daki kamplara sevk edildi. Bu kamplardan biri de İskenderiye yakınlarında bulunan Seydibeşir (Sidi Bishr) esir kampıydı.
İngilizler, Osmanlı askerlerini burada tutarken, onları çoğu zaman ağır şartlara maruz bıraktı. Yetersiz beslenme, hijyen eksikliği ve psikolojik baskı bu kampların genel özelliklerindendi. Ancak Seydibeşir’i diğerlerinden ayıran olay, 1918 yılında gerçekleşen toplu kör etme vakasıdır.
Olayın Gelişimi
1918 yılında kampta bulunan Osmanlı esirlerine yönelik gerçekleştirilen uygulama, literatürde “Seydibeşir Katliamı” olarak anılmaktadır. Tanıklıklara ve bazı tarihsel kaynaklara göre, İngiliz yetkililer tarafından esirlere sözde “tedavi” amacıyla bir işlem uygulanmıştır. Bu işlem sırasında askerlerin gözlerine güçlü dezenfektan ya da kimyasal bir madde damlatılmıştır.
Sonuç son derece ağır olmuştur: yüzlerce Osmanlı askeri kalıcı olarak görme yetisini kaybetmiştir. Bu olay, doğrudan bir infaz olmasa da, sistematik bir ihmal, kötü muamele ve insanlık dışı uygulama olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle bazı araştırmacılar tarafından “katliam” kavramı içinde ele alınmaktadır.
Hukuki ve Ahlaki Değerlendirme
Bu hadise, modern uluslararası hukuk açısından değerlendirildiğinde açık bir şekilde savaş esirlerine yönelik kötü muamele kapsamına girer. Her ne kadar Cenevre Sözleşmeleri 1929 ve sonrasında sistematik hale getirilmiş olsa da, 1907 Lahey Sözleşmeleri dahi esirlere insani muamele yapılmasını zorunlu kılmaktaydı.


Seydibeşir’de yaşananlar bu normların açık ihlali niteliğindedir:
Tıbbi müdahalenin rıza dışı uygulanması
Deneysel veya zararlı kimyasal kullanımı
Esirlerin fiziksel bütünlüğünün ihlali
Bu yönüyle olay, erken dönem “savaş suçu” örneklerinden biri olarak da ele alınabilir.
Tartışmalar ve Tarih Yazımı
Seydibeşir olayı, tarih yazımında tartışmalı bir konudur. Türk tarih literatüründe bu olay güçlü şekilde yer alırken, Batı kaynaklarında daha sınırlı ve çoğu zaman farklı yorumlarla ele alınmaktadır. Bazı İngiliz kaynakları olayın kasıtlı olmadığını, bir sağlık uygulamasının yanlış sonuçları olduğunu ileri sürerken; Türk kaynakları bunu bilinçli bir kötü muamele ve insanlık suçu olarak değerlendirmektedir.
Bu farklılık, tarih yazımında güç ilişkileri ve anlatı kontrolünün ne kadar önemli olduğunu da göstermektedir.
Sonuç ve Değerlendirme
1918 Seydibeşir olayı, yalnızca Osmanlı askerlerinin yaşadığı bir trajedi değil; aynı zamanda savaşın görünmeyen yüzünü, yani esaret, işkence ve insanlık dışı muameleyi ortaya koyan çarpıcı bir örnektir.
Bu olayın önemi üç noktada yoğunlaşır:
Savaş esirlerine yönelik sistematik ihlallerin erken örneklerinden biri olması
Sömürge yönetimlerinin insan hayatına bakışını yansıtması
Tarihsel hafıza ve adalet arayışı açısından hâlâ tartışılıyor olması
Bugün Seydibeşir, uluslararası insancıl hukuk ve savaş etiği tartışmalarında hatırlanması gereken bir vaka olarak değerlendirilmelidir.