Aynur İmran

Türk dünyasında son günlerde yaşanan tartışmaları büyük bir dikkatle takip ediyorum. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in 30 Ekim 2026 tarihinde Ankara’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı’nın 13. Zirvesi’nde Rusya’nın TDT+ formatına davet edilmesini veya teşkilatta gözlemci olarak yer almasını önermesi, haklı olarak ciddi tartışmalara yol açtı.

Ben de Rusya’nın Türk Devletleri Teşkilatı içerisinde yer almasını doğru bulmuyorum. Türk dünyasının tarihsel hafızasını, Rus emperyalizminin Türk halklarına yaşattığı sürgünleri, katliamları, asimilasyon politikalarını ve bugün de devam eden siyasi baskıları bilen biri olarak bu teklife itiraz edilmesini son derece doğal karşılıyorum.

Ancak benim asıl itirazım başka bir noktaya!

Tokayev’in teklifine itiraz etmek başka, Kazakistan Cumhurbaşkanı’nı yargılamak, aşağılamak ve onu Türk dünyasının karşısındaymış gibi göstermek bambaşka bir şeydir.

Şimdi Tokayev’i yargılayanlara birkaç soru sormak istiyorum.

Siz Kazakistan’ın nasıl bir jeopolitik coğrafyada varlığını sürdürmeye çalıştığını biliyor musunuz?

Kazakistan’ın kuzeyinde hangi güç bulunuyor? Rusya’nın Kazakistan üzerindeki tarihsel, siyasi, ekonomik ve askerî etkisinin ne kadar derin olduğunu hiç düşündünüz mü?

Rusya’nın Kazakistan’ın egemenliğini zaman zaman nasıl tartışmaya açtığını, bazı Rus siyasetçilerin Kazakistan’ın kuzey toprakları hakkında ileri sürdüğü iddiaları, ülkenin iç siyasetine yönelik baskıları biliyor musunuz?

Kazakistan’ın yalnızca Rusya ile değil, Çin gibi bir başka büyük güçle de son derece hassas ilişkiler yürütmek zorunda olduğunu hesaba katıyor musunuz?

Bir ülkenin bağımsızlığını ilan etmesiyle gerçek anlamda bütün dış bağımlılıklarından kurtulması aynı şey değildir. Hele ki söz konusu ülke, dünyanın en büyük iki jeopolitik gücünün arasında bulunuyorsa!

Kazakistan bugün yalnızca ekonomik kalkınma mücadelesi vermiyor. Aynı zamanda kendi millî kimliğini güçlendirmeye, devlet egemenliğini korumaya, dış politikada hareket alanını genişletmeye ve Sovyet geçmişinden miras kalan bağımlılıkları azaltmaya çalışıyor.

Ve bütün bunları yaparken Rusya ile doğrudan bir çatışmaya sürüklenmemek zorunda.

Bu kolay bir mücadele mi?

Bir de Tokayev’in bugüne kadar yaptıklarına bakalım.

Ben özellikle Kazakistan’ın millî kimliğinin güçlendirilmesi, Kazak Türkçesinin kamusal alandaki yerinin geliştirilmesi, Türk dünyasıyla ilişkilerin derinleştirilmesi yönündeki girişimlerini büyük bir dikkatle ve takdirle izliyorum.

Hatırlayın, Kasım 2023’te Vladimir Putin Kazakistan’ı ziyaret ettiğinde Tokayev ortak basın toplantısındaki konuşmasına Kazak Türkçesiyle başladı. Rus heyeti beklemediği bu durum karşısında simultane tercüme kulaklıklarını takmak zorunda kaldı.

O görüntüleri yeniden açın ve izleyin!

Putin’in, Lavrov’un ve Rus heyetinin o anki tepkilerine bakın.

Tokayev daha sonra Rusça konuşmaya devam etmiş olabilir. Fakat başlangıçta Kazak Türkçesini tercih etmesi bile başlı başına önemli bir siyasi mesajdı.

Çünkü diplomasi yalnızca söylenen sözlerden ibaret değildir. Bazen bir devlet başkanının hangi dilde konuştuğu, hangi dili öncelediği, karşısındaki güce hangi sembolik mesajı verdiği de siyasetin kendisidir.

Rusçayı çok iyi bilen bir Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın Putin’in karşısında konuşmasına Kazak Türkçesiyle başlaması, bana göre millî egemenliğin sembolik bir ifadesiydi.

Bu hareketi küçümsemeyin!

Rusya ile binlerce kilometrelik sınırı paylaşan, ekonomisi ve güvenlik ilişkileri bakımından Moskova ile derin bağları bulunan bir ülkenin Cumhurbaşkanı olmakla, sosyal medyada rahatça siyasi sloganlar atmak aynı şey değildir.

Elbette Tokayev’in bütün politikalarını doğru bulmak zorunda değiliz. Elbette Kazakistan’ın iç siyaseti ve demokratikleşme süreci de eleştirilebilir. Ancak bugün tartıştığımız mesele, Rusya’nın Türk Devletleri Teşkilatı’na yaklaştırılması önerisidir.

Ve ben tam da burada başka bir soru soruyorum:

Tokayev bu teklifi neden yaptı?

Gerçekten Rusya’nın Türk dünyasının kurumsal yapısında yer almasını mı istiyor? Yoksa Moskova ile ilişkilerde yeni bir denge kurmaya mı çalışıyor?

Bu teklifin arkasında hangi diplomatik görüşmeler, hangi güvenlik kaygıları, hangi ekonomik hesaplar bulunuyor?

Bunları biliyor muyuz?

Hayır, bütün ayrıntıları bilmiyoruz.

O hâlde bilmediğimiz bir diplomatik sürecin arkasındaki bütün nedenleri bildiğimizi varsayarak bir devlet başkanını mahkûm etmek ne kadar doğrudur?

Ben bu teklifin mutlaka Rus baskısıyla yapıldığını iddia etmiyorum. Çünkü bunu kanıtlayacak somut bilgiye sahip değiliz. Ancak Kazakistan üzerindeki Rusya etkisini ve ülkenin jeopolitik kırılganlıklarını yok sayarak yapılan değerlendirmelerin de eksik olduğunu düşünüyorum.

Üstelik burada çok daha büyük bir mesele var.

Türk dünyası Kazakistan’ı kaybetme lüksüne sahip değildir!

Kazakistan yalnızca zengin doğal kaynaklara sahip bir devlet değildir. Kazakistan, Türk dünyasının coğrafi bütünlüğü, Orta Asya’nın jeopolitik dengesi, Hazar geçişleri, enerji koridorları ve Türk devletleri arasındaki ekonomik entegrasyon açısından vazgeçilmez bir ülkedir.

Kazakistan’ın güçlenmesi Türk dünyasının güçlenmesidir.

Kazakistan’ın bağımsız karar alma kapasitesinin artması, Türk dünyasının stratejik hareket alanının genişlemesidir.

Kazakistan’ın Rusya ve Çin karşısında daha bağımsız bir konuma ulaşması, yalnızca Kazak halkının değil, bütün Türk dünyasının ortak çıkarıdır.

Peki biz ne yapıyoruz?

Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın bir teklifinden hareketle ülkeyi ötekileştiriyor, yıllardır yürütülen millî kimlik ve egemenlik mücadelesini görmezden geliyor, Kazakistan’ın içinde bulunduğu zor koşulları hesaba katmadan ağır hükümler veriyoruz.

Bunun kime faydası var?

Kazakistan’ı Türk dünyasından uzaklaştırmak isteyenlere mi, yoksa Türk devletlerinin birbirine daha sıkı bağlanmasını isteyenlere mi?

Bence cevabı son derece açıktır.

Rusya ve Çin’in Orta Asya’daki etkisini dengelemek istiyorsak, Kazakistan’ı yalnız bırakamayız. Onu yalnızca eleştiren değil, stratejik olarak destekleyen bir Türk dünyası inşa etmek zorundayız.

Türkiye, Azerbaycan ve diğer Türk devletleri Kazakistan’ın ekonomik bağımsızlığını güçlendirecek ortak yatırımları, ulaşım koridorlarını, enerji iş birliklerini, eğitim ve kültür projelerini daha da geliştirmelidir.

Çünkü gerçek bağımsızlık yalnızca siyasi söylemlerle değil, ekonomik alternatiflerle, güçlü kurumlarla ve sağlam uluslararası ortaklıklarla korunur.

Kazakistan’ı Rusya’nın ve Çin’in nüfuz alanına terk edemeyiz.

Tam tersine, Kazakistan’ın kendi millî kimliğiyle, kendi diliyle, kendi siyasi iradesiyle ve kendi bağımsız tercihleriyle güçlenmesini desteklemeliyiz.

Bu nedenle Tokayev’i eleştiren herkese sesleniyorum:

Teklifi eleştirin!

Rusya’nın Türk Devletleri Teşkilatı’na alınmasına karşı çıkın!

Türk dünyasının kurumsal bağımsızlığını savunun!

Ben de bu konuda sizinle aynı kaygıları taşıyorum.

Ama Kazakistan Cumhurbaşkanı’na saygısızlık etmeyin. Kazakistan’ın verdiği mücadeleyi küçümsemeyin. Bir devletin varlığını korumak için nasıl hassas dengeler üzerinde yürümek zorunda kaldığını unutmayın.

Tokayev’in politikalarını değerlendirirken yalnızca bir zirvede söylediği sözlere değil, Kazakistan’ın içinde bulunduğu tarihsel ve jeopolitik koşullara da bakın.

Ve her şeyden önemlisi, Kazakistan’ın yalnız olmadığını hissettirin.

Benim için Türk dünyasının birliği, bütün devlet başkanlarının her konuda aynı düşünmesi demek değildir. Türk dünyasının birliği, farklı görüşlere rağmen ortak stratejik çıkarları koruyabilmek, birbirimizin güvenlik kaygılarını anlayabilmek ve dış güçlerin aramızdaki görüş ayrılıklarını bir parçalanma aracına dönüştürmesine izin vermemektir.

Türk dünyası duygusal tepkilerle değil, stratejik akılla güçlenebilir.

Bugün Kazakistan’ı ötekileştirerek, istemeden de olsa Rusya’nın ve Çin’in bölgesel çıkarlarına hizmet eden bir sonuç doğurabiliriz.

Buna izin vermemeliyiz.

Kazakistan’ı anlamalıyız. Kazakistan’ın yanında durmalıyız. Kazakistan’ın bağımsızlığını, millî kimliğini ve Türk dünyasıyla bütünleşmesini desteklemeliyiz.

Çünkü bizim mücadelemiz Kazakistan’la değil, Türk dünyasının bağımsızlığını sınırlandıran emperyal nüfuz politikalarıyladır.

Tokayev’in teklifini reddedebiliriz. Ama Kazakistan’ı reddedemeyiz!

Kazakistan’ı yalnızlaştırmak değil, Türk dünyasının merkezinde daha güçlü bir konuma taşımak zorundayız.

Aynur İmran

1 Kasım 2026