Aynur İmran
Siyaset Bilimci – Azerbaycan Dergisi Genel Yayın Editörü

Bazen tarihin yönünü değiştiren olaylar büyük siyasi liderlerin kararlarıyla değil, sıradan insanların artık susmamaya karar vermesiyle başlar.
Sırbistan’da yaşananlar bunun dikkat çekici örneklerinden biridir.
25 Ekim 2026 tarihinde yapılan parlamento seçimlerinde, yaklaşık iki yıldır sokaklarda demokratik değişim talep eden öğrencilerin oluşturduğu siyasi hareket, oyların yaklaşık yüzde 53’ünü kazanarak ülkenin siyasal dengelerini değiştirdi.
Aleksandar Vučić’in uzun yıllardır ülke siyasetine hâkim olan iktidar çevresi seçimleri kaybetti.

Ancak benim dikkatimi çeken asıl mesele kimin kazandığı veya kimin kaybettiği değil.
Asıl mesele, gençlerin yalnızca mevcut iktidara değil, geleneksel siyaset anlayışına da alternatif bir örgütlenme modeli ortaya koymalarıdır.
Çünkü Sırbistan’da yaşanan süreç, çağımızın en önemli sorularından birini yeniden gündeme getirdi:
Demokrasi yalnızca seçimlerde oy kullanmak mıdır, yoksa vatandaşların doğrudan siyasal karar alma süreçlerine katılması mıdır?
Bir tren garından başlayan toplumsal kırılma

Her şey 1 Kasım 2024 tarihinde Novi Sad kentindeki tren garında yaşanan trajediyle başladı.
Yenileme çalışmalarından geçen istasyonun beton sundurması çöktü. Olayda toplam 16 insan hayatını kaybetti.
Başlangıçta teknik bir ihmal olarak değerlendirilebilecek bu facia, kısa sürede devlet yönetimi, kamu ihaleleri, yolsuzluk iddiaları ve siyasi sorumluluk tartışmalarının merkezine yerleşti.
Öğrenciler çok basit sorular soruyordu:
Bu inşaatı kim yaptı? Denetimden kim sorumluydu? Kamu kaynakları nasıl kullanıldı? İnsanların hayatını kaybetmesine yol açan ihmallerin hesabını kim verecekti?
Bu sorular zamanla bütün bir yönetim anlayışının sorgulanmasına dönüştü.

Üniversitelerde boykotlar başladı. Fakültelerde öğrenci toplantıları düzenlendi. Sokak gösterileri ülkenin farklı şehirlerine yayıldı.
Ancak bu hareketin dikkat çekici özelliği yalnızca protestoların büyüklüğü değildi.
Öğrenciler geleneksel siyasi partilerin örgütlenme biçiminden farklı bir yol izlemeye başladılar.
Lider aramayan, birlikte karar veren gençlik
Modern siyaset büyük ölçüde liderler üzerine kuruludur.
Partilerin liderleri vardır. Siyasi hareketler belirli isimlerin etrafında örgütlenir. Toplumdan ise çoğu zaman bu liderlerden birini desteklemesi beklenir.
Sırbistanlı öğrenciler farklı bir yöntem denediler.

Üniversitelerde oluşturdukları forumlarda kararları birlikte almaya başladılar. Farklı görüşler tartışıldı, öneriler değerlendirildi ve ortak kararlar oluşturulmaya çalışıldı.
Bu yöntem, siyaset teorisinde doğrudan demokrasi ve katılımcı demokrasi kavramlarıyla ilişkilendirilebilir.
Elbette antik Atina demokrasisiyle günümüz öğrenci forumları arasında önemli tarihsel farklar bulunmaktadır. Ancak her iki örneğin merkezinde ortak bir düşünce vardır:
Siyaset yalnızca yönetenlerin işi değildir. Yönetilenlerin de doğrudan söz sahibi olması gerekir.
Sırbistan’daki öğrenci hareketi bu düşünceyi teorik bir tartışmanın ötesine taşıyarak örgütlenme pratiğine dönüştürdü.
Muhalefetin alternatifi olmak
Bu hareketin siyasal açıdan en önemli özelliklerinden biri, mevcut muhalefet partilerinin çatısı altında birleşmek yerine kendi aday listesini oluşturmasıdır.
Öğrenciler, iktidarın değişmesinin tek başına yeterli olmayacağını savundular.
Onlara göre siyaset yapma biçiminin de değişmesi gerekiyordu.
Bu nedenle geleneksel bir parti kurmak yerine, öğrenci meclislerinin belirlediği isimlerden oluşan bir yurttaş hareketiyle seçimlere katıldılar.
Üstelik öğrencilerin kendileri milletvekili adayı olmadı.
Akademisyenler, doktorlar, sanatçılar, uzmanlar ve farklı meslek gruplarından isimler aday gösterildi.
Burada üzerinde durulması gereken önemli bir siyasal tercih görüyoruz.
Gençler, başlattıkları hareketi yalnızca kendi kişisel siyasi kariyerlerinin aracı hâline getirmemeyi tercih ettiler.
Bu tercih, siyasal temsil ile siyasal katılım arasındaki ilişkiyi yeniden tartışmaya açmaktadır.
Ancak bu modelin uzun vadede nasıl işleyeceği henüz belli değildir. Çünkü seçim kazanmak ile devlet yönetmek birbirinden farklı sorumluluklardır.
Balkanlar’da yeni bir toplumsal uzlaşma ihtimali
Sırbistan’daki gelişmelerin benim açımdan özellikle önemli bir başka boyutu da Balkanlar’ın tarihsel ve etnik yapısıyla ilgilidir.
Balkanlar yalnızca siyasi rekabetlerin değil, tarihsel travmaların, etnik çatışmaların ve kimlik mücadelelerinin de coğrafyasıdır.
Sırplar ve Boşnaklar arasındaki ilişkiler, özellikle 1990’lı yılların savaşlarının bıraktığı ağır miras nedeniyle hassasiyetini korumaktadır.
Bu nedenle öğrenci protestolarına Sancak bölgesinden ve Yeni Pazar’dan gençlerin de katılması dikkate değer bir gelişmedir.
Farklı etnik ve dinî kimliklerden insanların yolsuzlukla mücadele, adalet ve hesap verebilirlik gibi ortak talepler etrafında buluşabilmesi, Balkanlar’ın geleceği açısından önemli bir toplumsal imkân sunmaktadır.
Fakat bu birlikteliğin kalıcı bir siyasal uzlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceği zaman içinde anlaşılacaktır.
Toplumsal barış yalnızca ortak bir iktidar karşıtlığıyla değil, farklı kimliklerin haklarını güvence altına alan güçlü kurumlarla sürdürülebilir.
Gençlik neden geleneksel siyasetten uzaklaşıyor?
Sırbistan örneğini yalnızca Balkanlar’la sınırlı değerlendirmek doğru olmaz.
Dünyanın farklı bölgelerinde genç kuşaklarla geleneksel siyaset kurumları arasında bir temsil sorunu yaşandığı görülmektedir.
Gençler artık yalnızca kendileri adına karar verilmesini istemiyor.
Kararların nasıl alındığını, kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığını, siyasi sorumluluğun nasıl belirlendiğini bilmek istiyorlar.
Daha önemlisi, kendi gelecekleri üzerinde doğrudan söz sahibi olmayı talep ediyorlar.
Bu noktada Sırbistan deneyimi, siyaset bilimi açısından önemli bir araştırma alanı oluşturuyor.
Lidersiz veya yatay örgütlenmeye dayanan toplumsal hareketler, seçim dönemlerinde geniş bir toplumsal katılım sağlayabilir.
Ancak aynı hareketlerin hükümet kurma, kamu yönetimi, dış politika ve ekonomik kararlar gibi alanlarda nasıl bir kurumsal yapı oluşturacağı ayrı bir meseledir.
Önümüzdeki dönemde Sırbistan’ın vereceği cevap, yalnızca kendi siyasal geleceğini değil, benzer toplumsal hareketlerin imkânlarını ve sınırlarını anlamamızı da sağlayacaktır.
Türk dünyası için çıkarılabilecek dersler
Ben bu gelişmeleri değerlendirirken ister istemez Türk dünyasındaki gençliğin siyasal ve toplumsal katılımını da düşünüyorum.
Türk dünyasının geleceği yalnızca devlet başkanlarının zirvelerinde, diplomatik görüşmelerde veya imzalanan anlaşmalarda şekillenmeyecektir.
Üniversitelerde yetişen gençlerin düşünce üretme, örgütlenme, tartışma, ortak karar alma ve toplumsal sorumluluk üstlenme kapasiteleri de bu geleceğin önemli unsurlarıdır.
Gençlerin siyasal süreçlere katılması mutlaka bir siyasi partiye üye olmaları anlamına gelmez.
Üniversite forumları, akademik topluluklar, sivil toplum kuruluşları, bağımsız araştırma merkezleri ve gençlik platformları da demokratik katılımın önemli araçlarıdır.
Özellikle Azerbaycan ve Türkiye gibi güçlü genç nüfusa sahip ülkelerde, gençlerin yalnızca geleceğin yöneticileri olarak değil, bugünün düşünce ve politika üreticileri olarak görülmesi önemlidir.
Çünkü bir toplumun gücü yalnızca sahip olduğu ekonomik veya askerî imkânlarla ölçülmez.
O toplumun gençlerine ne kadar düşünme, sorgulama, üretme ve sorumluluk alma imkânı sunduğu da belirleyicidir.
Asıl sınav şimdi başlıyor
Sırbistan’daki seçim sonucu, uzun yıllardır devam eden siyasi iktidar dengelerinin değişebileceğini gösterdi.
Ancak bu gelişmeyi henüz tamamlanmış bir demokratik dönüşüm olarak değerlendirmek için erkendir.
Öğrenci hareketinin önünde ciddi sorular bulunmaktadır.
Kolektif karar alma modeli devlet yönetiminde sürdürülebilecek mi?
Bağımsız yargı ve özgür medya konusundaki vaatler kurumsal reformlara dönüşebilecek mi?
Siyasi kadroların değişmesi, kamu yönetimindeki alışkanlıkların değişmesini de sağlayabilecek mi?
Ve belki de en önemlisi, hareketin tabanındaki gençler seçim sonrasında da karar alma süreçlerini etkileyebilecek mi?
Bunların cevaplarını zaman gösterecek.
Fakat şimdiden görülen bir gerçek var:
Sırbistan’daki öğrenciler, siyasetin yalnızca profesyonel siyasetçilerin faaliyet alanı olmadığını gösteren önemli bir toplumsal deneyim ortaya koydular.
Belgrad’da değişen yalnızca seçim sonuçları değildir. Siyasete katılmanın farklı yolları da yeniden tartışılmaya başlanmıştır.
Bugün dünya, Sırbistan’da seçim kazanan gençlik hareketini konuşuyor.
Yarın ise bu hareketin kuracağı kurumları, alacağı kararları ve demokratik vaatlerini ne ölçüde gerçekleştirdiğini konuşacak.
Çünkü demokrasinin gerçek başarısı yalnızca iktidarın sandıkta değişmesi değil, iktidarın hukukla sınırlandırılması, kurumların güçlendirilmesi ve toplumun yönetime katılabilmesidir.
Ve Sırbistan’ın önündeki asıl tarihsel sınav tam da budur.
Aynur İmran
27 Ekim 2026