Haşim Bilgin | Azerbaycan Dergisi

Modern dünyanın temel ilkelerinden biri, din ile siyasetin birbirinden ayrılmasıdır. Ancak İran’da din, uzun yıllardır yalnızca bir inanç meselesi olmaktan çıkarılarak siyasal iktidarın ve toplumsal denetimin araçlarından biri hâline getirilmiştir.

Özellikle kız çocuklarına küçük yaşlardan itibaren zorunlu başörtüsü uygulaması, eğitim kurumlarında cinsiyet temelli ayrımcılık ve bireysel özgürlüklerin sınırlandırılması, bu ideolojik yönetim anlayışının en belirgin örnekleridir. Çocukların henüz kendi tercihlerini oluşturamadıkları yaşlarda dinî kurallara tabi tutulması, eğitim hakkı ve bireysel özgürlükler açısından ciddi sorunlar doğurmaktadır.

İran’daki bir diğer temel mesele ise Türk kimliğinin ve ana dilinin sistematik biçimde geri plana itilmesidir. Milyonlarca Azerbaycan Türkünün yaşadığı ülkede Türkçe eğitim hakkının tanınmaması, kültürel çeşitliliği korumak yerine tek dil ve tek kimlik anlayışını güçlendirmektedir. Ana dilinde eğitim, bir ayrıcalık değil, temel bir kültürel haktır.

Bu politikanın tarihsel kökleri Pehlevi dönemine uzanmaktadır. Rıza Şah döneminde merkezî devlet anlayışı güçlendirilirken Farsça, ulusal kimliğin başlıca unsuru hâline getirilmiş; Türkler başta olmak üzere farklı etnik toplulukların dil ve kültürleri üzerinde asimilasyon baskısı artmıştır. 1979 İslam Devrimi sonrasında ise monarşinin yerini dinî ideolojiye dayalı yeni bir siyasal sistem almış, ancak ana dili ve kültürel haklar konusundaki temel sorunlar devam etmiştir.

Bugün İran’da yaşanan ekonomik krizler, toplumsal huzursuzluklar ve özgürlük talepleri, bu yönetim modelinin karşı karşıya olduğu derin sorunları ortaya koymaktadır. Güney Azerbaycan’da yükselen ana dilinde eğitim ve kimlik hakları talepleri de bu toplumsal dönüşüm arayışının önemli bir parçasıdır.

Urmiye’den Tebriz’e kadar futbol tribünlerinde ve toplumsal gösterilerde duyulan Türkçe sloganlar, yalnızca birer protesto değil, aynı zamanda kültürel kimliği koruma iradesinin yansımasıdır.

Tarih göstermiştir ki hiçbir ideolojik yönetim, toplumun özgürlük ve kimlik taleplerini sonsuza kadar bastıramaz. Sovyetler Birliği’nin dağılması bunun önemli örneklerinden biridir. Günümüzde dijital iletişim ve teknolojik gelişmeler de baskıcı yönetimlerin bilgi üzerindeki denetimini giderek zorlaştırmaktadır.

İran’ın geleceği, farklı halkların kimliklerini inkâr etmekte değil, onların diline, kültürüne ve temel haklarına saygı gösteren demokratik bir düzen kurabilmesindedir.

Çünkü bir milletin dilini susturmak mümkün olsa bile tarihsel hafızasını ve kimlik bilincini ortadan kaldırmak mümkün değildir.

Haşim Bilgin
Azerbaycan Dergisi için özel köşe yazısı