Prof.Dr.İlyas Topsakal / MHP Genel Başkan Yardımcısı

Sayın Bakanım, Sayın Rektörüm, kıymetli meslektaşlarım, sevgili öğrenciler ve aziz hazirun;

Azerbaycan’ın bağımsızlığının yıl dönümü vesilesiyle düzenlenen bu anlamlı toplantıya hepiniz hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.

Bugün burada yalnızca bir devletin bağımsızlığını anmak üzere toplanmadık. Aynı zamanda Türk tarihinin, Türk medeniyetinin ve müşterek istikbalimizin en mühim coğrafyalarından birini konuşmak üzere bir aradayız.

Azerbaycan dediğimizde acaba ne anlıyoruz? Haritalarda sınırları çizilmiş bir ülkeyi mi? Yoksa binlerce yıllık Türk tarihinin doğuyla batı arasında kurduğu büyük medeniyet köprüsünü mü?

Ben ikinci anlamın üzerinde durmak istiyorum.

**Anadolu Türk dünyasının kalbi, Türkistan onun tarihî gövdesiyse Azerbaycan, bu büyük medeniyet coğrafyasının boğazıdır.** Nasıl ki insanın boğazı hayati bir geçiş noktasıysa Azerbaycan da Türk tarihinin, kültürünün, irfanının ve medeniyet birikiminin doğudan batıya taşındığı en mühim geçitlerden biridir.

Bu sebeple Azerbaycan olmadan Türk Devletleri Teşkilatı’nın coğrafi bütünlüğünü düşünmek mümkün değildir. Azerbaycan olmadan Türk dünyasının birbirini anlamasını, birbirine ulaşmasını ve müşterek bir istikbal inşa etmesini de eksiksiz tasavvur edemeyiz.

Türkistan’ı bilenler bilir. Kazakistan’ı, Kırgızistan’ı, Altay’ı, Tuva’yı, Hakasya’yı tanıyanlar, Doğu Türklüğünün ne kadar büyük bir tarihî ve kültürel mirasa sahip olduğunu görürler. Diğer tarafta Kafkaslardan Balkanlara, Doğu Avrupa’dan Kuzey Afrika’ya kadar uzanan Batı Türklüğü vardır.

İşte Azerbaycan, bu iki büyük tarihî havzanın kavuşma noktasıdır.

Hazar havzasından Nahçıvan’a, Kafkaslardan Anadolu’ya uzanan bu coğrafya işlemediği takdirde ne ilmî birlikten ne kültürel bütünleşmeden ne de siyasi dayanışmadan gereği gibi söz edebiliriz. Türk dünyasının geleceğini konuşmak istiyorsak önce bu coğrafyanın tarihî ve stratejik ehemmiyetini kavramalıyız.

Kıymetli misafirler;

Son dönemde Türkiye ile Azerbaycan arasında gündeme getirilen birtakım tartışmaları hepimiz takip ediyoruz. Tarihî derinlikten mahrum, bilgiye dayanmayan, gündelik hadiseleri iki kardeş ülke arasında ayrışma sebebi hâline getirmeye çalışan değerlendirmelere şahit oluyoruz.

Bir tarihçi olarak açıkça ifade etmek isterim ki coğrafya böyle işlemez. Tarih böyle okunmaz. Milletlerin münasebetleri günlük haberlerin dar çerçevesine sığdırılamaz.

**Bizim coğrafyamız yalnızca sınırlarla tarif edilecek bir coğrafya değildir. Tarihle, kültürle, ilimle, irfanla ve müşterek hafızayla yaşayan bir medeniyet coğrafyasıdır.**

Cengiz Aytmatov’un eserlerindeki doğudan batıya, batıdan doğuya gidip gelen trenleri hatırlayınız. Ben o trenlerde Türk tarihinin asırlar boyunca devam eden hareketini görürüm. Doğudan batıya taşınan yalnızca insanlar ve mallar değildir; bilgi, kültür, hatıra ve medeniyet de taşınır.

Bu büyük mirası doğru anlamazsanız kardeşler arasında ihtilaf üretirsiniz. Doğru değerlendirirseniz kardeşliği pekiştirir, dünyada yeniden söz sahibi olacak müşterek bir kudret meydana getirirsiniz.

Türk milleti tarihin her döneminde aynı siyasi çatı altında yaşamamıştır. Devletlerimiz kurulmuş, imparatorluklarımız yükselmiş, hanlıklarımız yıkılmıştır. Bilhassa son birkaç asırda Türkistan’dan Kafkaslara, Balkanlardan Kuzey Afrika’ya kadar büyük kayıplar yaşadık.

Ancak dikkat ediniz: Siyasi yapılarımız değişirken milletimizin birbirine karşı mesuliyet duygusu ortadan kalkmamıştır.

Millî Mücadele yıllarında Azerbaycan’dan, Türkistan’dan ve daha geniş İslam coğrafyasından Anadolu’ya uzanan maddi ve manevi dayanışmayı hatırlayınız. Karabağ’da mücadele devam ederken Anadolu’nun nasıl aynı acıyı, aynı ümidi ve aynı heyecanı yaşadığını hatırlayınız.

Yakın zamanda yaşadığımız büyük deprem felaketinde Azerbaycanlı kardeşlerimizin nasıl ilk yardım seferberliğine katılanlar arasında yer aldığını düşününüz. Bir otomobile Türk bayrağını sararak yardım için yola düşen Azerbaycanlı kardeşimizin görüntüsü, aslında asırlardır devam eden bir hissiyatın ifadesiydi.

Çünkü **Türk devleti derindir, Türk milleti de derindir.** Bu derinlik yalnızca devlet teşkilatından değil, ortak hafızadan, müşterek vicdandan ve kardeşlik hukukundan doğar.

Burada uluslararası ilişkiler alanında üzerinde durmamız gereken başka bir meseleye temas etmek istiyorum.

Batı merkezli uluslararası ilişkiler düşüncesinde devletler arasındaki münasebetler çoğu zaman karşılıklı çıkar ve kazan-kazan anlayışı üzerinden açıklanır. Elbette iktisadi menfaatlerin, ticaretin ve karşılıklı faydanın devletler açısından mühim bir yeri vardır.

Fakat Türk devletleri arasındaki münasebetleri yalnızca bu anlayışla açıklamaya kalkarsanız büyük bir tarihî gerçeği gözden kaçırırsınız.

Bizim medeniyet geleneğimizde karşılıklı menfaat kadar **rıza, hukuk, vefa ve kardeşlik** de vardır.

Kardeşler arasındaki münasebetin ölçüsü yalnızca kimin ne kadar kazandığı değildir. Kardeşlik, gerektiğinde fedakârlığı göze alabilmek, birbirinin hukukunu gözetmek ve müşterek geleceği birlikte inşa edebilmektir.

Dolayısıyla Türk Devletleri Teşkilatı’nı yalnızca iktisadi menfaatlerin buluştuğu bir yapı olarak değil, müşterek tarih ve medeniyet idrakinin kurumsallaştığı bir birliktelik olarak düşünmemiz gerekir.

Bu noktada dil meselesi üzerinde de hassasiyetle durmalıyız. Türk devletleri kendi aralarında ortak bir kavram dünyası geliştirmeden, kendi dillerinde ilim, siyaset ve diplomasi üretme iradesini güçlendirmeden gerçek anlamda fikrî bütünleşmeyi sağlayamazlar.

Düşüncelerimizi daima başka medeniyetlerin kavramlarıyla kurarsak kendi tarihimizin bize sunduğu imkânları yeterince değerlendiremeyiz.

Türkiye ile Azerbaycan iki ayrı bağımsız devlettir. Sınırlarımız, kanunlarımız ve devlet teşkilatlarımız farklıdır. Fakat bizi birbirimize bağlayan tarih, kültür, dil ve millet şuurudur.

**İki ayrı devlet olmamız, birbirimizden ayrı bir tarihimiz olduğu anlamına gelmez.**

Aynı milletin tarihî mirasından beslenen, birbirinin istiklalini ve istikbalini kendi varlığı bakımından kıymetli gören iki kardeş cumhuriyetiz.

Bir devletin yaşama kudreti yalnızca sahip olduğu toprakların genişliğiyle ölçülmez. Onu çevreleyen dostlukların, dayanışma ağlarının, fikrî birikimin ve medeniyet tasavvurunun gücü de devletin geleceğini tayin eder.

Türklerin binlerce yıllık tarihî devamlılığını mümkün kılan unsurlardan biri de budur. Gerektiğinde yeniden teşkilatlanabilmek, müşterek bir ülkü etrafında buluşabilmek ve birbirinin varlığını koruyabilmek.

Aziz dostlar;

Buradan özellikle Türkiye ve Azerbaycan kamuoyunda söz söyleyen akademisyenlere, gazetecilere ve fikir insanlarına seslenmek istiyorum.

İki kardeş milletin arasına gündelik hadiseler üzerinden mesafe koyarken çok dikkatli olunuz.

Çünkü bu milletlerin tarihî hafızası, gündelik siyasi tartışmalardan çok daha derindir. Her iki toplumun da feraseti, karşılarına çıkarılan suni ayrışmaları değerlendirebilecek birikime sahiptir.

**Türk milletinin kardeşlik hukuku, birkaç gazete manşetinden, birkaç sosyal medya paylaşımından ve geçici siyasi hesaplardan çok daha büyüktür.**

Türkiye ile Azerbaycan’ın münasebetleri dün başlamadı. Bu kardeşlik, bir günde kurulmadı ve bir gündelik tartışmayla ortadan kalkacak kadar sığ değildir.

Unutmayalım ki bugün aramıza koyacağımız her mesafe, yarın müşterek geleceğimizin önünde bir engel hâline gelebilir. Buna mukabil güçlendirdiğimiz her bağ, gelecek nesillere bırakacağımız en kıymetli miras olacaktır.

Bu düşüncelerle, başta Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli Beyefendi olmak üzere teşkilatımızın selamlarını sizlere iletiyorum.

Azerbaycan’ın bağımsızlığını bir kez daha kutluyor, iki kardeş devletin ve büyük Türk milletinin birlik, dirlik ve kardeşliğinin daim olmasını diliyorum.

Hepinizi hürmet ve muhabbetle selamlıyorum.

Sağ olun, var olun