KAYA KERİMOĞLU / Güney Azerbaycan

Başörtüsü tartışmasının arkasındaki gerçek: İran’ın azerbaycan hesapları
Bazen bir devletin aldığı karar, başka bir devletin gerçek niyetlerini ortaya çıkarmaya yeter. Bazen de bir okulun kapısında başlayan tartışma, aslında yıllardır devam eden bir siyasi mücadelenin bütün ayrıntılarını gözler önüne serer.
Bugün Azerbaycan’da okullardaki üniforma düzenlemesi ve başörtüsü üzerinden yürütülen tartışmalar tam da böyle bir durumdur. Azerbaycan yönetiminin eğitim ortamına ilişkin aldığı kararlar, bazı medya kuruluşları tarafından farklı biçimlerde kamuoyuna sunuldu. Bu yayınların başında ise İran İslam Cumhuriyeti’ne yakın medya çevrelerinin yaklaşımı dikkat çekti.
Peki, neden?
İran neden Azerbaycan’ın okul düzenlemesiyle bu kadar ilgileniyor? Neden bir eğitim politikası, bir anda İslam’a düşmanlık meselesiymiş gibi gösteriliyor? Neden İran’ın kendi kadın hakları sicili, Güney Azerbaycan’daki Türklerin millî talepleri, Karabağ meselesindeki tutumu ve bölgedeki siyasi hesapları konuşulmazken bütün tartışma Azerbaycan’ın aldığı karar üzerinden yürütülüyor?
Bunun cevabını anlamak için yalnızca başörtüsüne bakmak yetmez. İran’ın Azerbaycan’a yönelik tarihî yaklaşımına, Güney Azerbaycan’daki Türk nüfusuna, din üzerinden yürütülen nüfuz faaliyetlerine, Ermenistan’la ilişkilerine ve Karabağ’ın jeopolitik önemine birlikte bakmak gerekir.
Çünkü benim açımdan mesele açıktır: Konu başörtüsü değil, İran’ın Azerbaycan üzerindeki siyasi ve ideolojik hesaplarıdır.
Güçlü bir Azerbaycan, İran’ın neden korkulu rüyasıdır?
İran yönetimi hiçbir zaman kendi sınırlarının hemen kuzeyinde, bağımsızlığını koruyan, güçlenen ve Türk dünyasıyla bağlarını geliştiren bir Azerbaycan’ın varlığını bütünüyle kendi çıkarları açısından rahat bir gelişme olarak görmemiştir.
Bunun en önemli sebeplerinden biri, İran sınırları içerisinde yaşayan milyonlarca Azerbaycan Türküdür.
Güney Azerbaycan’daki Türk nüfusu hakkında farklı tahminler vardır. İran’ın resmî nüfus sayımlarında etnik kimlik konusunda yeterli ve ayrıntılı veriler bulunmadığından kesin rakam vermek kolay değildir. Ancak bu nüfusun büyüklüğü, İran’ın siyasi ve toplumsal hayatındaki ağırlığı ve Azerbaycan Türkçesinin geniş bir coğrafyada konuşulması inkâr edilemez.
Bazı tahminlere göre Güney Azerbaycan Türklerinin nüfusu, Azerbaycan Cumhuriyeti nüfusunun iki, hatta üç katına yaklaşmaktadır.
Düşünün: Kuzeyde bağımsız bir Azerbaycan devleti var. Güneyde ise aynı dili, benzer kültürel değerleri ve ortak tarihî hafızayı paylaşan milyonlarca Türk yaşıyor.
Azerbaycan Cumhuriyeti güçlendikçe Güney’deki insanlar da doğal olarak şu soruyu soruyor:
Aynı dili konuşuyoruz, aynı kültürel köklerden besleniyoruz, aynı milletin tarihî hafızasını taşıyoruz. Peki, neden farklı kaderleri yaşıyoruz?
İşte İran rejiminin asıl korkusu burada başlıyor.
Güney Azerbaycan’da ana dilinde eğitim, kültürel haklar, kimliğin tanınması ve siyasi özgürlük talepleri uzun yıllardır gündemdedir. Bağımsız Azerbaycan’ın varlığı, bu taleplerin daha güçlü biçimde ifade edilmesine zemin hazırlayabiliyor.
İran yönetimi açısından sorun yalnızca kuzeyde güçlü bir devletin bulunması değildir. Sorun, bu devletin Güney’deki Türkler için bir özgüven kaynağı olmasıdır.
Bu nedenle Azerbaycan’ın iç tartışmalarını etkilemek, toplumun farklı kesimleri arasında ayrılık yaratmak ve Azerbaycan’ın bağımsız siyasi çizgisini zayıflatmak, İran’ın bölgesel nüfuz mücadelesi açısından önem taşımaktadır.
Geçmişte Azerbaycan’ın bazı bölgelerinde İran yanlısı çevrelerin faaliyetleri, İran bayraklarının açıldığı olaylar ve Tahran’ın siyasi etkisine ilişkin tartışmalar yaşanmıştır. Bu olayların her birini kendi tarihî bağlamında incelemek gerekir. Fakat Azerbaycan’ın egemenliği konusunda neden hassas davrandığını anlamak için bölgedeki gerçek siyasi rekabeti görmek yeterlidir.
İran, Azerbaycan’ın güçlenmesinin yalnızca kuzeydeki dengeleri değil, kendi sınırları içerisindeki millî kimlik tartışmalarını da etkileyebileceğini biliyor.
Savaş propagandası: Güney Azerbaycan’ı kuzeyden koparmak
İran ile İsrail arasındaki çatışmalar ve ABD ile İran arasındaki gerilim sırasında Azerbaycan da propaganda savaşlarının hedeflerinden biri hâline geldi.
Azerbaycan’ın hava sahasının İran’a yönelik saldırılarda kullanıldığına ilişkin iddialar, karşılıklı açıklamalar ve çeşitli medya kuruluşlarının haberleri bölgesel gündemi meşgul etti. Bu iddiaların her birinin somut kanıtlarla değerlendirilmesi gerekir.
Ancak burada siyasi açıdan önemli bir soru var: İran’a yakın çevreler, Azerbaycan’ı sürekli olarak bir tehdit gibi göstermeye çalışırken bundan kim kazanç sağlıyor?
Azerbaycan ile İran arasındaki güvensizliğin büyümesi, Güney Azerbaycan’daki Türklerin kuzeydeki soydaşlarıyla ilişkilerini de etkileyebilir. Azerbaycan’ın İran’a düşman olduğu, Türklerin kuzeydeki devletleriyle yakınlık kurmasının tehlikeli olduğu veya Azerbaycan’ın İran’a karşı yürütülen savaşların bir parçası olduğu yönündeki söylemler, toplumlar arasındaki kültürel bağları siyasi bir korkuya dönüştürebilir.
Eğer amaç Güney Azerbaycan Türklerini kuzeyden uzaklaştırmaksa, bu yalnızca bir medya tartışması değildir. Bu, kimlik ve aidiyet üzerinde yürütülen siyasi bir mücadeledir.
Fakat bir milletin kültürel hafızasını propaganda ile ortadan kaldırmak kolay değildir. İnsanlar hangi dili konuştuklarını, hangi kültürel mirası taşıdıklarını ve kendi gelecekleri hakkında ne düşündüklerini bir medya kampanyası yüzünden unutmazlar.
Azerbaycan’ın aydınlanmacı geleneği ve İran’ın kadın politikası
İran’ı rahatsız eden ikinci önemli konu, Azerbaycan’ın toplumsal ve kültürel yönelimidir.
Azerbaycan, Türk dünyasında modernleşme, eğitim, kadınların toplumsal hayata katılması ve laik devlet anlayışı bakımından önemli bir yere sahiptir.
Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti, 1918 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu cumhuriyetlerden biri olmuştur. Bu tarihî miras, Azerbaycan’ın aydınlanmacı geleneğinin önemli bir parçasıdır.
Bugün Azerbaycan’dan bilim, sanat, edebiyat, müzik ve spor alanlarında başarılı kadınların çıkması, kadınların toplum hayatındaki yerinin yalnızca kıyafet üzerinden tanımlanamayacağını gösteriyor.
Şimdi İran’a bakalım.
İran’da kadınların kıyafetleri üzerindeki devlet baskısı, zorunlu başörtüsü uygulaması ve bu kurallara karşı çıkan kadınların karşılaştığı yaptırımlar yıllardır dünyanın gündemindedir. Mahsa Jina Amini’nin 2022 yılında gözaltındayken hayatını kaybetmesinin ardından ülke genelinde yayılan protestolar, İran toplumundaki tepkinin boyutunu ortaya koymuştur.
Bunun yanında erken yaşta evlilikler, kız çocuklarının hakları ve kadınların kamusal hayattaki özgürlükleri konusunda ciddi tartışmalar yaşanmaktadır.
Bir tarafta kadının nasıl giyineceğine devletin karar verdiği bir sistem, diğer tarafta kadının eğitimini ve toplumsal hayata katılımını önemseyen bir modernleşme geleneği…
Bu karşılaştırma, İran yönetiminin ideolojik iddialarını sorgulayan insanların sayısını artırıyor.
İran’ın Azerbaycan’daki dinî nüfuz faaliyetlerini anlamak için de bu noktaya dikkat etmek gerekir. Çünkü insanlar iki ülkenin toplumsal şartlarını karşılaştırdıkça, dinî söylemlerle günlük hayatın gerçekleri arasındaki farkları daha açık görebiliyorlar.
Dinî yatırımlar ve Azerbaycan’ın düşünce dünyasını değiştirme çabası
İran, Azerbaycan üzerindeki etkisini yalnızca diplomasiyle artırmaya çalışmadı. Televizyon yayınları, dinî eğitim kurumları, burslar, dinî çevreler ve ideolojik faaliyetler de bu nüfuz mücadelesinin araçları arasında yer aldı.
Elbette Şii inancı iki toplum arasında tarihî ve kültürel bağlar oluşturur. İnsanların dinî eğitim alması, ibadet etmesi ve inancını yaşaması başlı başına bir sorun değildir.
Sorun, dinî bağların başka bir devletin siyasi çıkarları için kullanılmasıdır.
Bir ülkede din eğitimi verilmesi başka şeydir; gençlerin başka bir devletin ideolojik çizgisine bağlanması için eğitim ortamlarının kullanılması başka şeydir.
İran’ın Azerbaycan’daki bazı dinî faaliyetleri, televizyon yayınları ve ideolojik çevreleri uzun zamandır tartışılmaktadır. Öğrencilere burs verilmesi, dinî okullara yönlendirme yapılması veya toplumsal ağlar kurulması tek başına kötü niyetin kanıtı sayılamaz. Ancak bu faaliyetler siyasi propaganda ve yabancı devletin nüfuzunu yayma girişimleriyle birleştiğinde mesele değişir.
İran’ın hedefi Azerbaycan’ın aydınlanmacı geleneğini zayıflatmak, laik devlet anlayışını tartışmalı hâle getirmek ve genç nesillerin düşünce dünyasında kendi rejiminin ideolojisine daha fazla yer açmaksa, burada yalnızca dinî bir faaliyet değil, siyasi bir nüfuz mücadelesi söz konusudur.
Bir dönem bu tür faaliyetlerin Azerbaycan’da belirli ölçüde karşılık bulduğu söylenebilir. Ancak Azerbaycan toplumunun tamamını bu ideolojik çizgiye çekmek mümkün olmamıştır.
Özellikle genç kuşaklar arasında bağımsızlık, millî kimlik ve devlet egemenliği konularında güçlü bir duyarlılık vardır. Azerbaycan’ın kendi geleceğini belirleme hakkını savunan insanlar, ülkenin eğitim sisteminin ve siyasi kararlarının dışarıdan yönlendirilmesine karşı çıkmaktadır.
Son günlerde okul düzenlemesi üzerinden yürütülen tartışmanın arka planında da bu mücadele bulunuyor.
Karabağ: İran’ın bölgesel çıkarları ve Azerbaycan’ın yarası
Gelelim İran’ın Azerbaycan’la ilişkilerindeki en hassas başlıklardan birine: Karabağ meselesine.
Azerbaycan halkı için Karabağ yalnızca bir toprak parçası değildir. Karabağ; tarih, kültür, ailelerin yaşadığı acılar, kaybedilen hayatlar ve yıllarca süren bir yurduna kavuşma mücadelesidir.
Birinci Karabağ Savaşı sırasında yüz binlerce insan yerinden edildi. Şehirler ve köyler tahrip edildi, aileler dağıldı, kültürel miras büyük zarar gördü. İşgal yılları boyunca yaşananlar Azerbaycan toplumunun hafızasında derin izler bıraktı.
2020’deki İkinci Karabağ Savaşı ve sonraki gelişmeler bölgenin siyasi dengelerini değiştirdi. Azerbaycan büyük kayıplar ve fedakârlıklar pahasına toprakları üzerindeki egemenliğini yeniden tesis etti.
İran ise bu süreç boyunca Azerbaycan kamuoyunda ciddi soru işaretlerine neden olan bir politika izledi. Tahran’ın Ermenistan’la ilişkileri, sınır güzergâhları ve Azerbaycan’ın bölgesel bağlantıları konusunda yaptığı açıklamalar, iki ülke arasındaki güvensizliği artırdı.
İran’ın Ermenistan’la diplomatik ilişkiler kurması tek başına Ermenistan’ın bütün politikalarını desteklediğini kanıtlamaz. Fakat İran’ın Azerbaycan’ın güvenlik kaygılarını yeterince dikkate almayan tutumu, Azerbaycan’da ciddi bir rahatsızlık yarattı.
Asıl soru şudur: Kendini İslam dünyasının öncü gücü olarak tanıtan bir yönetim, Müslüman Azerbaycan halkının en büyük millî meselelerinden birinde neden onun güvenini kazanamadı?
Karabağ camilerinde domuz beslenmesi: Hafızalardan silinmeyen görüntüler
Karabağ meselesinin Azerbaycan halkı açısından taşıdığı anlamı kavramak için yalnızca sınır haritalarına bakmak yeterli değildir. İşgal döneminde camilerin ve diğer dinî yapıların gördüğü zarar, bu halkın hafızasında derin yaralar açmıştır.
Azerbaycan’ın işgalden kurtarılan bölgelerinde bazı camilerin tahrip edildiği, bakımsız bırakıldığı ve farklı amaçlarla kullanıldığı belgelere ve görüntülere yansımıştır. Özellikle Ağdam’daki Cuma Camii, işgal yıllarında ağır hasar gören dinî yapılardan biri olarak uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmiştir.
Bölgedeki bazı camilerde domuz beslendiğine ilişkin görüntüler ve haberler de Azerbaycan kamuoyunda büyük tepki uyandırmıştır. Bu tür görüntüler, Müslüman Azerbaycanlıların yalnızca topraklarını değil, dinî ve kültürel miraslarını da koruma mücadelesi verdiğini gösteren semboller hâline gelmiştir.
Her bir görüntünün yeri ve tarihi ayrı ayrı doğrulanmalıdır. Fakat camilerin tahrip edilmesi ve dinî yapıların aşağılayıcı biçimlerde kullanılması, hangi toplumun kutsal mekânı söz konusu olursa olsun kabul edilemez.
İşte tam bu noktada İran’ın tutumuna ilişkin çelişki tartışması başlıyor.
Karabağ’daki camilerin zarar gördüğü, Azerbaycanlıların kendi yurtlarından uzak kaldığı ve İslami mirasın tahrip edildiği yıllarda İran’ın Ermenistan’la ilişkilerini sürdürmesi ve Azerbaycan’ın güvenlik kaygılarıyla karşı karşıya gelen bölgesel politikalar izlemesi, Azerbaycan halkında derin bir güvensizlik yarattı.
Azerbaycanlıların sorduğu soru şudur:
İslam adına siyaset yaptığını söyleyen bir yönetim, Karabağ’daki camiler tahrip edilirken ve bazı camilerde domuz beslendiğine ilişkin görüntüler ortaya çıkarken neden Azerbaycan halkının yanında olduğunu açıkça hissettiremedi?
İran’ın Ermenistan’la ilişkileri elbette tek bir olayla açıklanamaz. Tahran’ın güvenlik, ticaret ve jeopolitik hesapları vardır. Ancak bir devletin kendi çıkarlarını gözetmesi, başka bir halkın acılarını görmezden gelmesini haklı çıkarmaz.
Karabağ Azerbaycanlılar için ne kadar kutsalsa, Kudüs de Müslümanlar için o kadar önemli bir tarihî ve manevi değere sahiptir. Bu iki yerin farklı tarihî ve dinî özellikleri vardır; ancak her ikisi de insanların hafızasında derin bir yere sahiptir.
Azerbaycan halkı yüzlerce, binlerce evladını kaybederek Karabağ’da egemenliğini yeniden tesis etti. Bugün o bölgelerde camilerin onarılması, ezan sesinin yeniden duyulması ve insanların yurtlarına dönmesi için mücadele veriliyor.
Şimdi soruyorum: Bir halkın kutsal mekânlarını korumak ve kendi yurduna sahip çıkmak için verdiği mücadeleyi görmezden gelip, onu yalnızca okul kıyafeti üzerinden İslam düşmanı ilan etmek nasıl bir adalettir?
İran, Ermenistan ve narkotik ticareti: Bölgenin karanlık güzergâhları
İran’ın Azerbaycan’la ilişkilerinde üzerinde durulması gereken bir başka konu da uyuşturucu kaçakçılığıdır.
İran, coğrafi konumu nedeniyle Afganistan kaynaklı uyuşturucunun farklı ülkelere taşınmasında kullanılan güzergâhların üzerinde bulunuyor. Afganistan’dan başlayarak İran üzerinden Türkiye’ye, Güney Kafkasya’ya ve Avrupa’ya uzanan kaçakçılık hatları, yıllardır bölgesel güvenlik açısından önemli bir sorun oluşturuyor.
Uyuşturucu kaçakçılığı yalnızca suç örgütlerinin faaliyetlerinden ibaret değildir. Bu ticaret, gençlerin hayatını karartıyor, aileleri dağıtıyor, toplumların güvenliğini tehdit ediyor ve büyük bir kara para ekonomisi yaratıyor.
İran’ın coğrafi konumu, ülkeyi hem uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede önemli bir aktör hem de uluslararası kaçakçılık ağlarının kullandığı güzergâhlardan biri hâline getiriyor. İran makamları da uyuşturucuyla mücadele yürüttüklerini açıklıyor. Bu nedenle İran devletinin tamamını narkotik ticaretinin faili gibi göstermek doğru olmaz.
Ancak bölgedeki kaçakçılık ağlarının, sınır güzergâhlarının ve özellikle Karabağ’ın çevresindeki kontrolsüz alanların nasıl kullanıldığı mutlaka sorgulanmalıdır.
Karabağ’ın işgal altında olduğu dönemde bölgedeki denetimsizlik, yasa dışı ekonomik faaliyetler ve kaçakçılık iddiaları ciddi tartışmalara konu oldu. İran-Ermenistan sınırının stratejik konumu da bu meselelerin araştırılmasını gerekli kılıyor.
Azerbaycan ve Türkiye, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele konusunda bölgesel güvenliğe önem veren ülkeler arasındadır. Azerbaycan’ın egemenliğini güçlendirmesi ve sınırlarını daha etkin kontrol etmesi, yasa dışı faaliyetlerle mücadele bakımından da önem taşımaktadır.
Benim burada dikkat çekmek istediğim nokta şudur: İran’ın Ermenistan’la siyasi ve ekonomik ilişkileri, bölgesel güzergâhlar ve kaçakçılık ağlarıyla ilgili iddialar bağımsız biçimde araştırılmalı; suç örgütlerinin kimlerle bağlantılı olduğu somut delillerle ortaya çıkarılmalıdır.
İran’ın Ermenistan üzerinden Avrupa’ya narkotik kaçakçılığı yapılmasına bilerek destek verdiği iddiası, ciddi kanıtlarla desteklenmesi gereken bir suçlamadır. Bu konuda doğrulanmış belgeler, soruşturma dosyaları ve güvenilir raporlar olmadan kesin hüküm vermek doğru değildir.
Fakat bir başka gerçek de ortadadır: Bölgesel güçler, ticaret yolları ve sınır güzergâhları üzerinde nüfuz kurmak için mücadele ediyor. Bu mücadelede yasa dışı ekonomik ağların rolü varsa, bunların ortaya çıkarılması bütün bölgenin çıkarınadır.
Azerbaycan’ın bağımsızlığına yönelik siyasi baskılarla kaçakçılık iddiaları arasında kanıtlanmamış bağlantılar kurmak yerine, her birini somut belgelerle araştırmak gerekir. Çünkü gerçekleri ortaya çıkarmanın en güçlü yolu, iddiaları sloganlarla değil, kanıtlarla desteklemektir.
İran neden Ermenistan Başbakanı Paşinyan’ı ağırladı?
İran’ın Ermenistan’la ilişkileri yalnızca diplomatik nezaket meselesi değildir. Bu ilişkilerin arkasında sınır güvenliği, ticaret, ulaştırma güzergâhları, bölgesel güç dengeleri ve Azerbaycan’ın artan etkisine ilişkin hesaplar bulunuyor.
Dönemin İran dinî lideri Ali Hamaney’in Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ı Tahran’da kabul etmesi, iki ülke arasındaki ilişkilerin önemli örneklerinden biridir. Ermenistan bayraklarının açıldığı ve Karabağ meselesinde Ermeni tarafının kullandığı sloganların gündeme geldiği gösteriler de Azerbaycan kamuoyunda tepki çekmiştir.
Bu olayların her birini tarihleri, görüntüleri ve güvenilir haber kaynaklarıyla değerlendirmek gerekir. Ancak İran’ın Ermenistan’la yakın ilişkilerinin Azerbaycan’da neden güvensizlik yarattığını anlamak zor değildir.
Azerbaycan, Karabağ’ı kendi tarihî yurdunun bir parçası olarak görüyor. İşgal yıllarında yaşanan acılar ve camilerin tahrip edilmesi, toplumun hafızasında derin izler bıraktı. Böyle bir ortamda İran’ın Ermenistan’la ilişkilerini güçlendirmesi, Azerbaycanlıların gözünde yalnızca ekonomik veya diplomatik bir tercih olarak görülmeyebiliyor.
İran kendi çıkarlarını savunduğunu söyleyebilir. Ancak Azerbaycan da kendi güvenliğini, toprak bütünlüğünü ve bölgesel bağlantılarını koruma hakkına sahiptir.
Hiçbir devlet, kendi jeopolitik çıkarlarını savunurken başka bir halkın tarihî acılarını önemsizleştirmemelidir.
Okul üniforması meselesi: İslam’a karşı bir karar mı?
Gelelim bugünkü tartışmanın merkezine.
Azerbaycan’da okullardaki üniforma düzenlemesi ve başörtüsü konusu, bazı çevreler tarafından İslam’a karşı bir uygulamaymış gibi sunuluyor.
Öncelikle şunu söylemek gerekir: Bir devletin eğitim kurumlarında kıyafet ve disiplin kuralları belirlemesi ile insanların özel hayatına ve dinî inançlarına müdahale etmesi aynı şey değildir.
Okul, öncelikle eğitim kurumudur. Çocukların bilimle, kültürle, edebiyatla, tarihle ve düşünceyle tanıştığı yerdir. Eğitim ortamında ortak kuralların bulunması doğaldır. Ancak bu kuralların hukuka uygun, ölçülü ve çocukların haklarını koruyacak şekilde uygulanması gerekir.
Burada asıl amaç, çocukların eğitim ortamının siyasi ve ideolojik mücadelelerin aracı hâline gelmesini önlemek olmalıdır.
Nasıl ki camilerin kendine özgü kuralları varsa, okulların da eğitim düzenine ilişkin kuralları olabilir. Elbette camiye giriş kurallarıyla devlet okullarının kuralları aynı hukuki temele dayanmaz; biri ibadet mekânı, diğeri kamu hizmeti sunan eğitim kurumudur. Bu nedenle okul kuralları dinî tercihlerden bağımsız olarak hukuk, eşitlik, eğitim hakkı ve çocukların yüksek yararı çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Bir okulda başörtüsüyle ilgili düzenleme yapılması, tek başına o devletin İslam düşmanı olduğunu göstermez. Aynı şekilde başörtüsünü zorunlu kılan bir karar da sırf dinî gerekçelerle savunulduğu için otomatik olarak doğru kabul edilemez.
Önemli olan, çocukların eğitim hakkının korunması ve okulun herhangi bir siyasi hareketin propaganda alanına dönüştürülmemesidir.
Azerbaycan’ın aldığı kararın tam kapsamı ve uygulama biçimi resmî metin üzerinden değerlendirilmelidir. Fakat kararın bütününü incelemeden ülkeyi İslam düşmanı ilan etmek, siyasi tartışmayı gerçek sorunlardan uzaklaştırır.
Dokuz yaşındaki çocuklara Hamaney şiiri ezberletmek!
Son dönemde sosyal medyada yayılan bazı görüntüler, bu tartışmayı daha da önemli hâle getirdi.
İddialara göre başörtülü bir öğretmen, dokuz yaşlarındaki kız çocuklarını bir araya getirerek İran’ın dinî lideri Ali Hamaney için yazılmış bir şiiri ezberletmeye çalışıyordu.
Bu görüntülerin tarihinin, yerinin ve bağlamının bağımsız biçimde doğrulanması gerekir. Ancak görüntülerde anlatıldığı gibi bir durum söz konusuysa, ortada ciddi bir eğitim ve çocuk hakları meselesi vardır.
Bir öğretmenin çocuklara şiir öğretmesi elbette sorun değildir. Sorun, çocukların yaşlarının ve eğitim ortamının başka bir devletin siyasi liderine bağlılık duygusu aşılamak için kullanılmasıdır.
Dokuz yaşındaki bir çocuk henüz dünyayı tanımaya, soru sormaya ve kendi düşüncesini oluşturmaya çalışır. Onu yabancı bir devletin siyasi liderine yönelik ideolojik bağlılığın parçası hâline getirmek, eğitim ile propaganda arasındaki sınırı ortadan kaldırabilir.
Üstelik söz konusu liderin yönettiği ülkede kadınların zorunlu başörtüsü uygulaması nedeniyle baskılara uğradığı, kadın haklarının uluslararası düzeyde tartışıldığı ve Güney Azerbaycan’daki Türklerin kimlik taleplerinin devam ettiği düşünüldüğünde, bu iddia daha da dikkatle incelenmelidir.
Azerbaycan’ın eğitim sistemi, yabancı bir devletin siyasi propagandasının yürütüldüğü bir alana dönüşmemelidir.
Burada öğretmenin başörtülü olması veya dinî inanca sahip olması tek başına hiçbir suçun kanıtı değildir. Eleştirilmesi gereken, eğer doğrulanırsa, çocukların ideolojik telkin amacıyla kullanılmasıdır.
Bir ülkenin bağımsızlığını koruması, yalnızca sınırlarını savunmasıyla olmaz. Eğitim kurumlarının bağımsızlığını, çocukların düşünsel gelişimini ve toplumun özgür iradesini koruması da gerekir.
Siyasetçilere ve dinî çevrelere birkaç sorum var
Bütün bu gelişmeler ortadayken bazı siyasetçilerin ve dinî çevrelerin Azerbaycan’ı hedef alarak tartışmayı yalnızca başörtüsüne indirgemesi düşündürücüdür.
Azerbaycan’ın kararları eleştirilebilir. Hiçbir devlet eleştiriden muaf değildir. Ancak eleştiri tutarlı, adil ve ilkesel olmalıdır.
Bu nedenle kendilerine birkaç sorum var.
Birinci sorum: Tacikistan’da hicap ve dinî kıyafetler konusunda kısıtlamalar gündeme geldiğinde neden aynı ölçüde sesinizi yükseltmediniz?
Bir uygulama yanlışsa, onu uygulayan devletin kim olduğuna bakmadan eleştirmek gerekir. İnsan hakları yalnızca sevdiğimiz devletlerin vatandaşları için geçerli değildir.
İkinci sorum: Filistin meselesi söz konusu olduğunda neden tarihî ve siyasi çelişkileri konuşmaktan kaçınıyorsunuz?
Filistin halkının yaşadığı acıları inkâr etmek ne kadar yanlışsa, Filistin adına yapılan her siyasi tercihi eleştiriden muaf tutmak da o kadar yanlıştır.
Ermenistan’ın Karabağ meselesindeki tutumuna verilen destekler, İran’ın Ermenistan’la ilişkileri ve Osmanlı döneminde İngilizlerle iş birliği yapan bazı siyasi aktörlerin Türk askerleriyle karşı karşıya gelmesi gibi tarihî meseleler, belgeleriyle ve dönemin şartları dikkate alınarak tartışılmalıdır.
Bütün Filistin halkını tek bir siyasi çizgiyle özdeşleştirmek doğru değildir. Ancak bir halkın acılarını başka bir halkın acılarını görmezden gelmek için kullanmak da kabul edilemez.
Üçüncü sorum: İran molla rejimi kadınları zorunlu başörtüsü uygulaması nedeniyle baskı altına alırken neden aynı çevrelerden tutarlı bir itiraz yükselmiyor?
İran’da başörtüsü kurallarına uymadığı gerekçesiyle kadınların gözaltına alınması, cezalandırılması ve baskıya uğraması yıllardır gündemdedir. Mahsa Jina Amini’nin ölümünün ardından yaşanan protestolar, bu meselenin ne kadar ciddi olduğunu bütün dünyaya göstermiştir.
Kadınların kıyafetleri nedeniyle cezalandırılmasına karşı çıkmak için belirli bir ülkenin vatandaşı olmak gerekmez. Kadın hakları evrenseldir.
Bir ülkede başörtüsü takmadığı için kadınların cezalandırılmasına sessiz kalıp başka bir ülkede okul kıyafeti tartışmasını bütün bir halkı suçlamak için kullanmak, ilkesel bir yaklaşım değildir.
Dördüncü sorum: Karabağ’da camiler tahrip edilirken, bazı camilerde domuz beslendiğine ilişkin görüntüler ortaya çıkarken neden aynı hassasiyeti göstermediniz?
Azerbaycan halkı Karabağ’da büyük acılar yaşadı. İnsanlar yurtlarından koparıldı, şehirler ve köyler tahrip edildi, dinî ve kültürel miras ağır zarar gördü.
Azerbaycanlılar yüzlerce, binlerce evladını kaybederek kendi toprakları üzerindeki egemenliklerini yeniden tesis ettiler. Bugün o bölgelerde camilerin onarılması, ezan sesinin yeniden duyulması ve insanların yurtlarına dönmesi için mücadele veriliyor.
Karabağ Azerbaycanlılar için ne kadar kutsalsa, Kudüs de Müslümanlar için o kadar önemli bir manevi değere sahiptir. Birinin acısını anlamak için diğerinin acısını inkâr etmek zorunda değiliz.
Azerbaycan halkını yalnızca okul kıyafeti üzerinden İslam düşmanı ilan edenlerin, Karabağ’daki camilerin tahrip edilmesi karşısında da aynı duyarlılığı göstermesini beklemek en doğal hakkımızdır.
Beşinci sorum: İran’ın Ermenistan’la ilişkileri, Karabağ’daki gelişmeler ve bölgesel kaçakçılık iddiaları neden aynı açıklıkla tartışılmıyor?
Uyuşturucu kaçakçılığı, bölgenin gençlerini ve ailelerini tehdit eden ciddi bir sorundur. İran’ın coğrafi konumu, Ermenistan’la ilişkileri ve Güney Kafkasya’daki güzergâhlar bağımsız araştırmalarla incelenmelidir.
Eğer suç örgütleri bölgedeki siyasi veya ekonomik bağlantılardan yararlanıyorsa, bunların ortaya çıkarılması gerekir. Ancak bu tür iddialar somut kanıtlarla desteklenmeli, suçlamalar belgelere dayanmalıdır.
Gerçekten adalet ve ahlak arıyorsak, bu konuların da üzerine gitmeliyiz.
Son sorum ise şudur: Azerbaycan başörtüsüz öğrencilerin okula gelmesini yasaklasaydı tepkiniz ne olurdu?
Eğer devlet, başörtüsü takmayan öğrencilerin okula alınmayacağını açıklasaydı, aynı çevrelerin bir kısmının bu kararı dinî gerekçelerle savunacağını düşünmek zor değil.
Oysa temel ilke değişmemelidir.
Bir devletin okul düzenlemesi başörtüsünü zorunlu kılsa da yasaklasa da hukuk, eşitlik, eğitim özgürlüğü ve çocukların hakları açısından değerlendirilmelidir.
İnsan hakları, yalnızca bizim ideolojimize uygun kararlar alındığında hatırlanacak bir kavram değildir.
Eğer bir uygulamayı sırf dinî olduğu için alkışlıyor, başka bir uygulamaya sırf laik olduğu için düşman kesiliyorsak, insan haklarını değil, ideolojik tarafgirliği savunuyoruz demektir.
Sonuç: İran’ın hesabı bozuluyor
Bugün İran’ın karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri, yıllardır dinî söylemlerle meşrulaştırmaya çalıştığı siyasi düzenin toplumun geniş kesimleri tarafından sorgulanmasıdır.
Kadınlar özgürlük istiyor. Gençler daha iyi bir gelecek arzuluyor. Farklı halklar kendi dillerini, kültürlerini ve kimliklerini yaşatmak istiyor. Güney Azerbaycan’daki Türkler de ana dilleri, millî kimlikleri ve gelecekleri hakkında daha fazla söz sahibi olmak istiyor.
Kuzeyde bağımsız bir Azerbaycan’ın varlığı, bu arayışlar açısından önemli bir referans noktası oluşturuyor.
İran’ın Azerbaycan’a yönelik politikalarını değerlendirirken bütün olayları tek bir komployla açıklamak doğru olmaz. Fakat Tahran’ın kendi siyasi çıkarları doğrultusunda Azerbaycan’ın iç tartışmalarını etkilemeye çalıştığı yönündeki kaygıları da görmezden gelemeyiz.
Karabağ meselesinde yaşananlar, camilerin tahrip edilmesi, bazı camilerde domuz beslendiğine ilişkin görüntüler, İran’ın Ermenistan’la ilişkileri, bölgedeki uyuşturucu kaçakçılığı güzergâhlarına ilişkin iddialar ve Azerbaycan’ın eğitim sistemine yönelik ideolojik müdahale kaygıları, ayrı ayrı incelenmesi gereken ciddi konulardır.
Bütün bunları konuşmak, İran halkına düşmanlık etmek anlamına gelmez. İran halkı ile molla rejimini, Şii inancıyla siyasi Şiiliği, dinî eğitimle devlet propagandasını birbirine karıştırmamak gerekir.
Benim eleştirim, dinî söylemi siyasi nüfuz aracı olarak kullanan yönetim anlayışınadır.
İran’ın yıllardır Azerbaycan üzerinde kurmaya çalıştığı siyasi ve ideolojik etkinin sınırlarına dayanması, bölgenin geleceği açısından önemli bir gelişmedir. Çünkü hiçbir devlet, ortak dinî değerleri bahane ederek başka bir ülkenin eğitim sistemini ve siyasi geleceğini kendi çıkarlarına göre şekillendirme hakkına sahip değildir.
Azerbaycan’ın bağımsızlığına sahip çıkmak, devletin her kararını sorgulamadan doğru kabul etmek anlamına gelmez. Tam tersine, bağımsız bir devletin güçlü olması; kararlarını hukuk içinde alması, çocukların haklarını koruması ve toplumun da bu kararları özgürce tartışabilmesiyle mümkündür.
Azerbaycan’ın okul düzenlemesi de bu çerçevede ele alınmalıdır. Başörtüsü takan aileler düşman ilan edilmemeli, çocuklar siyasi hesapların aracı hâline getirilmemeli ve eğitim kurumlarının bağımsızlığı korunmalıdır.
Fakat aynı zamanda İran’ın dinî söylem üzerinden siyasi nüfuz kurma çabaları da görmezden gelinmemelidir.
Çünkü konu İslam değil, başörtüsü de değil.
Konu; Azerbaycan’ın bağımsızlığı, Güney Azerbaycan Türklerinin kimliği, kadınların özgürlüğü, Karabağ’ın tarihî yaraları ve İran rejiminin bölgesel nüfuz hesaplarıdır.
İran’ın yıllardır yaptığı siyasi ve ideolojik yatırımların karşılık bulmaması, Azerbaycan toplumunun kendi geleceği üzerinde daha fazla söz sahibi olmak istemesi ve Güney Azerbaycan’daki Türklerin kimlik taleplerini daha güçlü dile getirmesi, Tahran’ın alıştığı siyasi dengeleri değiştiriyor.
İşte bu nedenle bugün okul üniforması üzerinden yürütülen tartışma, göründüğünden çok daha büyüktür.
Molla rejiminin son çırpınışları dediğimiz şey, belki de insanların artık yalnızca kendilerine anlatılanlara inanmakla yetinmemesi; gördükleri çelişkileri sorgulaması ve kendi geleceklerini kendilerinin belirlemek istemesidir.
Hiçbir rejim sonsuza kadar propaganda ile ayakta kalamaz. Hiçbir ideoloji bir milletin dilini, kimliğini ve özgürlük arzusunu sonsuza kadar bastıramaz.
Azerbaycan kendi geleceğini belirleme hakkına sahiptir. Güney Azerbaycan Türkleri kendi dillerini ve kimliklerini yaşatma hakkına sahiptir. Kadınlar kendi hayatları hakkında karar verme hakkına sahiptir. Çocuklar ise siyasi rejimlerin propagandasına değil, bilime, kültüre ve özgür düşünceye dayalı bir eğitim alma hakkına sahiptir.
Konu İslam değil. Konu başörtüsü değil. Konu, İran’ın yıllardır sürdürdüğü siyasi hesapların artık daha fazla sorgulanmasıdır.
Ve hiçbir devletin hesabı, bir milletin özgürlük ve kimlik arzusundan daha değerli değildir.
Saygılarımla,
Kaya Kerimoğlu