
KAYA KERİMOĞLU
İsmail Gaspıralı’nın vefatının 112. yılındaKaya KerimoğluBugün bir insanın ölümünün üzerinden 112 yıl geçmiş olabilir.Peki bazı insanlar gerçekten ölür mü?Yoksa bıraktıkları fikirler, yetiştirdikleri insanlar ve açtıkları yollar onları yaşatmaya devam mı eder?
24 Eylül 1914’te Bahçesaray’da hayata veda eden İsmail Gaspıralı’yı hatırlarken belki de kendimize sormamız gereken ilk soru budur.Gaspıralı bugün aramızda olsaydı bize ne söylerdi? Belki de önce şunu sorardı:“Benden sonra ne yaptınız?”Çünkü Gaspıralı’nın mirası yalnızca geçmişe ait bir hatıra değildir. Onun asıl mirası, geleceğe yönelmek için bıraktığı fikirdir.
⸻
İsmail Gaspıralı olmasaydı neler olmazdı?Bir düşünelim…Kırım’da küçük bir okulda başlayan bir eğitim hareketi nasıl olur da Kazan’a, Kafkasya’ya, Türkistan’a ve daha geniş bir coğrafyaya ulaşabilir?1884’te Bahçesaray’da açtığı okulda uyguladığı yeni eğitim yöntemi, daha sonra Usul-i Cedid adıyla yaygınlaştı. Bu anlayış yalnızca çocuklara daha hızlı okuma yazma öğretmekten ibaret değildi. Eğitimde tarih, coğrafya, matematik ve tabiat bilgisi gibi derslerin de yer almasını savunuyordu. (TDV İslâm Ansiklopedisi)Peki Gaspıralı olmasaydı?Bu eğitim hareketi aynı hızla yayılır mıydı?Türk dünyasında modern eğitim fikrinin yayılması gecikir miydi?Kırım’dan Türkistan’a kadar birbirinden uzak coğrafyalardaki insanlar birbirlerinin meselelerinden daha az mı haberdar olurdu?Ve belki en önemlisi:Bir milletin geleceğinin yalnızca savaş meydanlarında değil, sınıflarda ve kitapların arasında da kazanılabileceğini kim bu kadar güçlü anlatacaktı?Gaspıralı bize bir gerçeği gösterdi:Bir çocuğun eline verilen kitap, bazen bir ordunun yapamadığını yapabilir.
⸻
Peki ya Tercüman olmasaydı?1883 yılında Gaspıralı’nın çıkarmaya başladığı Tercüman, yalnızca bir gazete değildi.Birbirinden uzak Türk toplulukları arasında bir iletişim köprüsüydü.Kırım’daki okuyucu, Kazan’daki gelişmelerden haberdar olabiliyor; Kafkasya’daki aydın, Türkistan’daki meseleleri okuyabiliyordu.Gaspıralı’nın amacı, farklı Türk topluluklarının anlayabileceği ortak bir edebî dil oluşturabilmekti. Tercüman bu düşüncenin en önemli araçlarından biri oldu. (TDV İslâm Ansiklopedisi) Öyleyse kendimize soralım:Bugün Türk dünyasının farklı şehirlerinde yaşayan milyonlarca insan birbirini daha kolay anlayabiliyorsa, bunun ilk taşlarını döşeyenlerden biri Gaspıralı değil midir?Aynı coğrafyada yaşamayan insanların aynı meseleleri konuşabileceğini bize kim gösterdi?Bir gazetenin yalnızca haber vermekle kalmayıp bir fikir etrafında insanları buluşturabileceğini kim kanıtladı?
⸻
“Dilde, fikirde, işte birlik” neden hâlâ önemli?Gaspıralı’nın en çok hatırlanan sözü:“Dilde, fikirde, işte birlik.”Fakat bu üç kelimeyi yalnızca bir slogan olarak okumak Gaspıralı’yı anlamamaktır.Çünkü burada üç ayrı aşama vardır.Dil olmadan anlaşmak zor değil mi?Fikir olmadan ortak hedef belirlemek mümkün mü?İş olmadan fikirlerin hayata geçmesi mümkün mü?Gaspıralı’nın düşüncesinde birlik, yalnızca aynı millete mensup olduğunu söylemek değildi.Birlik;okumak,öğrenmek,üretmek,birbirini anlamak,eğitimli nesiller yetiştirmekve ortak meseleler karşısında dayanışma göstermekti.Bugün bu düşünceye yeniden baktığımızda şu soruyu sormamız gerekmiyor mu?Biz “birlik” kelimesini yeterince anlıyor muyuz?
⸻
Gaspıralı’nın Türk dünyasına bıraktığı en büyük miras neydi?Bir gazete mi?Bir okul mu?Bir eğitim sistemi mi?Bir dil anlayışı mı?Yoksa bunların hepsinin üzerinde duran bir düşünce mi?Belki de onun en büyük mirası, Türk dünyasının birbirinden habersiz ve birbirinden kopuk olmadığını göstermekti.Kırım’dan İstanbul’a…Kazan’dan Bakü’ye…Taşkent’ten Kaşgar’a…Türk dünyasının farklı bölgelerinde yaşayan insanların aynı tarih içerisinde birbirleriyle konuşabileceklerini düşündü.Bunun için yalnızca konuşmadı.Okul açtı.Gazete çıkardı.Kitap yazdı.Şehir şehir dolaştı.Öğretmenler yetiştirdi.Ve düşüncesini yalnızca kendi yaşadığı coğrafyada bırakmadı.Usul-i Cedid okullarının sayısının 1895’te 100’ü aşarak 1914’e gelindiğinde yaklaşık 5.000’e ulaştığı aktarılıyor. (TDV İslâm Ansiklopedisi)Şimdi kendimize soralım:Bir insanın ömrüne sığmayacak kadar büyük bir fikri, bir insan nasıl olur da kendi ömrü içinde başlatabilir?
⸻
Peki Gaspıralı’nın yolunu neden devam ettirmeliyiz?Bu sorunun cevabı yalnızca geçmişte değildir.Çünkü bugün de aynı sorularla karşı karşıyayız:Çocuklarımız ne okuyacak?Hangi dili konuşacak?Kendi tarihini ne kadar bilecek?Türk dünyasının farklı bölgelerini birbirinden ne kadar tanıyacak?Birbirimizin edebiyatını, müziğini, tarihini ve kültürünü ne kadar biliyoruz?Gaspıralı’nın yolunu devam ettirmek, geçmişte kullanılan yöntemleri aynen tekrar etmek anlamına gelmemelidir.Onun bize bıraktığı asıl ders belki de şudur:Çağı takip et, fakat kim olduğunu unutma.Bugün onun dönemindeki matbaanın yerini internet aldı.Gazetenin yerini dijital medya aldı.Mektepler değişti.İletişim hızlandı.Coğrafyalar birbirine yaklaştı.Öyleyse soru şudur:Gaspıralı bugün yaşasaydı, interneti Türk dünyasını birbirine yaklaştırmak için nasıl kullanırdı?Çocukların eğitiminde hangi teknolojilerden yararlanırdı?Kırım’daki bir çocukla Kaşgar’daki bir çocuğun aynı kitabı okuyabilmesi için ne yapardı?Bakü’deki bir gençle İstanbul’daki bir gencin birbirini daha kolay anlayabilmesi için hangi projeyi başlatırdı?Belki de bizim görevimiz, bu soruların cevabını aramaktır.
⸻
Gaspıralı’nın ölümünden 112 yıl sonra hâlâ neyi konuşuyoruz?112 yıl…Bir insanın hayatından çok uzun bir zaman.Fakat bir fikir için uzun mudur?Eğer fikir hâlâ konuşuluyorsa…Eğer bir öğretmen hâlâ onun eğitim anlayışından söz ediyorsa…Eğer bir gazeteci hâlâ onun açtığı basın yolunu hatırlıyorsa…Eğer Türk dünyasının ortak dili ve kültürü hâlâ tartışılıyorsa…O fikir gerçekten ölmüş müdür?Belki de Gaspıralı’nın mezarını aramak kadar, onun düşüncesinin bugün nerede yaşadığını aramak gerekir.Çünkü onun asıl mezarı bir taşın altında değil;okullarda,kitaplarda,gazetelerde,dillerdeveinsanların zihnindeyaşamaktadır.
⸻
Bugün Gaspıralı’ya bir söz söyleyecek olsaydık…Ne söylerdik?“Bizi affet” mi?“Sen haklıydın” mı?Yoksa:“Bıraktığın yoldan yürümeye devam ediyoruz.”mu derdik?Belki de Gaspıralı’nın bizden istediği şey geçmişi sürekli alkışlamak değildi.Onun yaptığı gibi geleceğe bakmaktı.Çünkü bir fikri sevmek kolaydır.Onu yaşatmak ise emek ister.Bir sloganı söylemek kolaydır.O sloganın gereğini yapmak ise sabır ister.“Dilde, fikirde, işte birlik” demek kolaydır.Dil için çalışmak, fikir üretmek ve iş yapmak ise sorumluluk ister.
⸻
Son soru: Biz Gaspıralı’nın nesli miyiz, yoksa sadece onu anan nesil mi?Her yıl onu anabiliriz.Fotoğrafını paylaşabiliriz.“Dilde, fikirde, işte birlik” diyebiliriz.Kitaplarını okuyabiliriz.Konferanslar düzenleyebiliriz.Fakat bütün bunlardan sonra geriye tek bir soru kalır:Gaspıralı’nın fikirlerini gerçekten yaşatıyor muyuz?Eğer bir çocuk daha iyi eğitim alsın diye çalışıyorsak…Eğer Türk dünyasının farklı bölgelerindeki insanların birbirini daha iyi anlaması için çaba gösteriyorsak…Eğer dilimizi, tarihimizi ve kültürümüzü gelecek nesillere aktarıyorsak…Eğer farklı coğrafyalardaki Türk topluluklarının birbirini tanımasına katkı sağlıyorsak…
O zaman Gaspıralı’nın bıraktığı ışık hâlâ yanıyor demektir.Ve belki bugün, onun vefatının 112. yılında, kendimize sormamız gereken son soru şudur:“İsmail Gaspıralı olmasaydı ne olmazdı?”Bu sorunun cevabını tarih bize anlatıyor.Fakat daha önemli bir soru var:“İsmail Gaspıralı bugün olsaydı, bizden ne yapmamızı isterdi?
”Belki cevap yine üç kelimede saklıdır:
Dilde.
Fikirde.
İşte.
Birlik.