KAYA KERİMOĞLU

Araştırmacı-Yazar

İİran coğrafyası binlerce yıldır farklı medeniyetlerin yaşadığı önemli bir bölge olmuştur. Bu topraklarda özellikle Türkler ve araplar olmak üzere farklı topluluklar yaşamıştır. Ancak son yüzyılda bu coğrafyanın tarihi ve kültürel mirası dünyaya çoğu zaman tek bir kimlik üzerinden anlatılmaya başlanmıştır: “İran”.1935 yılına kadar “İran” adı bugünkü anlamıyla dünyada bu kadar yaygın kullanılan bir isim değildi. Daha sonra İran adı altında yeni bir ülke kimliği ve anlatısı güçlendirildi. Kısa süre içinde “İran mutfağı”, “İran halısı”, “İran kıyafeti” ve “İran mimarisi” gibi ifadeler dünyada yaygınlaşmaya başladı.

Burada önemli bir soru ortaya çıkıyor:Neden bu ülkenin adı İran oldu? Neden Farsistan veya Persistan olmadı?Birçok ülke kendi halkının adıyla anılır. İtalya İtalyanlardan, Rusya Ruslardan, Çin ise Çinlilerden adını alır. Peki İran kelimesinin arkasında ne vardır?Benim düşünceme göre “İran” adı zamanla bu coğrafyada yaşayan farklı halkların tarihini ve kültürünü tek bir kimliğin altında toplamak için kullanılan büyük bir perdeye dönüşmüştür.Bu düşünceyi savunanlar bu sistemi farklı şekillerde adlandırabilir. Pan-İranizm, Pan-Farsizm veya Fars milliyetçiliği gibi farklı tanımlar kullanılabilir. Ancak asıl tartışılması gereken konu şudur:

Ülkenin adı farsistan olsaydı bu ülke dünyaya neler suna biliri ve Bir ülkenin ortak kültürü olarak dünyaya tanıtılan şeylerin ne kadarı gerçekten tek bir halka aittir?Kültürün “İran” adı altında toplanmasıBugün dünyada “İran mutfağı” denildiğinde çok geniş bir yemek kültüründen bahsediliyor. Fakat bu coğrafyanın her bölgesinin kendine ait yemekleri ve gelenekleri vardır.

Örneğin Tebriz’in yemek kültürü, yüzyıllar boyunca Azerbaycan Türklerinin oluşturduğu zengin kültürel mirasın bir parçasıdır. Ancak bu yemekler dünyaya çoğu zaman “İran yemeği” olarak tanıtılır.Benzer bir durum kıyafetlerde de görülür.Güney Azerbaycan’daki geleneksel kıyafetler veya Kaşkay Türklerinin geleneksel kıyafetleri çoğu zaman kendi tarihsel kimliğiyle değil, “İran kadın kıyafeti” olarak sunulur.Halı konusunda da aynı durumla karşılaşırız.

Bugün “İran halısı” dünyaca bilinen bir kavramdır. Ancak bu coğrafyanın halı kültürü tek bir halkın ürünü değildir. Tebriz, Erdebil, Karabağ, Kaşkay ve başka bölgelerin kendine özgü halı gelenekleri vardır.Mimari konusunda da benzer bir durum vardır.Bugün “İran mimarisi” dediğimiz zaman farklı dönemlere ve farklı topluluklara ait çok geniş bir miras tek bir isim altında toplanmaktadır. Selçuklu, Safevi ve Kaçar dönemlerinin eserleri “İran mimarisi” başlığı altında anlatılmaktadır.

Buradaki sorun bu yapıların varlığı değil; hangi tarihsel kimlik içerisinde anlatıldığıdır.Perdeyi aralayan ana dilPeki bu perde nasıl aralanabilir?Bence bunun en önemli yollarından biri ana dildir.Bir insan kendi ana dilinde okuyup yazabildiğinde yalnızca bir dil öğrenmiş olmaz. Aynı zamanda kendi tarihini, atasözlerini, deyimlerini, edebiyatını, türkülerini ve kültürel hafızasını daha iyi anlayabilir.

Ana dil, bir toplumun hafızasını taşıyan en önemli araçlardan biridir.Bir çocuğun düşüncelerini kendi ana dilinde ifade edebilmesi, geçmişte yaşayan insanların bıraktığı kültürel mirası daha kolay anlamasını sağlar.Ancak bir toplumun çocukları kendi ana dillerinde eğitim alamazsa, zamanla kendi kültürleriyle olan bağları zayıflayabilir.Çünkü eğitim sadece matematik, fizik veya başka derslerden ibaret değildir.

Eğitim aynı zamanda kim olduğumuzu öğrenme sürecidir.Çocuğa kendi dili yerine başka bir dilde eğitim verildiğinde, o çocuğun dünyayı anlamlandırma biçimi de zamanla değişebilir. Kendi diline ait birçok kelime, deyim, atasözü ve kültürel ifade unutulmaya başlayabilir.Bu nedenle Güney Azerbaycan Türklerinin en önemli taleplerinden biri ana dilde eğitim ve ana dilde okuma-yazma hakkıdır.

Bu yalnızca bir okul talebi değildir.Bu, aynı zamanda kültürel hafızayı koruma talebidir.Kimlik nasıl değişiyor?Bir çocuğa yıllarca kendi tarihinden, kendi dilinden ve kendi kültüründen uzak bir eğitim verildiğini düşünelim.

Çocuk zamanla kendi dilini geri plana bırakabilir. Kendi kahramanlarını tanımayabilir. Kendi edebiyatını okuyamayabilir.Bunun yerine ona başka bir tarih ve başka bir kimlik anlatılır.

Sonunda ortaya şu soru çıkar:“Ben kimim?”İşte burada “İranlı” kimliği devreye girer.Ortak vatandaşlık kimliği oluşturmak normaldir. Fakat ortak vatandaşlık kimliği, insanların kendi kültürel kimliklerini yok sayması anlamına gelmemelidir.

Bir insan İran vatandaşı olabilir ve aynı zamanda Azerbaycan Türkü olabilir.Ancak “İranlı” kelimesi zaman zaman yalnızca vatandaşlık anlamında değil, kültürel ve etnik bir kimlik gibi de kullanılmaktadır.Bu durum, farklı toplulukların kendi kimliklerini geri plana itmesine neden olabilmektedir.Kendi kahramanlarımıza dönmek

Bir başka önemli konu ise kahramanlarımızdır. Bir toplumun kahramanları, o toplumun hafızasının önemli bir parçasıdır.Güney Azerbaycan Türkleri açısından Köroğlu ve Koçak Nebi gibi isimler önemli kültürel figürlerdir.

Bu kahramanlar yalnızca geçmişte yaşamış insanlar değildir. Onlar halkın hafızasında adaletin, özgürlüğün ve direnişin sembolleridir.Ancak kendi tarihini bilmeyen bir toplum, kendi kahramanlarını da zamanla unutabilir.Bu nedenle kendi kahramanlarımızı yeniden tanımak önemlidir.Çünkü bir toplumun hafızasını zayıflatırsanız, o toplumun geleceğini de etkilersiniz.

Sosyal medya ile değişen dönemSon yirmi yılda önemli bir şey değişti:Bilgiye ulaşmak kolaylaştı.Eskiden insanlar çoğunlukla okul kitaplarından, devlet televizyonlarından ve resmi kaynaklardan bilgi alıyordu.

Bugün ise internet ve sosyal medya sayesinde insanlar farklı kaynaklara ulaşabiliyor.Bir insan kendi bölgesinin tarihini araştırabiliyor. Eski fotoğrafları görebiliyor. Kitaplara ulaşabiliyor. Kendi dilinde yazılar okuyabiliyor ve dünyanın farklı yerlerindeki insanlarla iletişim kurabiliyor.

Bu durum Güney Azerbaycan Türkleri açısından da önemli bir değişim oluşturdu.İnsanlar geçmişlerini araştırmaya, dillerini öğrenmeye ve kültürlerini yeniden keşfetmeye başladılar.Bunun sonucunda ana dilde eğitim, kültürü yaşatma, kendi tarihini öğrenme ve kendi kahramanlarını tanıma gibi talepler daha görünür hale geldi.

Neden bundan korkuluyor?Bence asıl korku burada başlıyor.Çünkü bir toplum kendi dilini öğrenirse tarihini araştırır.Tarihini araştırırsa geçmişte yaşananları sorgular.Kendi kültürünü tanırsa, kendisine yıllarca anlatılan bazı şeylerin farklı olduğunu fark edebilir.İşte bu nedenle ana dilde eğitim sadece eğitim meselesi değildir.Ana dil, kimliğin anahtarıdır.

Güney Azerbaycan Türkleri kendi dillerinde eğitim aldığında, kendi edebiyatını okuduğunda, kendi tarihini araştırdığında ve kendi kültürel mirasını dünyaya anlatabildiğinde, “İran” adı altında görünmez hale gelen birçok kültürel değer yeniden görünür olacaktır.

İran perdesini aralamak

Burada söylemek istediğim şey sistematik bir şekilde bir milletin kimliği bi toplum tarafından çalınmasıdır.Ve en büyük sorun, bir halkın kültürünün bütün ülkenin kültürü olarak gösterilmesidir.“İran” kelimesinin arkasına saklanan bu büyük ve karmaşık tarihi yeniden incelemek gerekiyor.

Tebriz’i yalnızca “İran’ın bir şehri” olarak değil, aynı zamanda binlerce yıllık Azerbaycan Türk kültürünün önemli merkezlerinden biri olarak da görmek gerekir.Kaşkay Türklerinin kültürünü yalnızca “İran kültürü” olarak değil, kendi tarihsel kimliği içerisinde değerlendirmek gerekir.

Karabağ’ın atını, Tebriz’in mutfağını, Azerbaycan Türklerinin dilini, halısını, müziğini ve edebiyatını yalnızca “İran” kelimesinin altında toplamak yerine, bunların hangi halklara ve hangi tarihsel süreçlere ait olduğunu araştırmak gerekir.Çünkü tarih tek bir isimden ibaret değildir.

Bir coğrafyada farklı halklar yaşayabilir ve her halk kendi hafızasını taşıyabilir.Bugün yapılması gereken şey geçmişi yeniden araştırmak, unutulan kültürleri ortaya çıkarmak ve insanların kendi kimliklerini özgürce ifade edebilmesini sağlamaktır.İran perdesini aralamadan, bu coğrafyanın gerçek tarihini bütün yönleriyle göremeyiz.

Ve kendi dilimizi, tarihimizi ve kültürümüzü yeniden öğrenmeden, bize anlatılan tarihin ne kadarının gerçekten bize ait olduğunu da anlayamayız.