Bişkek’ten Mekke’ye: Yeni Dünya Düzeni, Avrasya ve Türk Dünyasının Önündeki Tarihî Eşik

Prof. Dr. Susran Erkan Eroğlu –

Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi

Torino Üniversitesi

Dünya düzeninin değiştiğini anlamak için bazen savaşlara değil, toplantı masalarına bakmak gerekir. 2026 yazının son günlerinde birbirinden oldukça uzak iki coğrafyada gerçekleşen gelişmeleri yan yana koyduğumuzda ilginç bir tablo ortaya çıkıyor.Bir tarafta Mekke’de Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında şekillenen yeni savunma iş birliği bulunuyor. Diğer tarafta Bişkek’te gerçekleştirilen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi’nde Çin’den Rusya’ya, Hindistan’dan Pakistan’a, İran’dan Orta Asya devletlerine kadar geniş bir Avrasya coğrafyası aynı masa etrafında buluşuyor. Türkiye de bu masada yer alıyor.İlk bakışta bunlar birbirinden bağımsız gelişmeler olarak görülebilir. Biri Ortadoğu’nun güvenliğiyle, diğeri Avrasya’nın geleceğiyle ilgilidir.

Fakat haritayı biraz uzaklaştırdığımızda başka bir ihtimal beliriyor:Ya bunlar aynı dönüşümün farklı parçalarıysa? Dünya Doğu’ya Değil, Çok Merkezli Bir Düzene Gidiyorİkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası düzen uzun süre Batı merkezli kurumların belirleyici olduğu bir yapı üzerinde yükseldi. Soğuk Savaş döneminde bu düzen iki büyük kutba ayrıldı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ise yaklaşık otuz yıl boyunca Amerika Birleşik Devletleri’nin belirgin ağırlığının bulunduğu bir uluslararası sistem ortaya çıktı.

Bugün bu yapının değiştiğini görüyoruz.Fakat bu değişimi yalnızca “Batı geriliyor, Doğu yükseliyor” şeklinde okumak doğru olmayabilir.Çünkü Doğu dediğimiz coğrafya da tek bir siyasi merkezden oluşmuyor.

Çin var.

Hindistan var.

Rusya var.

Türk dünyası var.

Körfez ülkeleri var.

Pakistan var.

İran var.

Bunların çıkarları her zaman örtüşmüyor. Dolayısıyla önümüzdeki dünya yeni bir iki kutupluluğa değil, çok sayıda merkezin aynı anda hareket ettiği bir sisteme doğru ilerliyor olabilir. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün giderek artan önemi tam da burada ortaya çıkıyor. 1996’da sınır güvenliği amacıyla oluşturulan Şanghay Beşlisi’nden doğan yapı bugün güvenlikten enerjiye, ticaretten ulaştırmaya, teknolojiden yapay zekâya kadar çok daha geniş bir alanı konuşuyor.

Bu değişim bize önemli bir şey söylüyor:Avrasya artık yalnızca dünya siyasetinin konusu olmak istemiyor; dünya siyasetinin kurulduğu merkezlerden biri olmak istiyor.Mekke ile Bişkek Arasında Görünmeyen Bir HatTam burada Mekke’de ortaya çıkan yeni güvenlik yapılanmasına yeniden bakmak gerekiyor.Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın savunma alanındaki yakınlaşmasını yalnızca Ortadoğu güvenliği çerçevesinde değerlendirdiğimizde resmin bir bölümünü görüyoruz.

Pakistan aynı zamanda Şanghay İşbirliği Örgütü’nün tam üyesidir.Türkiye ŞİÖ ile ilişkilerini geliştirmektedir.Suudi Arabistan’ın Asya ekonomileriyle ilişkileri giderek derinleşmektedir.Türkiye ise NATO’dan Türk dünyasına, Karadeniz’den Kafkasya’ya ve Ortadoğu’dan Akdeniz’e uzanan çok sayıda siyasi ve ekonomik ağın kesiştiği yerde bulunmaktadır.Bu nedenle önümüzdeki yıllarda üzerinde düşünmemiz gereken ihtimallerden biri şudur:Avrasya’nın ekonomik ağları ile Ortadoğu’nun güvenlik ağları birbirine yaklaşabilir.Böyle bir gelişme gerçekleşirse dünya haritasını yalnızca devlet sınırları üzerinden okumak giderek yetersiz kalacaktır.

Yeni haritada demiryollarını da görmek gerekecek.

Enerji hatlarını.

Limanları.

Savunma ortaklıklarını.

Finans ağlarını.

Fiber kabloları.

Veri merkezlerini.

Ve giderek yapay zekâ ekosistemlerini.

Çünkü 21. yüzyılda güç yalnızca toprağı kontrol etmek değildir. Akışı kontrol edebilmek de güçtür.

Türk Dünyası Haritanın Neresinde?

İşte mesele Türk dünyası açısından burada çok daha ilginç hâle geliyor. Bir dünya haritasını önümüze koyup Çin ile Avrupa arasındaki kara bağlantılarına baktığımızda arada çok önemli bir coğrafya bulunduğunu görüyoruz:

Orta Asya.

Hazar.

Azerbaycan.

Kafkasya.

Türkiye.

Ve Avrupa.

Bu nedenle Orta Koridor yalnızca bir ulaştırma projesi değildir. Aslında yeni dünya düzeninin hangi coğrafyalar üzerinden kurulacağına ilişkin daha büyük mücadelenin parçalarından biridir. Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın ŞİÖ içerisinde bulunması; Azerbaycan’ın Hazar’ın batısındaki stratejik konumu ve Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapı olması birlikte düşünüldüğünde Türk dünyasının önünde tarihî bir imkân beliriyor.

Fakat burada önemli bir ayrım yapmalıyız.Yolun üzerinizden geçmesi, sizi otomatik olarak merkez yapmaz. Tarih boyunca pek çok coğrafyanın üzerinden yollar geçti. Bazıları yalnızca geçiş bölgesi olarak kaldı.Bazıları ise yolları ekonomik, kültürel ve siyasal güce dönüştürdü.Türk dünyasının önündeki gerçek mesele de budur. Bakü’nün Önemi Burada BaşlıyorBu yeni haritada Azerbaycan’ın konumu özellikle önemlidir.

Çünkü Hazar’ın doğusundaki Orta Asya ile batısındaki Kafkasya ve Türkiye arasındaki bağlantının en önemli düğümlerinden biri Azerbaycan’dır.Bu nedenle Bakü’nün gelecekteki stratejik değerini yalnızca enerji üzerinden değerlendirmek giderek yetersiz kalacaktır. Enerji elbette önemini koruyacaktır.Fakat buna ulaştırma, lojistik, dijital bağlantılar, finans, teknoloji ve insan hareketliliği eklenecektir. Böyle düşünüldüğünde Azerbaycan yalnızca doğudan batıya uzanan bir hattın üzerinde bulunan ülke değildir. Hazar’ı bir engel olmaktan çıkarıp bağlantıya dönüştürebilecek ülkelerden biridir.Türkiye’nin rolü de burada tamamlayıcıdır.

Azerbaycan Hazar ile Kafkasya arasındaki düğüm noktalarından biriyse Türkiye bu ağın Avrupa, Akdeniz ve Ortadoğu’ya açılan kapısıdır. Bu nedenle Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiyi yalnızca iki devlet arasındaki yakınlık üzerinden değil, yeni Avrasya coğrafyasının bağlantı mimarisi üzerinden de düşünmek gerekir.

Yeni İpek Yolu Yalnızca Demiryolu Olmayacak

Tarihî İpek Yolu’nu düşündüğümüzde çoğunlukla kervanlar, ticaret ve ipek aklımıza gelir.Oysa o yollar üzerinden yalnızca mallar taşınmıyordu.

İnsanlar gidiyordu.

Bilgi gidiyordu.

Dinler gidiyordu.

Diller gidiyordu.

Sanat gidiyordu.

Fikirler gidiyordu.

Başka bir ifadeyle İpek Yolu bir ticaret güzergâhından çok medeniyetler arası etkileşim alanıydı. Bugün yeni bir İpek Yolu kurulacaksa yalnızca demiryolu döşemek yeterli olmayacaktır.

21. yüzyılın yollarından biri de görünmez olacaktır: Veri yolu. Fiber optik hatlar, veri merkezleri, yapay zekâ sistemleri, dijital ödeme ağları, uydu bağlantıları ve yeni iletişim altyapıları geleceğin stratejik koridorlarını oluşturacaktır. Bir zamanlar limanı kontrol eden devlet ticareti etkileyebiliyordu. Gelecekte verinin geçtiği altyapıyı ve teknolojiyi üreten devlet çok daha büyük bir güce sahip olabilir. Bu nedenle Türk dünyasının önündeki fırsatı yalnızca “Çin’den Avrupa’ya mallar bizim üzerimizden geçsin” şeklinde düşünmemek gerekir. Bu yeterli değildir.

Daha büyük hedef şu olmalıdır: Bilgi de bizim üzerimizden geçsin.

Teknoloji üretelim.

Veriyi işleyelim.

Ortak araştırma merkezleri kuralım.

Üniversitelerimizi birbirine bağlayalım.

Öğrencilerimizi hareket ettirelim.

Girişimcilerimizi buluşturalım.

Yapay zekâ ve dijital teknolojiler konusunda ortak kapasite oluşturalım.

Çünkü başkasının ürettiği malın geçtiği ülke koridor olabilir.Bilginin üretildiği ülke ise merkez olur.

Bir Sosyolojik Koridora da İhtiyacımız Var

Burada ekonomik ve jeopolitik tartışmalarda zaman zaman ihmal ettiğimiz başka bir mesele bulunuyor.Yollar devletleri birbirine bağlayabilir.

Fakat toplumları kendiliğinden birbirine bağlamaz.Bu nedenle Orta Koridor’un yanında bir sosyolojik koridora da ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Bakü’den İstanbul’a yalnızca konteyner gitmemeli.

Öğrenci de gitmeli.

İstanbul’dan Astana’ya yalnızca ticaret heyeti gitmemeli.

Akademisyen de gitmeli.

Taşkent’ten Bakü’ye sanatçı gitmeli.

Bişkek’ten Ankara’ya girişimci gelmeli.

Ortak üniversite programları, araştırma merkezleri, kültür projeleri, dijital platformlar ve gençlik ağları kurulmalı.

Çünkü ortak geçmiş değerlidir. Ama ortak geçmiş tek başına ortak gelecek oluşturmaz.

Ortak geleceği ortak kurumlar oluşturur.Türk dünyasının önündeki belki de en önemli mesele budur.Tarihî ve kültürel yakınlığı kurumsal kapasiteye dönüştürmek.

Önümüzdeki On Yıl İçin Bir Kestirim

Şimdi biraz daha ileri gidip bir kestirimde bulunalım. Eğer Şanghay İşbirliği Örgütü kurumsallaşmaya devam ederse…

Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi genişlerse…

Orta Koridor güçlenirse…

Türk dünyasındaki kurumsal iş birliği derinleşirse…

Hazar geçişlerinin kapasitesi artarsa…

Türkiye’nin Avrupa, Körfez ve Avrasya arasındaki bağlantıları güçlenirse…

ve Ortadoğu’da ortaya çıkan yeni güvenlik ağları Avrasya’daki ekonomik ağlarla kesişmeye başlarsa…

önümüzdeki on yılın en önemli jeopolitik bölgelerinden biri Hazar-Kafkasya-Anadolu hattı olabilir.

Böyle bir durumda Azerbaycan ve Türkiye’nin stratejik önemi yalnızca kendi ekonomik veya askerî güçlerinden kaynaklanmayacaktır.Başkalarının birbirine ulaşabilmek için ihtiyaç duyduğu ülkeler olmalarından kaynaklanacaktır.

Fakat bu fırsatın bir riski de vardır.

Bağlantı merkezi olmak sizi değerli kılar.Aynı zamanda büyük güç rekabetlerinin merkezine taşır.

Çin.

Rusya.

Avrupa.

Amerika Birleşik Devletleri.

Körfez.

Hindistan.

Bu aktörlerin hepsi aynı coğrafyada farklı çıkarlar geliştirebilir.

Dolayısıyla Türk dünyasının başarısı yalnızca yeni yollar açmasına değil, bu yolların yarattığı rekabeti yönetebilmesine bağlı olacaktır.

Yeni Dünyada Türk Dünyasının Sorusu

Belki de önümüzdeki dönemde yanlış soruyu sormamamız gerekiyor.

“Dünya Batı’dan Doğu’ya mı kayıyor?

”Bence asıl mesele bu değil.Çünkü yeni dünya düzeninde tek bir Doğu olmayacağı gibi tek bir Batı da olmayabilir.

Çok sayıda merkez olacak.Ve bu merkezlerin arasında çok sayıda yol bulunacak.

Bu nedenle Türk dünyasının önündeki soru “Hangi kutbun yanında olacağız?” olmamalıdır.

Daha önemli soru şudur:

Kutuplar arasında kendi ağırlık merkezimizi oluşturabilecek miyiz? Bunun cevabı yalnızca diplomaside verilmeyecek.

Demiryollarında verilecek.

Limanlarda.

Enerji hatlarında.

Üniversitelerde.

Laboratuvarlarda.

Teknoloji şirketlerinde.Veri merkezlerinde.

Ve birbirini gerçekten tanıyan yeni kuşakların yetişmesinde.

Şanghay’dan Bişkek’e uzanan süreç ile Mekke’de ortaya çıkan yeni güvenlik arayışlarını aynı harita üzerinde düşündüğümüzde geleceğin dünyasının yalnızca yeni ittifaklardan oluşmayacağını görüyoruz.

Yeni bağlantılardan oluşacak.Türk dünyası bu bağlantıların ortasında bulunuyor. Bu, tarih tarafından verilmiş önemli bir imkândır. Ama coğrafyanın sunduğu fırsat kendiliğinden geleceğe dönüşmez.

Onu geleceğe dönüştüren irade, kurum, bilgi ve ortak vizyondur. Bir zamanlar İpek Yolu Türk dünyasının şehirlerinden geçiyordu.

Bugün yollar yeniden bu coğrafyaya dönüyor. Fakat bu kez asıl soru yolların nereden geçeceği değildir. Asıl soru, bu yollar geçerken Türk dünyasının yalnızca yol üzerinde mi kalacağı, yoksa yolun yönünü belirleyen merkezlerden biri mi olacağıdır.