
Ruslan Gabbasov – Başkurtistan
Bence bu yazı, bugün Rusya Federasyonu sınırları içinde bulunan kendi millî cumhuriyetinin ya da bölgesinin bağımsızlığı için gerçekten mücadele etmeyi düşünen herkes açısından önemli ve yararlı olabilir.
Elbette hiç kimse bağımsızlık uğruna savaşmak istemez. Hepimiz bağımsızlığın, eski Sovyet cumhuriyetlerinin elde ettiği gibi mümkün olduğunca az kayıpla ve barışçıl biçimde kazanılmasını isteriz. En fazla, 1991 yılında Litvanya’nın bağımsızlık sürecinde yaşadığı ölçüde kayıp verilmesini temenni ederiz.
Peki ya böyle olmazsa? Bağımsızlık için Hırvatların, Slovenlerin, Boşnakların ve Kosovalıların Yugoslavya’nın dağılma sürecinde yaşadığı gibi silahlı bir çatışma ortaya çıkarsa?İşte tam bu noktada, 20. yüzyılın millî kurtuluş hareketlerinin tarihine bakmak ve bu tecrübelerden bazı dersler çıkarmak faydalı olabilir.Bu açıdan Fidel Castro’nun mücadelesi ve Batista rejiminin devrilmesi dikkat çekici bir örnektir.
2 Aralık 1956’da Fidel Castro, 82 kişilik bir grupla Batista rejimini devirmek amacıyla Küba’ya çıktı. Küba ordusuyla yaşanan ilk çatışmalardan sonra grubundan yalnızca 12 ila 20 kadar kişi kaldı. Buna rağmen 1958 yılına gelindiğinde Castro’nun kuvvetleri birkaç bin kişiye ulaşmıştı. 1959’da ise Batista ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.Fidel Castro neden başarılı oldu?
Castro’nun ve beraberindeki insanların kararlılığı ve zafere olan inançlarının yanı sıra en büyük güçlerinden biri Küba halkından aldıkları destekti.Batista rejiminden yorulan yerel halk, Castro hareketine önemli ölçüde destek verdi. Gruplara yeni insanlar katıldı; özellikle kırsal bölgelerde yiyecek, barınma ve çeşitli lojistik destek sağlandı. Yaralanan savaşçılara yardım edildi ve saklanmaları kolaylaştırıldı.

Castro’nun hareketinin yanı sıra ülkedeki başka rejim karşıtı yeraltı örgütleri de faaliyetlerini artırdı. Buna karşılık Batista ordusunda moral ve siyasal bağlılık giderek zayıfladı.
Bütün bu faktörler rejimin çöküşünü hızlandırdı.Che Guevara örneğiİkinci örnek ise Fidel Castro’nun mücadele arkadaşlarından Che Guevara’dır.
Küba Devrimi’nin başarısından etkilenen Che Guevara, 1965 yılında bir grup Kübalıyla birlikte Kongo’ya giderek oradaki isyancı güçleri desteklemeye çalıştı.
Ancak Kongo’da Küba’dakinden tamamen farklı koşullarla karşılaştı. Yerel kuvvetlerde disiplin sorunları vardı; komuta yapısı zayıftı, savaşçıların bir bölümünün motivasyonu düşüktü. Hastalıklar, lojistik sorunlar ve güçlü bir siyasal tabanın bulunmaması da hareketi olumsuz etkiledi.
Sonuç olarak Kübalılar, yerel hareketi etkili ve düzenli bir gerilla gücüne dönüştürmeyi başaramadı.Yaklaşık yarım yıl sonra Che Guevara operasyonun başarısız olduğunu kabul ederek Kongo’dan ayrıldı.1966 yılında bu kez Bolivya’da yeni bir gerilla hareketi oluşturmayı denedi. Grubunda Bolivyalılar, Kübalılar ve Perululardan oluşan yaklaşık 50 kişi bulunuyordu.
Ancak burada da başarısızlıkla karşılaştı ve bu girişim sonunda hayatını kaybetti.Bolivya’daki başarısızlığın en önemli nedenlerinden biri, hareketin yerel halk içerisinde yeterli toplumsal ve siyasal destek oluşturamamasıydı.

Che Guevara’nın grubu bölge halkının önemli bir bölümü tarafından kendilerinden biri olarak görülmüyordu. Köylüler gerillalara çoğu zaman kuşkuyla yaklaşıyor, beklenen ölçüde yiyecek ve lojistik destek sağlamıyor ve harekete kitlesel katılım gerçekleşmiyordu. Hatta bazı köylüler gerillaların bulunduğu yerleri yetkililere bildiriyordu.Bunun yanında Bolivya ordusu, Batista dönemindeki Küba ordusuna kıyasla gerillalarla mücadele konusunda daha hazırlıklıydı ve dışarıdan da destek alıyordu.
Sonuçta 1967 sonbaharında Che Guevara’nın grubunun büyük bölümü etkisiz hâle getirildi. Che Guevara 8 Ekim’de yakalandı ve 9 Ekim 1967’de öldürüldü.Buradan çıkarılabilecek temel sonuçMillî bağımsızlık hareketleri açısından en önemli meselelerden biri, kendi toplumuyla güçlü bir siyasal ve toplumsal bağ kurabilmektir.
Bir bağımsızlık hareketinin yalnızca küçük bir aktivist veya silahlı grubun iradesine dayanması yeterli değildir. Toplumun geniş kesimlerinin neden bağımsızlık talep edildiğini anlaması, mevcut siyasal düzenin kendi geleceği üzerindeki etkilerini tartışabilmesi ve bağımsızlık sonrasında nasıl bir devlet ve toplum düzeni kurulacağını görebilmesi gerekir.
Rusya Federasyonu içerisindeki millî hareketler açısından da Putin yönetiminin politikalarının eleştirilmesi kadar, alternatif bir gelecek tasavvurunun ortaya konulması önemlidir: Dilin nasıl korunacağı, millî kültürün ve geleneklerin nasıl canlandırılacağı, ekonomik kaynakların nasıl yönetileceği ve Moskova’nın merkezi denetimi olmaksızın nasıl bir siyasal ve ekonomik düzen kurulabileceği açık biçimde tartışılmalıdır.
Çünkü 20. yüzyılın farklı coğrafyalarındaki örneklerin gösterdiği temel gerçeklerden biri şudur:Bir millî hareketin geleceğini belirleyen en önemli unsurlardan biri, kendi halkının desteğini kazanıp kazanamadığıdır.
Toplumsal desteği bulunmayan bir hareket, ne kadar kararlı bir kadroya sahip olursa olsun uzun vadede ciddi sorunlarla karşılaşabilir. Buna karşılık toplumun geniş kesimlerinde meşruiyet ve destek kazanmış bir bağımsızlık hareketi, siyasal koşullar değiştiğinde çok daha güçlü bir aktöre dönüşebilir.