
KAYA KERİMOĞLU – TEBRİZ
Mekke Savunma Anlaşması ve Bölgesel Dengelerin DönüşümüKaya kerimoğlu7 Ağustos 2026 tarihinde Mekke’deki El-Safa Sarayı’nda gerçekleştirilen zirvede Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Orta Doğu ve Asya coğrafyasında jeopolitik dengeleri kökten sarsacak tarihi bir pakt olarak kayıtlara geçti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Muhammed bin Salman ile Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in imzaladığı bu stratejik mutabakat, bölgesel güvenlik mimarisinde yeni bir dönemin kapısını araladı.Anlaşmanın Temel İlkesi: “Üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırı, hepsine yapılmış bir saldırı olarak kabul edilecektir.”
Anlaşmanın Arka Planı ve Bölgesel KrizlerSon dönemde Orta Doğu’da tırmanan çatışmalar, özellikle Şubat ayının sonlarında başlayan ABD-İsrail operasyonları ve bunun ardından İran ile vekillerinin Körfez ülkelerine yönelik füze ve insansız hava aracı saldırıları, bölgesel güvenlik konseptini acil bir değişime zorladı. Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez’deki enerji hatlarının ve kritik altyapı tesislerinin hedef alınması, Riyad yönetimini güvenlik ortaklıklarını çeşitlendirmeye ve derinleştirmeye itti.Bu atmosferde hayata geçirilen Mekke Anlaşması; Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesindeki bireysel ve kolektif meşru müdafaa hakkına dayanılarak, dışarıdan gelebilecek her türlü saldırıya karşı ortak bir caydırıcılık kalkanı oluşturmayı hedefliyor.
Bölgenin En Büyük Güçleri Aynı CephedeBu paktın en dikkat çekici boyutu, bölgenin ve Asya’nın en kritik askeri-stratejik aktörlerinin aynı masada ve ortak savunma iradesinde buluşmasıdır: Türkiye: Orta Doğu’nun, Kafkasya’nın ve Doğu Akdeniz’in en güçlü konvansiyonel ordusuna, gelişmiş savunma sanayiine ve caydırıcı jeopolitik gücüne sahip aktörüdür. Pakistan: Asya’nın nükleer gücü olarak, İslam dünyasının stratejik askeri kapasitesini temsil etmekte ve uzun yıllardır Suudi Arabistan’a askeri eğitim, teçhizat ve personel desteği sağlamaktadır. Suudi Arabistan: Körfez’in ekonomik ağırlık merkezi olarak, hem enerji güvenliğini hem de bölgesel istikrarı bu pakt ile güvence altına almaktadır.
İran’a Olan Etkileri: Tahran İçin Yeni Bir Çıkmaz mı?İran, son aylarda ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmaların yanı sıra, Körfez ülkelerindeki petrol tesislerini ve altyapıyı hedef alan vekil güç operasyonlarıyla bölgede geniş çaplı bir gerilim hattı oluşturmuştu. Mekke Anlaşması’nın imzalanması, Tahran yönetimi üzerinde çok katmanlı ve ağır bir jeopolitik baskı yaratmaktadır: Vekil Savaşlarının Maliyeti Artıyor: Suudi Arabistan’a yönelik olası füze veya insansız hava aracı saldırılarının, artık sadece Riyad’ın değil; doğrudan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ve nükleer güç sahibi Pakistan’ın ortak askeri yanıtıyla karşılaşacak olması, İran’ın vekil güç stratejisini büyük bir çıkmaza sokmaktadır.
Pakistan’ın Yeni İttifak İhtiyacı: Pakistan, geçmişte Tahran ile İslamabad arasındaki hassas dengeleri gözetmeye çalışsa da, İran’ın bölgesel istikrarsızlığı artıran hamleleri ve uzlaşmaz tutumları karşısında net bir güvenlik safı tutma gereği duymiştir. Tahran’ın taahhütleri ve anlaşma normlarını sürekli ihlal etmesi, İslamabad ve Riyad’ı bu kolektif savunma paktını imzalamaya mecbur bırakmıştır.
İran’da Yeni Bir Harita mı Çizilecek?”İran’da yeni bir harita mı çizilecek?” sorusu, özellikle ABD, İsrail ve bu yeni güçlü blok (Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan) kıskacında kalan Tahran rejimi için sıklıkla tartışılmaktadır. Doğrudan bir sınır değişikliğinden ziyade, İran’ın bölgedeki jeopolitik nüfuz alanlarının daraltılması ve tamamen tecrit edilmesi bu anlaşmanın temel neticelerinden biridir.İran; kuzeyinde Türkiye’nin stratejik dengeleyici rolü, güneyinde Körfez ve Suudi Arabistan’ın güvenlik kalkanı, doğusunda ise Pakistan’ın askeri ve nükleer ağırlığı ile çevrelenmiş durumdadır. Tahran yönetimi, bu yeni kolektif caydırıcılık mekanizması karşısında ya saldırgan ve yayılmacı politikalarından vazgeçip bölgesel diplomasiye mecbur kalacak ya da içeride ve dışarıda çok daha derin bir ekonomik, siyasi ve askeri izolasyonla yüzleşecektir.
Mekke Anlaşması, yalnızca üç ülkenin imzaladığı bir savunma paktı değil; aynı zamanda Orta Doğu’dan Güney Asya’ya uzanan hatta yeni bir jeopolitik eksenin ve güvenlik mimarisinin ilanıdır.
Aslında bu anlaşma yeni değil; tarihin derinliklerinden süzülüp gelen bir iradenin yeniden tazelenmesidir. Bin yıl sonra Arap, Türk ve Hint coğrafyasının güç merkezinde yeniden tek bir eksende toplanmasının yeni haritasıdır. Bu tablodaki en büyük fark ise Pakistan’ın Asya coğrafyasında oynadığı devasa stratejik rol, Türk dünyasına olan köklü yakınlığı ve tarihî vefa borcunu bir an olsun unutmayışıdır. Mekke Anlaşması, yalnızca üç ülkenin imzaladığı bir savunma paktı değil; aynı zamanda Orta Doğu’dan Güney Asya’ya uzanan hatta yeni bir jeopolitik eksenin ve kadim bir uyanışın ilanıdır.