EYÜP KEREM – Irak Türkleri Derneği Başkanı

Irak, sahip olduğu doğal kaynaklar, genç nüfusu ve jeostratejik konumuyla Ortadoğu’nun en önemli devletlerinden biri olabilecek potansiyele sahipken, yakın tarihinde yaşanan savaşlar ve iç siyasi kırılmalar nedeniyle uzun yıllar kendi kaderini tek başına tayin etmekte zorlandı.Saddam Hüseyin sonrası oluşan yeni Irak’ta Türkiye’nin tarihî, coğrafi ve toplumsal bağları gereği en etkili aktörlerden biri olması beklenirdi.

Ancak 1 Mart Tezkeresi sonrası oluşan tablo, Türkiye’nin uzun yıllar iç güvenlik meselelerine yoğunlaşması ve o dönemde devlet kapasitesinin bugünkü seviyede olmaması nedeniyle bu boşluk büyük ölçüde İran tarafından dolduruldu. Irak’ı “Şii Hilali”nin en önemli halkalarından biri olarak gören Tahran, mezhep ve kota temelli siyasi düzen üzerindeki etkisini yıllar içinde derinleştirdi.

Nitekim Sayın Ali Zeydi’nin Ankara ziyareti sırasında imzalanması planlanan anlaşmalar öncesinde, Ulaştırma Bakanı’nın (Bedir Hareketi’nin siyasi kotasıyla görev yapan bir isim olarak) diplomatik teamüllerde çok sık rastlanmayan tutumu da, Irak’taki parçalı siyasi yapının ve dış etki alanlarının hâlen tamamen ortadan kalkmadığını gösteren dikkat çekici bir örnek oldu.

Bugün ise tablo önemli ölçüde değişiyor. Türkiye, yaşadığı tüm zorluklara rağmen devlet kapasitesini ve bölgesel nüfuzunu önemli ölçüde artırmış; Suriye’de olduğu gibi Irak’ta da gelişmeleri yalnızca takip eden değil, birçok başlıkta yön veren aktörlerden biri hâline gelmiştir. Üstelik bunu mezhep eksenli değil, Irak’ın tüm bileşenlerini kapsayan devlet merkezli bir yaklaşımla yürütmektedir.

Kerkük’e Türkmen bir valinin atanması, IKBY’nin ikinci önemli siyasi gücü olan Talabani hareketinin onlarca yıldır izlediği İran merkezli çizgiden uzaklaşarak Ankara ile daha yakın bir diyalog arayışına yönelmesi, Kalkınma Yolu Projesi ile Irak’ın Türkiye üzerinden küresel ticaret koridorlarına bağlanması, enerji alanında imzalanan yeni anlaşmalar ve TPAO’nun Kerkük petrollerini işleten konsorsiyuma %15 ortak olması, bana göre son yıllarda Türkiye-Irak ilişkilerinde yaşanan en stratejik gelişmeler arasında yer almaktadır.

Bugün yaşananları yalnızca imzalanan anlaşmalar üzerinden okumak eksik olur. Asıl dikkat çekici olan, uzun yıllar İran’ın belirleyici olduğu Irak denkleminde, Türkiye’nin yeniden güçlü ve kalıcı bir stratejik aktör olarak öne çıkmaya başlamasıdır. Eğer bu stratejik yaklaşım aynı kararlılıkla sürdürülürse, yalnızca Türkiye değil; Irak da kazanacaktır. Çünkü güçlü, istikrarlı ve egemen bir Irak, en başta Irak halkının, ardından da Türkiye’nin ve bölgenin ortak menfaatinedir.