
Türk Tarihinin Kudretli Kalemi ve Kılıcı:
“Halkının kulu olmayan, onun padişahı da olamaz!”
(Şah İsmail Hatayi)
Türk dünyasının yetiştirdiği en sıra dışı, en karizmatik ve çok yönlü liderlerden biri şüphesiz Şah İsmail Hatayi’dir. O; sadece sınırları genişleten bir fatih değil, aynı zamanda kılıcıyla devlet kuran, kalemiyle bir dili ayağa kaldıran dahi bir şah ve abidevi bir şairdir. 17 Temmuz, bu büyük Türk hükümdarının ebediyete irtihalinin ardında bıraktığı o devasa mirasın ve aziz hatırasının anma günüdür.
Çileyle Yoğrulan Bir Çocukluktan Şahlığa Uzanan Yol
Ata tarafından Safevi, ana tarafından ise Akkoyunlu (Uzun Hasan’ın torunu) Türk boylarına dayanan İsmail, 1487 yılında Erdebil’de doğdu. Hayatı daha çocuk yaşlarda büyük fırtınalarla başladı. Babası Şeyh Haydar döyüş meydanında şehit düştüğünde o henüz bir bebekti. Dayısı Yakup Padişah tarafından annesi ve kardeşleriyle birlikte İstahr Kalesi’ne hapsedildi ve ömrünün dört buçuk yılını zindanlarda geçirdi.
Zindan sonrasında da tehlikeler bitmedi; Safevi hareketinin büyümesinden korkan dönemin hükümdarları onun peşindeydi. Ağabeyi Sultanali’nin fedakarlığı ve sadık Kızılbaş emirlerinin koruması altında, çocukluğunu köşe bucak gizlenerek geçirmek zorunda kaldı. Ancak bu çileli yıllar onu yıldırmadı; aksine eritti, çelikleştirdi ve tarihin akışını değiştirecek bir lider haline getirdi.
1499 yılında, henüz 13 yaşındayken, Hüseyin Bey Lale Şamlı, Abdülali Bey Dede ve Kara Piri Bey Kacar gibi sadık Türk emirlerinin refakatinde Lahican’dan yola çıktığında, arkasında sarsılmaz bir inanç vardı. Anadolu ve Kafkasya’dan akın akın gelen Türkmen boyları onun sancağı altında toplandı. Önce Şirvanşahları, ardından Akkoyunlu elini mağlubiyete uğratarak 1501 yılının sonbaharında muazzam bir törenle Tebriz’e girdi ve “Şah” ilan edildi. Böylece başkenti Tebriz olan, Türk tarihinin en kudretli devletlerinden biri; Safevi Devleti kurulmuş oldu.
İmparatorluğun Doğuşu ve Cihan Hâkimiyeti
Şah İsmail, tahta çıktıktan sonra sadece üç yıl içinde Şirvan, Horasan ve Fars coğrafyasındaki dağınıklığa son verdi. Hızlı ve stratejik askeri hamlelerle sınırlarını Ceyhun Nehri’nden Fırat’a kadar genişleterek bölgedeki feodal parçalanmışlığı bitirdi ve mərkezi, vahid bir Türk imparatorluğu inşa etti.
1510 yılında, dönemin en büyük askeri güçlerinden Özbek Hanı Şeybani Han’ı Merv yakınlarında mağlup ederek Horasan’ı imparatorluğuna kattı. Onun askeri dehası, teşkilatçılığı ve sarsılmaz iradesi, Safevi Devleti’ni 235 yıl boyunca tarih sahnesinde tutacak olan temelleri attı.
Şah İsmail Hatayi’nin Tarihe Kazınan Büyük Hizmetleri
Şah İsmail’i tarihteki diğer hükümdarlardan ayıran ve onu “büyük” kılan asıl unsur, askeri zaferlerinin ötesinde kültür, dil ve medeniyet sahasında açtığı çığırdır:
1. Türkçe’nin Devlet ve Diplomasi Dili Olması
Şah İsmail’in Türk tarihine yaptığı en muazzam hizmet, Aziz Türkçemizi resmi devlet, ordu ve diplomasi dili haline getirmesidir. Sarayda, orduda ve fermanlarda Türkçe’yi zorunlu kılarak, o dönem Arapça ve Farsça’nın boyunduruğu altındaki edebi dünyayı sarsmıştır. Bir hükümdarın ana dilinde şiirler yazıp eserler verdiğini gören dönemin şairleri de Türkçe yazmaya yönelmiş, böylece Türk dili çağın en güçlü edebi dilleriyle yarışacak seviyeye yükselmiştir.
2. Kültür ve Sanatın Altın Çağı
Onun döneminde Tebriz; doğunun ve batının ilim, sanat ve kültür merkezi haline geldi. Dünyaca ünlü şair Fuzuli, büyük usta Habibi, aşık edebiyatının piri kurbanı; resim sanatının dâhileri Sultan Muhammed ve Kemalettin Behzad onun himayesinde ve açtığı bu özgür iklimde yetiştiler. Müzik, mimari, hat ve tezhip sanatları en parlak dönemini yaşadı.
3. Toplumsal ve İktisadi Kalkınma
Ülkedeki iç karışıklıklara son vererek ticareti, zanaatkarlığı ve tarımı koruma altına aldı. Kurduğu devlet nizamı, toplumun en alt tabakasından en üst kademesine kadar “Ahiler” (Esnaflar), “Gaziler” (Savaşçılar) ve “Dervişler”in harmanlandığı sarsılmaz bir sosyal dokuya dayanıyordu.
Ebedi Bir Miras
23 Ağustos 1514’te Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim ile Çaldıran düzlüğünde karşı karşıya geldiği o trajik savaş, iki Türk ordusunun ve kardeşlerin karşı karşıya geldiği büyük bir talihsizlik olarak tarihe geçti. Çaldıran’daki askeri kayba rağmen Şah İsmail, devletinin siyasi ve kültürel varlığını korumayı başardı, Kafkasya ve Irak-ı Arap’ta hakimiyetini pekiştirdi.
Ömrünün son on yılını neredeyse tamamen edebi çalışmalarla, kültürel imar faaliyetleriyle geçiren Şah İsmail, henüz 37 yaşındayken, 23 Mayıs 1524’te hayata gözlerini yumdu.
“Hatayi” mahlasıyla yazdığı nefesleri ve şiirleriyle bugün bile Anadolu’dan Balkanlar’a, Kafkaslar’dan Horasan’a kadar milyonlarca insanın gönlünde yaşayan Şah İsmail; tahtı ve tacı sadece milletine hizmet etmek için bir araç olarak görmüştü. Kısa ömrüne sığdırdığı devasa başarılar, kurduğu güçlü devlet nizamı ve Türk diline verdiği ölümsüz ruhla, Türk dünyasının ortak ve sarsılmaz bir değeri olarak parlamaya devam ediyor.
Ruhu şad, mekanı cennet olsun!