KAYA KERİMOĞLU/ GÜNEY AZERBAYCAN

20. Yüzyıl Başındaki Türk-Ermeni Nüfus Hareketleri ve Tarihsel İddiaların Demografik Analizi
Giriş
1915 yılı olayları ve I. Dünya Savaşı dönemi, Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmekte olduğu ve cephelerde topyekûn bir varoluş mücadelesi verdiği kritik bir kesiti ifade etmektedir. Bu döneme dair ortaya atılan “soykırım” iddialarının merkezinde, dönemin nüfus verileri ve kayıp sayılarına ilişkin öne sürülen rakamlar yer almaktadır. Bu çalışmada, iddia edilen can kayıpları ile dönemin ve günümüzün demografik gerçeklikleri arasındaki tutarsızlıklar, komite faaliyetlerinin coğrafi merkezleri ve bölgesel nüfus dengeleri üzerinden analiz edilecektir.
1. Demografik Tutarsızlıklar: Osmanlı Nüfus Sayımları ve Günümüz Ermenistan Nüfusu
Uluslararası alanda ortaya atılan iddialarda, 1915 ve sonrasında 1.5 ila 2 milyon arasında Ermeni’nin hayatını kaybettiği ileri sürülmektedir. Ancak dönemin resmi demografi verileri incelendiğinde, bu rakamların matematiksel ve istatistiksel açıdan rasyonel bir temele dayanmadığı görülmektedir.
Osmanlı Arşiv Belgeleri ve Nüfus Sayımları: 1914 yılı Osmanlı resmi nüfus sayımına göre, imparatorluk sınırları dahilinde yaşayan toplam Ermeni nüfusu yaklaşık 1.3 milyon (1.294.651) civarındadır. Dönemin yabancı istatistikleri (Fransız Sarı Kitabı veya İngiliz belgeleri dahil) ve Ermeni Patrikhanesi’nin abartılı tahminleri bile bu sayıyı en fazla 1.5 – 1.6 milyon civarında göstermektedir. Dolayısıyla, toplam nüfusun kendisinden daha fazla bir kaybın iddia edilmesi, bilimsel metodolojiyle çelişmektedir.
Günümüz Ermenistan Nüfusu ile Karşılaştırma: Günümüzde (2026 verileriyle) Ermenistan Cumhuriyeti’nin resmi nüfusu 3 milyon sınırının altındadır. Üstelik bu nüfusun önemli bir kısmı, tarihsel süreçte Gürcistan, Azerbaycan ve diğer Kafkasya bölgelerinden göç eden unsurları da barındırmaktadır. 21. yüzyılda dahi toplam nüfusu 3 milyona ulaşmayan bir topluluğun, bundan yüz yılı aşkın bir süre önce sadece Anadolu coğrafyasında 2 milyon kayıp verdiğini öne sürmek, demografik büyüme ve nüfus projeksiyonları teorilerine aykırıdır. Tarihsel olarak Kafkasya bölgesindeki Ermeni nüfusunun 800 bin civarında olduğu göz önüne alındığında, iddia edilen rakamların siyasi bir propaganda aracı olarak şişirildiği açıkça görülmektedir.
2. Taşnaksutyun Komitesi’nin Coğrafi Merkezi ve Siyasi Stratejisi
İddia sahiplerinin göz ardı ettiği bir diğer önemli husus, Ermeni siyasi ve paramiliter örgütlerinin kuruluş ve faaliyet merkezleridir. Eğer iddia edildiği gibi Ermeniler Osmanlı topraklarında homojen ve baskı altında ezilen 2 milyondan fazla bir kitleye sahip olsaydı, bu hareketlerin merkezi de Anadolu’nun kalbinde olmalıydı.
Ancak, 1890’da Tiflis’te kurulan Taşnaksutyun (Ermeni Devrimci Federasyonu) komitesinin ana üssü ve 1905’teki yoğun faaliyet sahası Osmanlı sınırları içerisinde değil, Rus İmparatorluğu kontrolündeki Gürcistan (Tiflis) ve Kafkasya coğrafyası olmuştur. Bu durum, örgütün yerel bir sivil haklar hareketinden ziyade, Çarlık Rusyası’nın Osmanlı’yı güneyden çevreleme ve Doğu Anadolu’da bir tampon bölge oluşturma stratejisinin dış destekli bir uzantısı olduğunu göstermektedir.
3. Bölgesel Çifte Standartlar ve Müslüman-Türk Kayıpları
Tarihsel verilerin değerlendirilmesindeki en büyük metodolojik hata, Ermeni iddialarını rasyonel kabul eden çevrelerin, aynı dönemde katledilen Müslüman-Türk nüfusuna karşı takındığı inkarcı tutumdur.
Güney Azerbaycan Örneği: 1917–1918 yıllarında Güney Azerbaycan (Urmiye, Salmas, Hoy bölgeleri) başta olmak üzere, Ermeni Taşnak çeteleri ve müttefik unsurlar tarafından gerçekleştirilen katliamlarda yüz binlerce Müslüman-Türk hayatını kaybetmiştir. O dönemde yaklaşık 10 milyon civarında bir nüfusa sahip olan ve günümüzde 30 milyonu aşan Güney Azerbaycan Türk toplumunun uğradığı bu kitlesel kıyımları (Ciloluk faciası vb.) “abartılı” bulan çevrelerin; toplam nüfusu bugün bile 3 milyon olmayan bir toplumun geçmişteki 2 milyonluk kayıp iddiasını koşulsuz kabul etmesi, uluslararası tarih yazımındaki çifte standardı açıkça ortaya koymaktadır.
4. Karabağ Olayları, Etnik Temizlik ve Sistematik Vahşet Eylemleri
Ermeni milliyetçiliğinin 1915 iddialarını uluslararası kamuoyunun gündeminde tutma çabası, yakın tarihte gerçekleştirilen insani suçların ve canlı tanık ifadeleriyle sabit olan mezalimin üzerini örtme arayışı olarak da değerlendirilebilir. 1918 yılında Bakü ve Şamahı’da yapılan katliamlardan başlayarak, 20. yüzyılın sonunda Hocalı başta olmak üzere Karabağ genelinde sivil halka yönelik uygulanan asimetrik şiddet, işkence ve tehcir eylemleri, tarihsel saldırganlığın yakın dönemdeki somut tezahürleridir.
Karabağ işgali sürecinde, uluslararası savaş hukukunu ve en temel insan haklarını ayaklar altına alan sistematik vahşet eylemleri gerçekleştirilmiştir. Görgü tanıklarının ve askeri raporların kayıtlarına geçen; savunmasız sivil halka, çocuklara ve özellikle hamile kadınlara yönelik uygulanan, insanlık onuruyla bağdaşmayan ve biyolojik varlığı hedef alan tıbbi/fiziksel işkence ve katliam yöntemleri, bölgedeki Türk devletlerinin ve halklarının kolektif hafızasında silinmez izler bırakmıştır. Bu derece ağır ve belgelenmiş insani suçları işleyen yapıların, tarihsel süreçte Türk devletinin gösterdiği yüksek merhamet ve hoşgörü iklimine sığınmış olmaları ise tarihin en büyük ironilerinden biridir. Türk milletinin barışçıl ve koruyucu iradesini zafiyet olarak gören bu saldırgan tutum, Hocalı ve Karabağ’da yaşanan somut trajedilerle uluslararası hukuk nezdinde birer suç vesikası olarak tescillenmiştir.
Sonuç
Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı koşullarında aldığı tehcir (zorunlu göç) kararı, bir ırkı yok etme kastıyla değil; cephe gerisindeki lojistik güvenliği sağlamak ve isyanları bastırmak amacıyla alınmış askeri bir tedbirdir. Demografik veriler, arşiv belgeleri ve coğrafi gerçekler yan yana getirildiğinde, 1.5 – 2 milyon gibi rakamların hiçbir bilimsel geçerliliği olmadığı; aksine Türk milletini ve devletini tarihsel olarak karalamak adına kurgulanmış siyasi bir argüman olduğu anlaşılmaktadır. Tarih, siyasi parlamentoların kararlarıyla değil, arşivlerin ve nüfus biliminin tarafsız verileriyle yazılmalıdır.