kaya kerimoğlu/ Güney azerbaycan

Hasan Demirçi’nin Ölümsüz Mirası

Güney Azerbaycan edebiyatı, kültür tarihi ve millî uyanış hareketi denildiğinde; ismi sadece şiir sayfalarında değil, bir milletin hafızasında, feryadında ve direnişinde yankılanan asil bir adanmışlık hikayesi gelir akla: Hasan Demirçi (Hasan Elcanoğlu). Resmi kayıtlardaki adıyla Hasan Hergüli, sadece kelimeleri yan yana getiren bir şair değil; kâh Tebriz’in puslu sokaklarında bir muallim, kâh tarının tellerinde vatanı inleten bir ozan, kâh da zindan duvarlarını aşan bir hürriyet avazıydı.

1941 yılında Tebriz’de dünyaya gözlerini açan Demirçi’nin şiirini ve mücadelesini anlamak, aslında Güney Azerbaycan’ın ruhunu anlamaktır. O, ömrünü tek bir amaca; halkının kimliğini, dilini ve kültürünü yaşatmaya adamıştı. Bu uğurda sergilediği duruş, ne 1979 öncesinin baskıcı rejimine boyun eğdi ne de devrim sonrasının hayal kırıklıklarına ve katı politikalarına teslim oldu. İran devrimi öncesinde de sonrasında da onun tek bir cephesi vardı: Azerbaycan’ın varlık ve özgürlük mücadelesi. Bu tavizsiz duruşun bedelini defalarca tutuklanarak, zindanlarda ağır bedeller ödeyerek aldı. Fakat demir parmaklıklar onun ne kalemini susturabildi ne de ruhunu zapt edebildi.

Hasan Demirçi, medeniyetin en güçlü kalkanının kültür olduğunu çok iyi biliyordu. Bu inançla, Tebriz’de Azerbaycan Medeniyet Ocağı’nın başkanlığını yürüttü. Rejimin her türlü asimilasyon politikasına karşı, millî kimliğin kalesi olan bu ocakta genç zihinlere vatan ve dil sevgisini aşıladı. Mücadelesini bir adım daha ileri taşıyarak, 1986 yılında Azerbaycan Musigisi Mektebini (Müzik Okulu) açtı. Unutturulmaya, üzeri küllendirilmeye çalışılan Azerbaycan müziğini, tarın ve sazın o asil sesini adeta küllerinden yeniden canlandırdı. Onun açtığı bu okul, sadece bir eğitim yuvası değil; bir halkın ruhunu, melodilerini ve kimliğini koruma altına alan bir direniş merkeziydi. Tarın her perdesinde Savalan Dağı’nın mağrurluğu, Aras Nehri’nin dinmeyen hasreti ve ulu bir çınarın gölgesi saklıydı. O çaldıkça ve söyledikçe, koca bir coğrafyanın yüreği aynı ritimle çarptı.

“Benim millî kimliğim, benim dilim ve sanatım, halkımın özgürlük yoludur.”

Ancak Hasan Demirçi sadece sahnelerin, okulların ya da fildişi kulelerin şairi değildi; o, halkının acı gününde bağrından kopup gelen can yoldaşıydı. Bunun en somut ve duygusal örneği, Güney Azerbaycan’ın Verzigan (Varzakan) şehrinde yaşanan o yıkıcı depremde görüldü. Felaket haberi duyulur duyulmaz, resmi kurumların koordinasyonsuzluğuna ve engellerine aldırmadan Verzigan’a ilk koşan, halkın yardımına ilk yetişenlerden biri Hasan Demirçi oldu. Sadece manevi bir destekle yetinmedi; depremzedelerin yaralarını sarmak için her türlü maddi, lojistik ve insani desteği bizzat örgütledi, elleriyle taşıdı. O zor günlerde Verzigan halkının gözünde o, sadece dertli bir ozan değil, halkın acısını kendi göğsünde eriten bir umut abidesiydi.

Baskılar, sürgünler, zindanlar ve acılarla geçen bir ömür… 24 Haziran 2018’de yine doğduğu topraklarda, sevdalısı olduğu Tebriz’de bu dünyadan fiziken göçtüğünde, arkasında eğilmeyen bir dik duruş, uyanmış bir millet ve ölümsüz bir kültürel miras bıraktı.

Bugün onun ektiği tohumlar Urmu’dan Erdebil’e, Sulduz’dan Verzigan’a ve tüm Türk dünyasına filizlenmeye devam ediyor. Bir milletin hafızasına kazınan şairler, kahramanlar asla ölmezler. Hasan Demirçi (Hasan Hergüli); her Türkçe şiirde, her tarın tınısında, her yardımlaşma elinde ve hürriyet aşkıyla çarpan her yürekte yaşamaya, yol göstermeye devam edecek.

Ruhu şad, mirası daim olsun.