Prof. Dr. Terane Turan Rehimli

/Kur’an’ın ilk kez Azerbaycan Türkçesine çevrilmesi fikri Alman İmparatoru II. Wilhelm’e aitti/

Azerbaycan edebiyatına, bilimine, askerî ve siyasi hayatına önemli katkılar sunan Talıbzadeler ailesi, bütün olarak Doğu’nun millî ve kültürel tarihinde son derece önemli bir yere sahiptir. Döneminin tanınmış aydınlarından ve din âlimlerinden Süleyman Talıbzade’den başlayarak, Transkafkasya Şeyhülislamlığı Başkan Yardımcısı, Kafkasya Bölgesi Baş Kadısı ve kapsamlı şeriat ders kitaplarının müellifi Ahund Mustafa Talıbzade; seçkin Türkçü, İslamcı, gazeteci-yazar, çevirmen, eğitimci, şair, oyun yazarı, asker ve diplomat, Nahçıvan Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin ilk Askerî Komiseri General Ahund Yusuf Ziya Talıbzade; XX. yüzyıl Azerbaycan kültürünün öncü şahsiyetlerinden, ana dilde eğitimin kurucularından biri, büyük bir aydın kuşağının hocası, millî romantizmin önde gelen temsilcisi, eğitimci aydın, şair, dramaturg, romancı, gazeteci ve toplum adamı Abdulla Şaik; Azerbaycan edebiyat araştırmalarında eleştiri ekolünün kurucusu, çok yönlü ilmî faaliyetleriyle edebî ve teorik mirasımızı zenginleştiren akademisyen Kamal Talıbzade ve yeni neslin temsilcileri arasında yer alan sanat tarihi alanında felsefe doktoru, doçent Ülker Talıbzade ile genç diplomat Fereh Acalova’ya kadar bu köklü ailenin mensupları, farklı faaliyet alanlarında Azerbaycan’ın gelişimine onurla hizmet etmişlerdir.

Talıbzadeler ailesinin seçkin temsilcileri hakkında çok sayıda bilimsel eser kaleme alınmış; Sovyet İmparatorluğu’nun dağılmasının ardından ise birçok gerçek gün yüzüne çıkmış, önemli belge ve bilgiler ortaya konmuştur. Abdulla Şaik’in uzun yıllar edebiyat dünyasından gizli kalan, Türkçülük ideolojisini yansıtan şiirlerinden oluşan “Araz’dan Turan’a” adlı derlemenin oğlu Akademisyen Kamal Talıbzade tarafından 2004 yılında hazırlanarak yayımlanması; 70 yıl boyunca adı yasaklanan Yusuf Ziya Talıbzade’nin hayatı ve faaliyetleri hakkında Prof. Dr. Minahanım Esedli tarafından kapsamlı bir bilimsel araştırma eserinin kaleme alınması; aynı dönemde Abdulla Şaik Ev Müzesi’nde Yusuf Ziya’ya ayrılmış bir bölümün açılması; Abdulla Şaik’in Ahmet Cevat ve Tağı Nağızade ile birlikte 1918 yılında “Türk Ocağı”nın kurucularından biri olduğunu doğrulayan tarihî belgelerin 2019 yılında arşivlerde ortaya çıkarılması gibi gelişmeler bu kapsamda değerlendirilebilir.
Hollanda’da yaşayan soydaşımız Reyane Melikaslanova’nın Mayıs 2023’te Abdulla Şaik Ev Müzesi’ni ziyaret etmesi de Talıbzadeler ailesiyle ilgili Azerbaycan kamuoyunca bilinmeyen birçok ilginç gerçeğin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Müzenin müdürü, Abdulla Şaik’in torunu, sanat tarihi alanında felsefe doktoru ve doçent Ülker Talıbzade ile görüşen Reyane Melikaslanova, Talıbzadeler hakkında daha önce bilinmeyen gerçekleri dile getirmiş, ayrıca Ahund Yusuf Ziya Talıbzade ile ilgili son derece önemli tarihî olaylardan söz etmiştir.

Karabağ’ın köklü ailelerinden biri olan Nesirbeyovlar ile Abdulla Şaik ve Ahund Yusuf Ziya arasındaki ilişkilerden bahseden soydaşımız, anneannesinin babası Hacı Elekber Bey Nesirbeyov’un aslen Kubadlılı, annesi Mina Hanım Zöhrabbeyova’nın ise Şuşalı olduğunu ifade etmiştir.
Bakü’de İkinci Bölge Pristavı (emniyet amiri) olarak görev yapan ve Çemberekend’de, bugünkü Bakanlar Kurulu binasının bulunduğu yerde evi bulunan Hacı Elekber Bey Nesirbeyov’un üç kızı vardı: Sona Hanım Nesirbeyova (evlendikten sonra Melikaslanova), Tovuz Hanım Nesirbeyova (evlendikten sonra Vezirova), Melek Hanım Nesirbeyova (evlendikten sonra Cuvarlinski) ve bir de oğlu bulunuyordu. Oğlu henüz çok genç yaşta kaybolan Hacı Elekber Bey, kızlarının eğitim ve terbiyesine büyük önem vermiş, onların dinî ve dünyevî ilimleri öğrenmelerini dönemin en tanınmış eğitimcileri olan Abdulla Şaik ve Ahund Yusuf Ziya Talıbzade’ye emanet etmiştir.
Büyük dedesinin Talıbzadeler ailesiyle olan ilişkilerinden söz eden Reyane Melikaslanova’nın, Hacı Elekber Bey Nesirbeyov’un kişiliği ve halkına duyduğu sevgi hakkında anlattıkları, bu dostluk bağlarının hangi ortak değerlerden beslendiğini açıkça göstermektedir.
Halk arasında büyük saygı gören ve döneminin Azerbaycan seçkinleri arasında kendine özgü bir konuma sahip olan Hacı Elekber Bey hakkında şöyle demektedir:
“Hacı Elekber Bey Nesirbeyov büyük bir hayırseverdi. Fuzuli’de (Karabağ bölgesindeki Fuzuli şehrinde) bir cami yaptırmıştı. Bu caminin mimarı Kerbelayi Sefihan adlı bir kişiydi. Caminin yanında bir kâhriz (yer altı su kanalı), Fuzuli’de bir kültür kulübü ve şehrin Şıhımlı köyünde bir değirmen de yaptırmıştı. Hacı Elekber Bey vefat ettikten sonra, halk arasındaki büyük itibarı nedeniyle Fuzuli halkı onu yaptırdığı caminin içine defnetmişti. Aslında Hacı Elekber Bey sağlığında, caminin girişine defnedilmeyi vasiyet etmiş ve ibadete gelen insanların göğsüne basarak camiye girmelerini istemişti. Ancak halk buna razı olmamış ve kendisi caminin içine defnedilmişti. Ne yazık ki bugün o cami artık mevcut değildir ve büyük dedemin kabrinin ne durumda olduğu hakkında da hiçbir bilgimiz yoktur.”
Hacı Elekber Bey’in pristav olarak görev yaptığı ve ailesiyle birlikte Bakü’de yaşadığı dönemde, kızlarına Abdulla Şaik dil ve edebiyat dersleri vermiş, kardeşi Yusuf Ziya Talıbzade ise şeriat dersleri okutmuştur. Yaklaşık 1901-1902 yıllarında Nesirbeyov kardeşlere evlerinde ders veren bu seçkin eğitimciler, onların hafızalarında silinmez izler bırakmıştır. Ailenin büyük kızı Sona Hanım, hayatı boyunca torunlarına bu iki büyük öğretmenden gururla söz etmiş, bu önemli millî ve tarihî şahsiyetlere dair aydınlık hatıralarını anlatmıştır.
Hacı Elekber Bey, Hacı Zeynalabdin Tağıyev’in yakın dostu olmasına rağmen çocuklarını onun kızlar için açtığı okula göndermemiştir. Bunun sebebi sorulduğunda ise şöyle demiştir:
“Benim imkânım var, çocuklarımı kendi paramla okutabiliyorum; o okula varsın yoksul çocuklar gitsin.”
Reyane Melikaslanova’nın büyükannesinden dinlediği aile hatıraları, kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ilk kez Azerbaycan Türkçesine çevrilmesi fikrinin kime ait olduğu konusunda da önemli açıklamalar sunmaktadır. İlginçtir ki Kur’an-ı Kerim’in dilimize ilk kez çevrilmesi düşüncesini ortaya atan kişi bir Müslüman değil, Hristiyan inancına mensup tarihî bir şahsiyet olan Alman İmparatoru II. Wilhelm olmuştur. Tarihten de bilindiği üzere, bu Alman hükümdarı Türk ve Müslüman halkların dostu olarak tanınmıştır. Henüz 29 yaşında tahta çıkmasına rağmen güçlü dış politikasıyla dünyada dikkat çeken II. Wilhelm’in Osmanlı Devleti’ne verdiği destek, birçok ülkede rahatsızlık yaratmış, hatta Rusya ile ilişkilerin son derece gerginleşmesine yol açmıştır. Bu açıdan da II. Wilhelm’in Azerbaycan elit temsilcilerine böyle bir teklifle başvurmuş olması son derece doğal ve inandırıcı görünmektedir.
Tarihî kaynaklardan bildiğimiz üzere, 1907 yılında Kur’an’ın Azerbaycan Türkçesinde yayımlanan üç ciltlik nüshasını (tefsiriyle birlikte) Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’e Ahund Yusuf Ziya Talıbzade hediye olarak götürmüştür. Bu onurlu görevi kendisine emanet eden ise Hacı Zeynalabdin Tağıyev olmuştur. Bu amaçla 1910 yılında Türkiye’ye giden Yusuf Ziya, bu seyahatine ilişkin olarak “Türkiye Mektupları” adlı eserini kaleme alıp yayımlamıştır.
Hollanda’da yaşayan soydaşımız, Kur’an’ın Azerbaycan Türkçesine tercüme sürecinde Alman Kralı II. Wilhelm’in bu önemli teklifinin hayata geçirilmesinde Yusuf Ziya Talıbzade’nin doğrudan rol oynadığını da ifade etmektedir. Reyane Melikaslanova bu konuda şöyle demektedir:
“Nenemden öğrendiğime göre, Hacı Elekber Bey ile Hacı Zeynalabdin Tağıyev, ya Türkiye’de ya da Almanya’da Alman Kralı II. Wilhelm ile görüşmüşlerdi. Orada namaz kıldıkları sırada Wilhelm onlara ‘Neden Kur’an Arapçadır, neden onu Azerbaycan Türkçesine tercüme etmiyorsunuz?’ diye sormuş. Dedemgil ona Kur’an’ın Arapça olduğunu ve herkesin ibadeti Arapça yaptığını anlatmışlar. O ise, eğer Kur’an tercüme edilirse ve bir nüshası bana da hediye edilirse çok memnun olacağını, ayrıca kendisine Kur’an’ı takdim eden kişiye değerli hediyeler vereceğini söylemiş.”
“Bakü’ye döndükten sonra Hacı Zeynalabdin Tağıyev, Hacı Elekber Bey’e bu işi yapacak kişiyi bulmasını önermiş. Nenemin babası, dönemin üniversite eğitimli ve birkaç dil bilen aydınlarından biri olarak bu işi kimlerin en iyi şekilde yapabileceğini biliyordu. Yusuf Ziya Talıbzade’ye başvurulmasını teklif etti. Ahund Yusuf Ziya Talıbzade, onları Kur’an’ı tercüme eden kişiyle tanıştırdı ve böylece Kur’an Azerbaycan Türkçesine çevrildi. Bu, Azerbaycan Türkçesine yapılan ilk Kur’an tercümesiydi ve 1904 yılında yayımlandı. Bir nüshası bizde, kardeşimde bulunmaktadır; bir nüshasını ise dün Hacı Zeynalabdin Tağıyev’in ev müzesinde gördüm. Nenemin anlattığına göre bir nüsha Osmanlı Sultanı’na, bir nüsha da Alman Kralı’na hediye edilmiştir.
Söz konusu iki nüsha – Osmanlı Sultanı’na ve Alman Kralı’na hediye edilen Kur’anlar – değerli taşlar ve mücevherlerle süslenmiş olup, Ahund Yusuf Ziya Talıbzade tarafından götürülerek her iki hükümdara da bizzat takdim edilmiştir.
Reyane Melikaslanova, Kur’an’ın Azerbaycan Türkçesine yapılan ilk tercümesinin 1904 yılında yayımlandığını belirtmektedir. Yusuf Ziya Talıbzade hakkında yapılan araştırmalarda ise onun Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’e 1910 yılında götürdüğü Kur’an nüshasının 1907’de basıldığı ifade edilmektedir. Ancak gerçekte, Kur’an-ı Kerim’i ilk kez Azerbaycan Türkçesine çeviren ve kutsal kitabın üç ciltlik tefsirini hazırlayan Bakü Kadısı Mir Mehmed Kerim Ağa el-Bakuvi, bu eserlerin birinci ve ikinci cildini 1904 yılında, üçüncü cildini ise 1906 yılında Hacı Zeynalabdin Tağıyev’in desteğiyle “Kaspi” gazetesinin Bahariye matbaasında bastırmıştır.
Ayrıca Hacı Zeynalabdin Tağıyev’in bu tercüme karşılığında Mir Mehmed Kerim Ağa’ya ücret olarak, Kur’an ve üç tefsir kitabının ağırlığı kadar altın hediye ettiği de bilinmektedir.
Azerbaycan Milli Bilimler Akademisi Milli Azerbaycan Tarihi Müzesi’nde korunan nadir eserlerden biri olan bu üç ciltlik çalışma, Kur’an’ın Azerbaycan Türkçesindeki ilk tercüme ve tefsiri olan “Keşfü’l-Hakayık” (Hakikatlerin Açıklanması) adlı eserin 1904–1918 yılları arasında aynı müellif tarafından kaleme alındığını gösteren kaynaklar arasında yer almaktadır.
Bu tercüme süreciyle ilgili Reyane Hanım’ın aktardığı en önemli yeni bilgi ise, söz konusu çalışmada Yusuf Ziya Talıbzade’nin doğrudan yer aldığı ve Alman Kralı’na da bu tercümenin kendisi tarafından ulaştırıldığı yönündedir.
Ana dilimize yapılan bu ilk tercümenin Alman Kralı’na Türkiye’de mi yoksa Almanya’da mı takdim edildiğini netleştirmek amacıyla Almanya’ya bir mektup gönderen Reyane Melikaslanova, yanıt beklediğini ifade etmektedir. Ayrıca bu eserin izini sürerek Utrecht şehrine de gittiğini belirtmektedir. Bu vesileyle şunları söylemektedir:
“Utrecht şehrinin yakınlarında Alman Kralı II. Wilhelm’in Ev Müzesi bulunmaktadır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya’dan ayrılmak zorunda kaldığı için Hollanda kralları onu ülkeye davet etmiş ve saraylarından birini ona tahsis etmişlerdir. Ben de bu Kur’an’ı orada bulabilme ihtimaliyle o saraya gittim. İlgili kişilerle görüştüm, ancak henüz bir cevap alamadım. Almanya’ya da bu konuda yazdım. Bu bir tarihtir, Azerbaycan tarihidir. Eğer söz konusu Kur’an oradaysa, Almanya’da bunun Azerbaycan’dan bir hediye olduğunun bilinmesini isterim. Duyduğuma göre Osmanlı Sultanı’na hediye edilen Kur’an bugün Türkiye’de bir müzede korunmaktadır. Şu ana kadar oraya gitmedim, ancak gidip o Kur’an’ı da orada göreceğim ve bildiklerimi onlara da anlatacağım.”
Abdulla Şaik’in torunu, klasik mirasımızın bu seçkin temsilcisinin Ev-Müzesi’nin müdürü, sanat tarihi alanında felsefe doktoru ve doçent Ülker Talıbzade, Yusuf Ziya hakkında birçok gerçeği babası, Talıbzadeler üzerine en değerli araştırmaların yazarı olan akademisyen Kamal Talıbzade’den dinlemiş olsa da, bu bilgilerin kendisi için de yeni olduğunu belirtmektedir. O, şöyle demektedir:
“Babamın doğduğu yıl Yusuf Ziya Talıbzade şehit olmuştur. 18 Mayıs 1923’te Kızıl Ordu ile çatışmalar sırasında ağır yaralanmış, silah arkadaşlarıyla birlikte Amu-Derya Nehri’ni geçerken Bolşevikler tarafından sırtından vurulmuştur. Sonrasında ‘halk düşmanı’ ve Sovyet devletinin en büyük düşmanlarından biri olarak adı yasaklanmıştır. Hatta evde bile onun adını söylemekten çekinmişlerdir. Bu nedenle çocuklar aile içinde onun adını neredeyse hiç duymamışlardır. Sadece böyle bir dedelerinin olduğu bilinmiştir. Ancak babam bazı bilgileri biliyordu. Büyük oğul olduğu için Abdulla Şaik ona birçok şeyi anlatmıştır. Yusuf Ziya ile ilgili bugün elimizde bulunan bilgilerin çoğu babamın aktardıklarıdır. O da bu bilgileri kendi babasından, Abdulla Şaik’ten duymuştur. Bu büyük şahsiyetle ilgili tüm belgeler yok edilmiştir. Hatta kitapları bile evlerden toplanmıştır. Rusça yayımlanan ‘Rusya Hakkında’ adlı kitabı ve birçok eseri bu nedenle kaybolmuş, günümüze ulaşmamıştır. Yusuf Ziya Talıbzade’nin yeterince tanınmaması ve yalnızca dar bir çevre tarafından bilinmesi de uzun yıllar adının unutturulmasıyla ilgilidir. Şu anda Yusuf Ziya Talıbzade hakkında en önemli kaynak Minahanım Esedli’nin yazdığı doktora tezi ve monografisidir.”
“Kur’an meselesiyle ilgili olarak ise şu bilgiyi biliyoruz: Hacı Zeynalabdin Tağıyev Abdulla Şaik ile yakın dosttu. Yusuf Ziya Talıbzade ise Tağıyev’in eşine şeriat dersleri veren hocaydı. Kur’an tercüme edildikten sonra Tağıyev, onun Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid’e ulaştırılmasını Yusuf Ziya’ya emanet etmiştir. Yusuf Ziya, bir grup insanla birlikte bu görevi üstlenmiş, gümüş kaplı Kur’an’ı törenle Osmanlı Sultanı’na takdim etmiştir.”
Reyane Melikaslanova, Ülker Talıbzade ile yaptığı görüşmede Abdulla Şaik ve Yusuf Ziya Talıbzade kardeşlerini Hacı Zeynalabdin Tağıyev ile Hacı Elekber Bey Nesirbeyov’un tanıştırdığını da vurgulamaktadır. Aynı zamanda ninesinden duyduğu ilginç bir bilgiyi de paylaşmaktadır. Yusuf Ziya, Kur’an’ı Alman Kralı’na takdim ettiğinde II. Wilhelm’in kendisine çok sayıda değerli hediye ve mücevher verdiğini, ancak Yusuf Ziya Azerbaycan’a döndüğünde, Rusya’ya bağlı bir dönemde bu hediyelerin devlet tarafından elinden alındığını, bunun üzerine Yusuf Ziya’nın kırılarak İran’a gittiğini ifade etmektedir.
Ülker Talıbzade ise Yusuf Ziya’nın Horasan’a gittiğini, Bakü’ye döndükten sonra Neriman Nerimanov tarafından Nahçıvan’a askerî komiser olarak atandığını, ancak burada 5-6 ay çalıştıktan sonra Sovyet yönetimiyle uzlaşmaz tutumu nedeniyle yine Neriman Nerimanov’un yardımıyla izin belgesi alarak Türkistan’a gittiğini belirtmektedir.
Böylece Hollanda’dan Abdulla Şaik’in Ev Müzesi’ni ziyarete gelen konuk – Reyane Melikaslanova’nın ninesi Sona Hanım’dan dinledikleri, bizi yalnızca ilgi çekici gerçeklerle tanıştırmakla kalmamakta, aynı zamanda araştırmacılarımızı Ahund Yusuf Ziya Talıbzade’nin sırlarla dolu hayat yolunun izini sürerek Azerbaycan, İran, Türkiye, Rusya ve Almanya arşivlerine yönelmeye davet etmektedir.
Biz ise inanıyoruz ki, zamanın fırtınalarının yıkıp geçtiği ve derin katmanlarda gizlediği hakikatler er ya da geç gün yüzüne çıkar. Yüz yılı aşkın bir süre sonra, Kur’an-ı Kerim’in XX. yüzyılın başlarında Azerbaycan Türkçesine çevrilmesinin Alman Kralı II. Wilhelm’in fikriyle gerçekleştiğinin; bu sürecin önericisi, yönlendiricisi ve kutsal kitabın iki hükümdara ulaştırılmasını sağlayanın Yusuf Ziya Talıbzade olduğunun bugün ortaya çıkması gibi…