KAYA KERİMOĞLU / Güney Azerbaycan

Coğrafya, Hafıza ve Sömürge Dönemi Tarih Yazımı: Tengri İnancının Sürekliliği Karşısında Ahura Mazda Kültünün Siyasi İnşası

Giriş: Metodoloji ve Çatışan Anlatılar

Tarih yazımı, sadece geçmişin tarafsız bir kaydı değil, aynı zamanda egemen güçlerin jeopolitik çıkarları doğrultusunda şekillendirdikleri bir anlatılar bütünüdür. Bir coğrafyanın kadim inanç sistemleri, bazen binlerce yıllık somut ve sözlü kanıtlarla günümüze ulaşırken; bazen de sömürgeci odakların ve modern ulus-devlet mühendislerinin eliyle yeniden üretilerek tarih sahnesine sürülür. Bu makalede, Avrasya ve İran coğrafyasında binlerce yıldır varlığını koruyan “Tengri/Tarı” inancının tarihsel ve sosyo-kültürel sürekliliği ile Pers mitolojisinin tepe figürü olarak sunulan “Ahura Mazda” anlatısının modern dönemdeki ani yükselişi, karşılaştırmalı bir analize tabi tutulacaktır. Çalışmanın temel amacı, Batı oryantalizminin ve 19.-20. yüzyıl jeopolitiğinin, bu iki figür üzerinden coğrafyanın dini kimliğini nasıl yeniden dizayn etmeye çalıştığını ortaya koymaktır.

1. Somut ve Sözlü Hafızada “Tengri” (Tarı): Binlerce Yıllık Kesintisiz Süreklilik

Türk dünyasında “Tengri”, “Tanrı” ve “Tarı” fonetik dönüşümleriyle yaşayan ilah kavramı, masa başında icat edilmiş bir teori değil; taş yazıtlardan annelerin dualarına kadar uzanan organik bir gerçekliktir.

1.1. Arkeolojik ve Epigrafik Kanıtlar

Tengri kavramının tarihsel kökenleri, sadece soyut iddialara değil, coğrafyanın sinesine kazınmış somut belgelere dayanır. 8. yüzyıla ait Orhun (Göktürk) Yazıtları, bu sürekliliğin en açık epigrafik (taş yazıt) kanıtıdır. Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarında yer alan şu ifadeler, Tengri’nin coğrafyadaki mutlak otoritesini belgeler:

“Üze kök tengri asra yağız yer kılundukta, ekin ara kişi oğlı kılınmış.” (Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındığında, ikisi arasında insanoğlu kılınmış.)

Buradaki “Tengri” kavramı, Divânu Lügati’t-Türk’te de Kaşgarlı Mahmud tarafından “Ulu Tanrı” olarak tescillenmiştir.

1.2. Antroponimik ve Sosyo-Kültürel Süreklilik

Tengri/Tarı kelimesinin yaşayan bir kültür unsuru olduğunun en büyük kanıtı, kişi adlarında (antroponimi) ve halk folkloründe korunmuş olmasıdır. Özellikle Kuzey ve Güney Azerbaycan coğrafyasında sıklıkla rastlanan “Tarıverdi” (Allah’ın verdiği) ismi, bu köklü inancın İslami dönemde dahi kimliğini kaybetmeden devam ettiğini gösterir.

Bunun da ötesinde, sözlü kültürde ve antropolojik ritüellerde Şamanizm/Kamizm izleri tamamen canlıdır. Örneğin, kuraklık dönemlerinde veya yağmur yağdığında annelerin ettiği “Tarıkişinin bereketi” şeklindeki dualar, Tanrı kavramının halkın gündelik yaşamındaki koruyucu, besleyici ve tabiatla bütünleşik konumunu gösterir. Bu durum, inancın halkın kolektif bilinçaltına kazındığının ispatıdır.

2. Klasik Fars Edebiyatı ve “Ahura Mazda” Sessizliği

Resmi ve oryantalist tarih tezi, Ahura Mazda’nın İran coğrafyasının en eski ve en baskın ilahı olduğunu iddia eder. Ancak bu iddia, bölgenin edebi ve felsefi mirasıyla çelişmektedir. İslam öncesi dönemden devralınan kültürel mirası Fars diliyle yeniden işleyen ve İran coğrafyasının en büyük üç sütunu kabul edilen Firdevsî, Hâfız-ı Şîrâzî ve Sâdî-i Şîrâzî’nin devasa külliyatlarında “Ahura Mazda” ismi zikredilmemiştir.

2.1. Edebi Metinlerin Analizi ve Etimolojik Bağlam

 Firdevsî ve Şehnâme: İran’ın İslam öncesi mitolojisini ve krallarını anlatan en temel kaynak olan Şehnâme’de dahi yaratıcıyı tanımlamak için Ahura Mazda kelimesi yerine “Huda” (Xwaday) veya “Cihan-Aferin” (Dünyayı Yaratan) terimleri tercih edilmiştir.

 Hâfız ve Sâdî: Tasavvufi ve felsefi düşüncenin zirvesi olan bu şairler, şiirlerinde her zaman “Huda” ya da “Allah” kelimelerini kullanmışlardır.

Buradaki en dikkat çekici etimolojik veri ise “Huda” kelimesinin kökenine dair tartışmalardır. Türk dilinin erken evrelerinde yer alan ve kutsallık, kutluluk ifade eden “Kutay” / “Gutay” kavramı, dilbilimsel etkileşimler neticesinde Farsçaya geçerek yaratıcı anlamındaki “Huda” kelimesine zemin hazırlamıştır. Dolayısıyla, bölge şairlerinin sığındığı kavramsal zemin dahi Türk-Turan kültür dairesinin izlerini taşımaktadır. Eğer Ahura Mazda iddia edildiği gibi coğrafyanın yerleşik ve baskın tanrısı olsaydı, bu büyük şairlerin eserlerinde en azından edebi bir figür veya arkaik bir motif olarak yer bulması gerekirdi. Dahası, bölgede halk arasında yapılan bir saha araştırmasında, 50-60 yaşın üzerindeki yerli nüfusta “Ahura” ismini taşıyan bireylere rastlanmaması, bu ismin toplumsal hafızada geçmişe dönük bir karşılığı olmadığının antropolojik bir delilidir.

3. 19. ve 20. Yüzyıl Oryantalizmi: Ahura Mazda ve Zerdüştlüğün İcadı

Peki, yüzyıllarca ne edebi metinlerde ne de toplumsal isimlerde izine rastlanmayan bu din ve tanrı, 1800-1900’lü yıllarda birdenbire nasıl bölgenin “asli kimliği” olarak öne çıkarıldı?

3.1. Sömürgeci Odakların Menfaat Analizi (İngiltere ve Batı Oryantalizmi)

1. yüzyıl, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin ve Batılı sömürgeci güçlerin Asya coğrafyasını haritalandırdığı ve kültürel olarak bölümlere ayırdığı bir dönemdir. Fransız oryantalist Anquetil-Duperron’un Zerdüşt metinlerini (Zend-Avesta) “keşfettiğini” iddia etmesiyle başlayan süreç, tamamen Batı’nın sömürge çıkarlarına hizmet etmiştir.

Bu yapay dini ihya hareketinin arkasındaki temel jeopolitik amaçlar şunlardır:

1. İslam Ortak Paydasını Parçalamak: Ortadoğu ve Kafkasya’da sömürgeciliğe karşı direniş hattı oluşturan İslami birliği, “İslam öncesi ari kökenler” mitiyle baltalamak.

2. Türk-Turan Coğrafyasını Bölmek: Anadolu, Kafkasya, İran ve Orta Asya boyunca uzanan Türk varlığının ortasına, tarihsel olarak Zerdüşt ve Pers odaklı yabancı bir kültürel set çekmek.

3.2. Çeviri Manipülasyonu ve Halkın Yabancılaşması

Zerdüştlüğün kutsal kitabı kabul edilen Avesta’nın dili (Avestçe) ve yazısı, bölge halkı için tamamen yabancıydı. Bu metinler Sanskrit yazısından Farsçaya ve Batı dillerine tercüme edildikten sonra, bölge insanına “Sizin kadim dininiz budur” denilerek dikte edilmiştir. Kendilerine tercümansız okuyamadıkları bir dilde geçmiş icat edilen kitleler, modern eğitim mekanizmaları ve oryantalist tezlerin propaganda gücüyle bu yapay aidiyete inandırılmışlardır. Coğrafyadaki somut taş yazıtlarında “Tengri” ismi parıldarken ve tüm halk örf-adetlerinde (Nevruz ritüelleri, su/ateş kültleri vb.) Şamanizm/Kamizm unsurları açıkça yaşarken, bu unsurlar bilinçli bir şekilde yabancılaştırılmış ve Zerdüştlük maskesi altında kamufle edilmiştir.

Sonuç: Tarihsel Gerçeklik ve Siyasi İllüzyon

Son yüzyıldır İran ve çevresindeki coğrafyada “bölgenin kadim ve asli dini” gibi sunulan Zerdüştlük ve onun ilahı Ahura Mazda, tarihsel bir sürekliliğin değil; Batılı sömürgeci odakların (kunakların) ve 20. yüzyılın ulus-devlet mühendislerinin jeopolitik çıkarları doğrultusunda inşa edilmiş siyasi bir illüzyondur. Buna karşılık, Orhun Yazıtları’ndan günümüz Azerbaycan’ındaki “Tarıverdi” ismine ve annelerin bereket dualarına kadar yaşayan “Tengri/Tarı” inancı, coğrafyanın gerçek, organik ve kesintisiz manevi omurgasını oluşturmaktadır. Tarih yazımındaki bu oryantalist tahrifatın deşifre edilmesi, bölge hafızasının yeniden hürriyetine kavuşması adına akademik bir zorunluluktur.

Kaynakça:

1. Ergin, Muharrem (1970). Orhun Abideleri, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi. (Orhun Yazıtlarındaki Tengri kavramının epigrafik analizi için).

2. Kaşgarlı Mahmud, Divânu Lügati’t-Türk, (Çev. Besim Atalay), TDK Yayınları. (Tengri ve Kutay kavramlarının etimolojisi için).

3. Firdevsî, Şehnâme, (İlgili bölümler – Yaratıcı kavramlarının tespiti için).

4. Said, Edward (1978). Orientalism, New York: Pantheon Books. (Batı’nın doğuda din ve kimlik icat etme stratejileri için genel metodolojik çerçeve).

5. Duperron, Anquetil (1771). Zend-Avesta, Ouvrage de Zoroastre, Paris. (Metinlerin Batı dünyasında aniden ortaya çıkış süreci için).