BAKÜ / TEBRİZ — Bugün, Güney Azerbaycan halkının hürriyet meşalesini yakan, 1945 yılında kurulan Azerbaycan Millî Hükûmeti’nin kurucu lideri Seyid Cafer Pişeveri’nin şüpheli bir trafik kazasıyla aramızdan koparılışının yıl dönümü. Pişeveri’nin 11 Haziran 1947’deki karanlık ölümü, sadece bir liderin kaybı değil; bir milletin bağımsızlık, dil ve kültür mücadelesine indirilen kalleş darbenin en trajik halkalarından biridir.

Bir Yıllık Mucize: Demokratik ve Bağımsız Bir Uyanış

12 Aralık 1945 (21 Azer) tarihinde Tebriz merkezli kurulan Azerbaycan Millî Hükûmeti, bir yıl gibi kısa bir sürede Güney Azerbaycan topraklarında köklü reformlara imza attı. Pişeveri önderliğindeki bu demokratik ve bağımsız duruş, asırlardır ezilen bir halkın kendi kaderini tayin etme iradesiydi.

Hükûmetin attığı en büyük ve tarihi adım, Türkçeyi resmi devlet dili ilan etmek oldu. Tebriz Üniversitesi kuruldu, ilk kez ana dilinde ders kitapları basıldı, radyolar Türkçe yayına başladı, kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı ve köylüyü koruyan toprak reformları hayata geçirildi. Güney Azerbaycan, kendi ordusu, meclisi ve kültürel hamleleriyle tam anlamıyla küllerinden doğuyordu.

Kalleş Darbe ve Kanlı İşgal: 25 Binden Fazla İdam ve Katliam

Ancak bu demokratik uyanış, gerek Tahran’daki şah rejimini gerekse dönemin küresel aktörlerini rahatsız etti. Batı’nın desteğini arkasına alan ve Sovyetler’in geri çekilmesini fırsat bilen Pehlevi ordusu, “seçim güvenliğini sağlama” bahanesiyle Aralık 1946’da Güney Azerbaycan’a karşı haince bir askeri harekât başlattı.

Sözde “düzeni sağlamak” için topraklara giren şah ordusu ve yerel işbirlikçileri, eşi benzeri görülmemiş bir vahşete imza attı. Tarihi kaynaklara ve tanıklıklara göre;

 Tebriz, Zencan, Erdebil ve Urmiye başta olmak üzere tüm bölgede 25.000’den fazla insan kurşuna dizildi, asıldı ya da vahşice katledildi.

 Millî Hükûmetin aydınları, subayları, şairleri ve hatta sadece Türkçe kitap okuyan sıradan vatandaşlar sokak ortasında darağaçlarına gönderildi.

 Yüz binlerce insan canını kurtarmak için Aras Nehri’ni geçerek Kuzey Azerbaycan’a sığınmak zorunda kaldı.

Türk Dil ve Kültürüne Engizisyon Darbesi: Kitapların Yakılması

Şah rejiminin kalleş darbesi yalnızca insanları değil, bir milletin hafızasını da hedef aldı. Hükûmetin devrilmesinin hemen ardından, Tebriz meydanlarında korkunç bir kültür soykırımı başlatıldı.

Türkçe yazılmış tüm ders kitapları, edebi eserler, dergiler ve resmi evraklar meydanlarda toplanarak yakıldı. Çocukların kendi ana dillerinde eğitim alması tamamen yasaklandı, okullar yeniden Farsçalaştırıldı ve Türk kimliği üzerinde ağır bir asimilasyon perdesi indirildi. O günler, hafızalara “kitapların yakıldığı kara kış” olarak kazındı.

Dinmeyen Sızı, Bitmeyen Mücadele

Halkını korumak ve mücadeleyi sürdürmek adına Kuzey Azerbaycan’a geçmek zorunda kalan Cafer Pişeveri, bu kanlı katliamdan sadece aylar sonra, 11 Haziran 1947’de Yevlah yakınlarında hâlâ aydınlatılamayan, suikast şüphesi yüksek bir trafik kazasında susturuldu. Mezarı bugün Bakü’deki Fahri Hiyaban’da bulunsa da, onun ve 25 bin şehidin ruhu, Güney Azerbaycan’ın her bir karış toprağında yaşamaya devam ediyor.

Bugün yakılan o kitapların, katledilen o canların ve asimilasyona uğrayan Türk dilinin hesabı hafızalarda tazeliğini koruyor. Pişeveri’nin ve millî hükûmetin mirası, bugün hâlâ ana dilinde eğitim ve özgürlük mücadelesi veren milyonların yolunu aydınlatıyor. Kül altındaki alfabe, bir gün yeniden kendi topraklarında en gür sesiyle yazılmaya devam edecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir