ÖZCAN ÜNLÜ

İnsanlık tarihi, gücü elinde bulunduranların zayıfları boyunduruk altına alma mücadelesinin tarihidir. Ancak 21. yüzyıla geldiğimizde, eski dünyanın zincir sesleri yerini akıllı telefonların bildirim seslerine, kamçı darbeleri ise kredi kartı ekstrelerine bıraktı. Klasik kölelik biçim değiştirerek rafine, görünmez ve en tehlikelisi de “gönüllü” bir hal aldı.
Peki, yenidünya düzeninde kim, kimi, nasıl kullanıyor?

Gelin, eski dünya ile yenisini kıyaslayarak bu küresel hipnozun röntgenini çekelim.
***

Eski klasik kölelik sisteminde her şey netti: Kölenin ayaklarında pranga, sırtında kırbaç izi vardı. Özgür olmadığını bilir, kaçma ya da isyan etme hayali kurardı.
Günümüzün modern kölelik sistemi ise sinsi bir rıza inşasına dayanır. Sermaye (kapital), insanı bedenen değil, zihnen ve ruhen mülkleştirir.

Örneğin; eski kriterlere göre pranga demirden zincirdi, modern zamanlarda kredi borçları oldu, şimdi ise ev-araba hayaliyle saçma bir faiz sistemi ve geçim kaygısına dönmüş durumda. Çalışma alanı eskiden pamuk tarlaları ve madenlerdi, modern zamanlarda plazalar oldu, dijital dönemde (bugün) kölelik “open-office”ler veya ekran başı… Eskiden ceza vermek için kırbaçla fiziksel şiddet uygulanırdı, modern zamanlarda bunun yerini performans baskısı aldı, bugün ise herkes işsiz kalmaktan ve “mobbing”den korkar hale geldi.

Ama en acı olan ise…

Klasik dönemde köleler köle olduğunun bilincinde idi ve bunun için isyan ederlerdi. Bugün durum çok trajik; özgür olduğunu sanıyor ve sistemin gönüllü savunuculuğunu yapıyor.
***

Günümüzde kapital köleliği, bireyi patron kölesi haline getirirken bunu kariyer basamağı veya başarı hikâyesi ambalajıyla sunuyor. Sabah 9, akşam 6 mesaisine sıkışan, hafta sonu izni için beş gün ruhunu satan modern insan, aslında çoğu zaman sadece efendisinin lüksü için çalışan bir çarkn parçasıdır.
Modern köleliğin en rafine hali dijital ve sanal köleliktir. Eskiden köleler tarlalarda çalıştırılırdı; bugün milyarlarca insan sosyal medya platformlarında bedava içerik üreten, veri sağlayan dijital işçilere dönüştü.
Bizler beğeni (like) tuşuna basıp kaydırırken (scroll), yapay zekâ algoritmaları dikkatimizi, zamanımızı ve mahremiyetimizi satıyor. Akıllı telefonlar, cebimizde taşıdığımız ve bizi 7/24 efendilerimize (teknoloji devlerine) bağlayan dijital prangalardır. Bildirimler ise her an “Uyan ve tüket!” diyen modern kırbaç darbeleridir.
***

Malcom X’in popülerleştirdiği ünlü Ev Zencisi ve Tarla Zencisi analojisi, bugün küresel sistemin nasıl ayakta kaldığını çok iyi özetler:
Tarla Zencisi: Sefalet içinde yaşayan, sistemin yükünü çeken, dayak yiyen ve efendiden nefret eden çoğunluktur.
Ev Zencisi: Efendinin evinde yaşar, onun artıklarıyla beslenir, onun gibi giyinir. Efendisini o kadar çok benimser ki, efendinin evi yandığında “Efendim, evimiz yanıyor!” diye feryat eder. Efendisinden daha çok efendicidir.
***

Bugün gerek küresel ölçekte, gerekse Türk dünyasında, Batı’nın fonlarıyla, kültürel hegemonyasıyla beslenen çok sayıda modern “ev zencileri” mevcuttur. Bunlar, kendi toplumlarına Batı’nın gözlüğüyle bakan, kendi medeniyetine yabancılaşmış, plazalarda veya akademi kürsülerinde efendilerinin çıkarlarını savunan elitlerdir.
***

Son zamanlarda Türk dünyasında yaşanan jeopolitik gelişmeler, bu kölelik ve hegemonya ilişkisinden bağımsız değildir. Yüzyıllık Rus sömürgeciliğinden kurtulan bazı kardeş coğrafyalar, bu kez de Batı’nın “özgürlük ve demokrasi” vaat eden dijital ve kapitalist illüzyonunun etkisi altına girmektedir.
Burada akıllara şu soru gelebilir: “Batı’nın etkisi altına giren Türk dünyası, neden her zaman Türkiye ile ortak hareket etmiyor ve özellikle KKTC meselesinde ayak diretiyor?”
***

Bunun arkasında birkaç temel sebep yatıyor:
1. Ekonomik ve finansal prangalar (kapital köleliği): Batılı finans kuruluşları, IMF ve küresel fonlar, bu ülkelerin ekonomilerini ipotek altına almış durumda. Türkiye’nin sunduğu kardeşlik hukuku ve stratejik ortaklık, bazen bu ülkelerin elitleri tarafından “Batı ile ilişkileri bozma riski” olarak görülmektedir.
2. Kültürel hegemonya ve medya: Batı’nın dijital ve sanal kölelik araçları (sosyal medya, sinema, fonlanan STK’lar), Türk dünyasındaki genç nesillerin zihnini iğdiş etmektedir. Türkiye karşıtı algı operasyonları, bu kanallardan pompalanmaktadır.
3. Millî şuur eksikliği ve “ev zencisi” sendromu: Bu ülkelerin bürokrasisinde ve siyasetinde yer alan bazı klikler, Batı’nın kendilerini meşru görmesini, Türkiye ile kader birliği yapmaya tercih etmektedir. Kıbrıs (KKTC) gibi uluslararası arenada bedel ödenmesi gereken millî davalarda ayak diremelerinin sebebi, Batılı efendilerinden işitecekleri azardan korkmalarıdır. Kendi göbeğini kesmek yerine, küresel sistemin koridorlarında uysal bir aktör olmayı seçmektedirler.

Asla unutulmamalıdır: Küresel emperyalizmin gözünde bir “tarla zencisi” ile “ev zencisi” arasında hiçbir fark yoktur. Efendinin çıkarı bittiğinde, ev zencisi de kapının önüne konulacaktır. Türk dünyasının yegâne kurtuluşu, Batı’nın modern prangalarından sıyrılıp, Türkiye’nin mihmandarlığında tam bağımsız bir irade ortaya koymaktır.

Bayramımız kutlu olsun

Zihinlerin dijital prangalarla, toplumların ise kapitalist dayatmalarla köleleştirilmeye çalışıldığı bu çağda; bizi biz yapan, bizi bir arada tutan ve kölelik ruhuna isyan eden en büyük kalemiz inancımız ve bayramlarımızdır. Kurban, sadece bir ibadet olarak görülmemeli, bencil duygulardan, dünyevî hırslardan ve modern dünyanın dayattığı sahte putlardan arınmanın, yani “Yalnızca Allah’a kul olmanın” sembolüdür. Allah’a hakkıyla kul olan, kula ve sisteme köle olmaz.
Bu duygu ve düşüncelerle, Türk-İslâm âleminin 
Kurban Bayramı’nı en içten dileklerimle kutlarım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir