Bugün Brüksel’deki NATO karargahında ya da Washington’daki strateji merkezlerinde şu gerçek yüksek sesle konuşuluyor: Türkiye olmadan bir NATO savunma hattı, sadece eksik değil, aynı zamanda işlevsizdir. İkinci Dünya Savaşı sonrası şekillenen dünya düzeninde, 1952 yılında ittifaka dahil olan Türkiye, bugün sadece eski bir müttefik değil; ittifakın geleceğini sırtlayan temel sütunlardan biridir.
Peki, neden? NATO neden Türkiye’ye her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor?

  1. Köklü Bir Geçmiş ve Devleşen Askeri Potansiyel
    Türkiye, sanılanın aksine ittifakın “yeni” bir üyesi değil; kurucu ruhu taşıyan ve 70 yılı aşkın süredir NATO’nun güney kanadını tek başına göğüsleyen bir güçtür. Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri, NATO’nun en büyük ikinci ordusu olma vasfıyla, sadece sayısal bir üstünlük değil, aynı zamanda devasa bir operasyonel tecrübe sunuyor. Kore’den Kosova’ya, Afganistan’dan Libya’ya kadar NATO’nun olduğu her yerde Türk bayrağının olması, ittifakın meşruiyetini ve saha gücünü koruyan en büyük unsurdur.
  2. Havada, Karada ve Denizde: Orta Doğu’nun Tartışmasız Gücü
    Jeopolitik, bir ülkenin kaderidir. Türkiye; Karadeniz, Akdeniz ve Orta Doğu üçgeninin tam merkezinde bir istikrar adası gibi duruyor. Son yıllarda izlenen aktif dış politika ve terörle mücadeledeki kararlılık, Türkiye’yi Orta Doğu’nun en büyük askeri gücü haline getirdi.
  1. Savunma Sanayisinde “Türk Devrimi” ve Yerli Bağımsızlık
    NATO için Türkiye’nin en şaşırtıcı ve hayranlık uyandıran dönüşümü ise savunma sanayisinde yaşandı. Artık dışa bağımlı, ambargolarla eli kolu bağlanan bir Türkiye yok. Kendi göbeğini kendi kesen, teknolojisini ihraç eden bir güç var.

Baykar (Bayraktar), Aselsan ve Roketsan gibi markalar artık sadece Türkiye’nin gururu değil, Avrupa ve dünya harp doktrinlerini değiştiren aktörlerdir.