
Ortadoğu, tarihsel fay hatlarının her an yeni bir kırılmayla jeopolitik haritayı değiştirebileceği, dinamik ve bir o kadar da öngörülemez bir coğrafyadır. Bu dinamizmin merkezindeki en kritik denklemlerden biri, hiç şüphesiz Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran İslam Cumhuriyeti arasındaki bitmek bilmeyen gerilimdir. Uzun süredir yaptırımlar, siber saldırılar ve vekil güçler üzerinden yürüyen bu asimetrik savaşın, ABD liderliğinde topyekûn bir kara harekatına dönüşmesi senaryosu, sadece bölgesel bir istikrarsızlık değil, İran’ın toprak bütünlüğünü hedef alan varoluşsal bir kriz anlamına gelecektir. Bu makalede, böyle bir savaşın tetikleyebileceği “İran’ın parçalanması” senaryosunu ve bu süreçte en güçlü siyasi iradeyi ortaya koyma potansiyeline sahip olan Güney Azerbaycan Türklerinin bağımsızlık arayışını, jeopolitik bir analiz süzgecinden geçireceğiz.
Giriş: Hegemonik Savaşın İç Dinamikleri
ABD’nin İran’a yönelik olası bir kara harekatı, sadece rejimi değiştirmeyi değil, İran’ın bölgesel nüfuz kapasitesini tamamen felç etmeyi hedefleyecektir. Ancak bu hedefin sahadaki karşılığı, modern askeri tarihin en karmaşık ve çok katmanlı yıpratma savaşlarından biri olacaktır. Rejimin Devrim Muhafızları (DMO) ve Besic gibi ideolojik güçleri, sadece cephe hattında değil, şehir savaşlarında ve asimetrik direniş taktiklerinde uzmanlaşmıştır. Bu durum, savaşın uzun sürmesine ve merkezi otoritenin ülke genelindeki kontrolünün erozyona uğramasına yol açacaktır. Tam da bu noktada, İran’ın teokratik ve merkeziyetçi yapısının altında yatan heterojen etnik fay hatları harekete geçecektir.
Tarihsel Hafıza ve “Güney Azerbaycan Gerçeği”
İran’ın etnik yapısı, merkeziyetçi yönetimi zorlayan en büyük iç dinamiktir. Ülkenin kuzeybatısında, tarihi Azerbaycan bölgesinin güney parçasında yaşayan ve sayıları 35-40 milyon olarak tahmin edilen Azerbaycan Türkleri, sadece sayısal çoğunluğuyla değil, aynı zamanda canlı kültürel kimliği, tarihsel devletleşme tecrübesi (Safeviler, Kaçarlar, 1946 Azerbaycan Milli Hükümeti) ve kuzeydeki bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti ile olan derin bağlarıyla bu etnik yapının en güçlü ve en politize olmuş kesimidir.
Savaş anında bu kitlenin tutumunu anlamak için tarihsel hafızaya bakmak elzemdir. 1828 Türkmençay Antlaşması ile Azerbaycan’ın Aras Nehri boyunca ikiye bölünmesi, her iki yakada da derin bir travma yaratmıştır. Kuzeyde 1918’de kurulan ilk cumhuriyet ve 1991’de Sovyetlerin dağılmasıyla elde edilen bağımsızlık, Güney’deki soydaşları için her zaman bir fener görevi görmüştür. Ebulfeyz Elçibey’in liderliğindeki Azerbaycan Halk Cephesi dönemi, “Bütün Azerbaycan” idealinin siyasi bir programa dönüştüğü dönemdir. Elçibey’in “Tebriz Azerbaycan’ın kalbidir” sözü ve bu uğurdaki mücadelesi, Güney’deki bağımsızlık yanlısı hareketler için ideolojik bir temel oluşturmuştur. Bugün, Traktör Sazi futbol takımı taraftarlarının stadyumlarda attığı milli sloganlar ve sivil toplum örgütlerinin talepleri, bu kültürel uyanışın ve siyasi arayışın canlı kanıtlarıdır.
Savaş Senaryosu: Parçalanma ve “Kendi Kaderini Tayin” Hakkı
Bir ABD kara harekatı, rejim için bir varoluş savaşı olurken, Güney Azerbaycan Türkleri için tarihsel bir fırsat penceresi açacaktır. Savaşın rejim üzerindeki etkisi ve etnik fay hatlarının tetiklenmesi şu şekilde gelişebilir:
- Güvenlik Boşluğu ve Yerel Kontrol: Savaşın başlamasıyla birlikte, merkezi otorite zayıflayacak, güvenlik bürokrasisi cephe hatlarına kaydırılacak veya çözülecektir. Bu durum, Güney Azerbaycan şehirlerinde (Tebriz, Urmiye, Erdebil, Zencan) büyük halk kitlelerinin sokağa dökülmesi ve kültürel sembollerin (bozkurt işareti, Azerbaycan bayrakları) kullanımı ile milli sloganların atılmasına zemin hazırlayacaktır. “Milli Meclisler” veya “Kurtuluş Komiteleri” gibi yapılar aracılığıyla şehirlerin yönetimi devralınabilir.
- Siyasi İradenin Savaş Alanına Evrilmesi: Rejim güçlerinin baskı uygulaması durumunda, süreç silahlı bir çatışmaya evrilebilir. Bu noktada, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin tutumu hayati önem taşıyacaktır. Bakü, soydaşlarının haklarını savunmayı “tek millet, iki devlet” ilkesinin bir gereği olarak görür. Karabağ Zaferi’nin getirdiği özgüven ve Elçibey mirası, Bakü’yü Güney’e lojistik ve diplomatik destek vermeye itebilir.
- Parçalanma ve Yeni Bir Devlet: Rejimin teokratik merkeziyetçiliği, ekonomik krizler ve toplumsal huzursuzluklar nedeniyle oldukça kırılgandır. ABD harekatı, bu kırılganlığı son noktasına taşıyacaktır. Eğer merkezi otorite tamamen çökerse, Güney Azerbaycan’ın bağımsızlığı veya Kuzey Azerbaycan ile birleşmesi (Bütün Azerbaycan) senaryosu, güçlü bir olasılık haline gelir. Bu süreçte sadece Azerbaycanlılar değil, Kürtler, Beluçlar ve Araplar gibi diğer etnik gruplar da kendi yollarını çizebilir.
Bölgesel Güçlerin Rolü: Türkiye ve Azerbaycan
Bu denklemde Türkiye ve Azerbaycan Cumhuriyeti’nin rolleri belirleyicidir.
- Azerbaycan: Güney Azerbaycan, Bakü için milli bir meseledir. Bir çatışma anında Bakü, soydaşlarını koruma ve bölgedeki nüfuzunu artırma şansını elde edecektir.
- Türkiye: Bölgedeki en güçlü Türk devletidir ve hem Azerbaycan hem de İran ile uzun sınırlara sahiptir. Türkiye’nin önceliği bölgesel istikrardır, ancak soydaşlarının hakları ve güvenliği de kırmızı çizgisidir. Türkiye ve Azerbaycan’ın ortak hareket etmesi, Güney Azerbaycan’ın geleceğini şekillendirmede en güçlü faktör olacaktır.
Sonuç
ABD’nin İran’a yönelik olası bir kara harekatı, İran’ın toprak bütünlüğü için varoluşsal bir tehdit yaratacaktır. Yaklaşık 40 milyonluk Azerbaycan Türk topluluğu, tarihsel hafızası, kültürel uyanışı ve Elçibey gibi figürlerin miras bıraktığı “Bütün Azerbaycan” idealiyle, merkezi otoritenin zayıfladığı anı bağımsızlık için bir fırsata dönüştürebilir. 1918 (Azerbaycan Cumhuriyeti’nin kuruluşu) ve 1991 (Sovyetlerin dağılması) tecrübeleri, imparatorluk yapıların zayıfladığı anlarda milli iradenin devletleşme sürecini başlatabildiğini göstermektedir. Bu süreçte Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye’nin tutumu, bölgesel dengeleri belirleyecek ve belki de haritaların yeniden çizilmesine yol açacaktır. Güney Azerbaycan gerçeği, Ortadoğu’nun ve Kafkasya’nın geleceğinde yadsınamaz bir aktör olarak karşımızda durmaktadır.