
ANAR NATİGOĞLU
İnancın tarihine dönüp baktığımızda, kurban meselesi yalnızca bir ritüel değil, insan ile Allah arasında kurulan en ağır imtihanlardan biridir. Rivayete göre bu imtihan, İbrahim Peygamber’in hayatındaki o sarsıcı anla başlar. Bir baba düşünün… İnancıyla sınanıyor. Bir evlat düşünün… Kendi kaderine razı oluyor.Allah, İbrahim Peygamber’e oğlunu, İsmail’ı kurban etmesini emreder. Bu emir, bir canın alınmasından çok daha fazlasıdır; bu, teslimiyetin, sadakatin ve iman denen o görünmeyen bağın en uç noktaya kadar gerilmesidir.
Ve o baba, o ağır yükün altında ezilmek yerine dimdik durur. Çünkü inancı, korkusundan büyüktür.Ama asıl sarsıcı olan, o evladın tavrıdır. İsmail, kaderini bilir gibi, bir itiraz yükseltmez. Kaçmaz. Saklanmaz. O da teslim olur. Bir baba ile bir oğul, aynı anda aynı imtihanın içine yürürler.Tam o anda, gökyüzü suskun kalmaz. Allah, kuluna bu yükü taşıtmaz. Bir koç gönderir. Bir hayat, başka bir hayatla değiştirilir. Ve böylece kurban, bir ölüm hikâyesi olmaktan çıkar; bir rahmet, bir bağışlanma, bir ilahi merhamet anlatısına dönüşür. O yüzden bugün kesilen kurbanlara hâlâ “İsmail kurbanı” denir. Çünkü o gün, insanlık bir canın nasıl bağışlandığını gördü.
Ama tarih her zaman merhametle yazılmaz.Bugün, bu çağda, o eski hikâyenin yankısı bambaşka bir coğrafyada, bambaşka bir acıyla karşımıza çıkıyor. Ukrayna’nın Harkov kentinde doğmuş, ama Poltava şehrinde büyümüş, henüz 20 yaşında bir genç… Adı yine İsmail. İsmail Asgerov.O da bir kurban oldu.
Ama bu kez gökten bir koç inmedi.O genç, doğduğu toprağın, vatandaşı olduğu Ukrayna’nın özgürlüğü için gönüllü olarak cepheye gitti. Ölümü seçmedi belki… Ama ölümün mümkün olduğunu bilerek yürüdü. Babası Azerbaycanın Sabirabad bölgesinde doğmuş Aris Asgerov da onu durdurmadı. Çünkü bazı yollar vardır; bir baba bile evladının önüne geçemez. Çünkü bazı davalar vardır; insanı kendinden bile vazgeçirir.
İbrahim’in hikâyesinde Allah, İsmail’in ölmesine razı olmadı. Ama bugün, bu dünyanın karanlık yüzünde, çocuklar ölüyor. Gençler ölüyor. Henüz hayatın başındaki İsmail’ler, daha adını bile koyamadıkları hayallerle birlikte toprağa düşüyor.Bu nasıl bir çağdır?Bugün Vladimir Putin’in yönettiği savaşta, Ukrayna toprakları sadece bir cephe değil; bir insanlık sınavına dönüşmüş durumda. Dronlar gökyüzünden ölüm yağdırıyor. Füzeler, çocukların uykusunu paramparça ediyor. Cephe hattı diye bir şey kalmamış; ölüm artık evlerin içine kadar giriyor.
Kadınlar… çocuklar… yaşlılar…Hiçbirinin elinde silah yok. Hiçbiri bir savaşın tarafı değil. Ama hepsi o savaşın kurbanı.Allah böyle bir dünya istemedi.Allah, insanı birbirini yok etsin diye yaratmadı.Allah, bir çocuğun korkuyla büyüdüğü, bir annenin evladını toprağa verdiği, bir babanın susarak çöktüğü bir düzen kurmadı.
Bu zulüm, insanın kendi karanlığından doğuyor.Ve bugün, o eski hikâyedeki ilahi merhametin yerinde, insanın acımasızlığı var.Bir zamanlar İbrahim’in elinden bıçağı indiren kudret, bugün insanın eline geçen silahları durdurmuyor. Çünkü o silahları tutan, artık imtihanını unutmuş bir insanlık.
Bugün, İsmail’ler gerçekten ölüyor.Ve biz, bunu sadece izliyoruz.Allah, İsmail’in hatırına… O ilk teslimiyetin, o ilk merhametin hatırına… Bugün Ukrayna’da, işgal altında, savaşın ortasında hayatını kaybeden bütün masumlara rahmet eylesin.Ve belki de en çok, insanlığa merhamet versin.
