özcan ünlü

Etrafımız ateş çemberi… Bu ateş doğudan batıya doğru yürüyor gibi görünse de, durduğumuz noktadan doğuya doğru genişleme riskini taşıyor. Aslında en büyük ateşlerden birinin Doğu Türkistan’da yandığını kabul edersek, bu hat üzerinden en batıya doğru ciddi bir kaynamanın olduğunu görebiliriz.
Bu hakikati göz önünde bulundurarak Türk Dünyasının birliğinin, bugün artık romantik bir ideal olmanın ötesine geçerek rasyonel ve stratejik bir zorunluluk haline gelmiş olduğunu kabul etmeliyiz.
***
2026 yılı itibariyle bölgedeki sıcak çatışmalar ve enerji koridorları üzerindeki rekabet, bu sürecin hem hızlanmasına hem de yeni sınavlarla karşı karşıya gelmesine sebep oluyor.
Türk Dünyasının birliği derken bir hamasetten söz etmiyoruz.
Modern dünyada birlik, sadece sınırların kalkması anlamına gelmiyor. Kurumsal ve ekonomik entegrasyon olmadan birlik kurmanın bir anlamı yok. Bu bağlamda, elimizde çok güçlü bir kurum var; Türk Devletleri Teşkilatı (TDT)… Bu çatı altında ortak alfabe, ortak yatırım fonu, siber güvenlik iş birliği ve savunma sanayi entegrasyonu (özellikle İHA/SİHA teknolojilerinin paylaşımı) bu birliğin yapı taşlarını oluşturuyor/ oluşturmalı.
***
2026’nın başında tırmanan bölgesel gerilim, Türk dünyası için hem bir risk hem de bir fırsat olarak görülebilir. İran’ın istikrarsızlaşması veya bölgedeki büyük güç rekabeti, Zengezur Koridoru gibi hayati projeleri tehdit edebilir. Ancak bu kaos Türk devletlerinin bir “güvenlik adası” olarak daha sıkı kenetlenmesini de tetikleyebilir.
Bu durumda Azerbaycan-Türkiye ilişkilerine de daha derinlikli bakmamız gerekiyor: “İki devlet, tek millet” formülü artık “tek stratejik akıl” aşamasına geçti. Gelecekte bu ilişkinin, Şuşa Beyannamesi’nin de ötesine geçerek tam askeri/ekonomik entegrasyon modeline evrilebilir; bu da sürpriz olmaz.
***
Biraz daha açalım…
Dünya, 2026 baharına da yine barut kokusu ve ekonomik belirsizliklerle girdi. Bir yanda Orta Doğu’da İran, İsrail ve ABD hattında tansiyonun savaşa evrildiği bir atmosfer, diğer yanda enerji arz güvenliğinin küresel satranca dönüştüğü o Hürmüz kaosu…
Tam da bu noktada, Ankara’dan Bakü’ye, Aşkabat’tan Astana’ya uzanan o kadim coğrafyanın tek bir soruya net bir cevap vermesi gerekiyor:
Parçalanarak mı yoksa kenetlenerek mi bu fırtınadan çıkacağız?
Türk Dünyası Birliği, artık sadece edebiyatımızın ve ülkümüzün içli bir “Turan” hayali olmaktan öte 21. yüzyılın en rasyonel jeopolitik projesidir.
***
Peki, bu birlik nasıl kurulur?
Burada sınırların kalktığı bir ütopyadan bahsetmiyoruz. Biz, standartların birleştiği, alfabelerin aynı dilde konuştuğu ve en önemlisi “savunma doktrinlerinin” ortaklaştığı bir yapıdan bahsediyoruz. Zengezur Koridoru’nun açılması, sadece bir yolun değil, Türkistan’ın kalbine giden bir damarın açılmasıdır.
Bugün İran ile İsrail ve ABD üzerinden yürüyen bölgesel gerginlik, kuşkusuz bu sürece bir engel çıkarma potansiyeli taşıyor. Ancak unutulmamalıdır ki bazı krizler, kendi alternatiflerini doğurur. Bölgesel güçlerin çatışma alanına dönen Orta Doğu’ya inat, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), barışçı ve istikrarlı bir “Orta Koridor” inşa etmek zorundadır. Hatta inşa etmelidir. Türkiye ve Azerbaycan arasındaki sarsılmaz bağ bu binanın taşıyıcı kolonudur.
Eğer bugün Karabağ zaferiyle perçinlenen o iradeyi, Türkistan’ın derinliklerine, ekonomik ve askeri iş birlikleriyle taşıyamazsak, tarih bizi bu fırsatı kaçıran nesil olarak yazacaktır. Türk birliği, kimseye karşı bir tehdit değil, aksine Avrasya’nın göbeğinde kurulacak devasa bir “denge unsuru”dur.
Şimdi, diplomasi masasında daha gür, sahada daha ortak ve zihinlerde daha bütün olma vaktidir.
Geç kalınmış sayılabilir ancak üstesinden gelebilecek iradenin zamanı geldi de geçiyor bile…