Resmi tarih anlatısı, Pers İmparatorluğu’nu yüzyıllardır devasa ve medeniyetin tek kaynağı olan bir güç olarak resmeder. Ancak bu parlatılmış vitrinin arkasına geçip filolojik, inançsal, mimari ve kültürel detaylara baktığımızda, karşımıza anlatılandan çok farklı bir tablo çıkmaktadır. “Pers Medeniyeti” olarak sunulan yapı, aslında Türklerin kadim mirasının üzerine inşa edilmiş bir kurgudur.

İsimdekia Gizem: Bars’tan Fars’a

“Pers” kelimesinin kendisi dahi köken olarak Türkçedir. Türkler, bu topluma yırtıcı bir hayvan olan “Bars” ismini vermişlerdir. Batı ve Hint kaynakları bu ismi “Pars” olarak kayda geçirmiş; Araplar ise dillerinde “P” harfi bulunmadığı için bu kelimeyi “Fars” olarak telaffuz etmişlerdir. Yani bugün bir milletin adı olarak kullanılan kelime, aslında Türklerin onlara verdiği bir isimden ibarettir.

İsimlerin Sırrı: Kuruluş ve Erdeşir

Aryan veya Pers tarihinin başlangıcı sayılan Med ve Elam dönemleri incelendiğinde, yönetici isimlerinin Türkçe kökleri hayret vericidir. Elamların kurucusu Kidin Hutran’ın babasının adı Kuruluş’tur; bu kelime bugün dahi Türkçede aynı anlamla yaşamaktadır. Ahameniş kurucusu Kiros’un (Kuruş) ismi de bu kökten alınmıştır. Sasanilere kadar uzanan en yaygın padişah ismi olan Erdeşir ise tamamen Türkçedir: “Er” (savaşçı/kahraman) ve “Deşir/Deşer” (parçalayan) kelimelerinin birleşimiyle “Savaşçıyı parçalayan kişi” anlamına gelir.

Dilsiz ve Alfabesiz Bir İmparatorluk

Bir medeniyetin en büyük kanıtı alfabesi ve sayı sistemidir. Sümerlerin (Türklerle aynı kökten oldukları ispatlanmıştır) çivi yazısı ve Türklerin Orhun alfabesi tarihe mühür vururken, Perslerin kendine has bir alfabesi hiçbir zaman olmamıştır. Tarih boyunca ya çivi yazısını ya da Arap alfabesini kullanmışlardır.

• Sayı Sistemi: Bugün Farsça sanılan sayı sistemi tamamen Hintçedir.

• Kelime Hazinesi: Farsçanın asli kelimeleri sanılan Otaq, Boşqab, Kaşık, Ateş, Hane, Bataq gibi binlerce sözcük doğrudan Türkçedir ve yerlerini dolduracak kökenli bir karşılıkları yoktur.

• Dil Yapısı: Bugün konuşulan Farsça ile “Eski Farsça” arasında hiçbir organik bağ yoktur; dilin gramer kaideleri tamamen Arapça üzerine inşa edilmiştir. Şiirleri bile Arapça ağırlıklıdır.

Coğrafyanın Dili ve “Ur” Kökeni

Kadim şehir isimleri Türkçe “Örmek/Dikmek” kökünden gelen “Ur” ile başlar. Bugünün Uruk’u (Örük/Örülmüş), Urmu ve Urşelim (Kudüs) bu köktendir. Urşelim’deki “Şelim” kısmı İbranice telaffuzla bile “Sağlam” demektir; yani “Sağlam Örgü/Yapı” anlamında Türkçe bir tamlamadır. Ahamenişlerin iletişim yolu Çapar ve durakları Çaparhane tamamen Türkçedir. Med kralı Keyaksar’ın mezarı Qızqapan (Kız Kapan/Kadın Terazisi) ismi de Türkçedir ve bugünkü Amerikan adalet heykelinin sembolik kökenini oluşturur.

İnanç ve Peygamber: Zerdüşt’ün Türk Kökleri

Zerdüştlüğün kökleri de Türk coğrafyasındadır. Zerdüşt’ün doğum yeri ya Güney Azerbaycan’daki Savalan Dağları ya da Özbekistan topraklarıdır. En dikkat çekici detay ise Zerdüşt’ün annesinin ismidir: Tarihi kayıtlarda annesinin adı öz be öz Türkçe olan “Doğdu” olarak geçer. Bir inanç önderinin annesinin adının Türkçe olması, bu manevi mirasın gerçek kaynağını göstermektedir.

Çalınan Bayramlar: Ergenekon’dan Nevruz’a

Türklerin Ergenekon’dan çıkışını simgeleyen Yeni Gün bayramı, Farslar tarafından “Nevruz” adıyla sahiplenilmiştir ancak anlamı bozulmuştur:

• 7 Sin Sofrası: Türkler; Yer, Su, Toprak, Ağaç, Hayvan, Gök ve Ticaret’i simgeleyen yedi bereket sofrası kurar. Farslar bu derinliği anlamadıkları için bereketi sadece baş harfi “S” (Sin) olan nesnelerle kısıtlamışlardır.

• Çille ve Dört Çarşamba: Yılın en uzun gecesine Türkler, yayın son gerilme noktası olan “Çille” derler. Baharı Su, Od, Yel ve Toprak çarşambalarıyla karşılarlar. Farslar ise sadece “Od Çarşambası”nı bilirler.

Mimarideki Boşluk ve Arkeolojik Gerçekler

Perslerin dünyanın yarısına hükmettiği iddia edilir ama özgün bir mimarileri yoktur. En meşhur yapıları Persepolis, tamamen Rum mimarisidir. Perslere ait antik bir mezarlık dahi bulunamazken, Azerbaycan’ın Meşgin şehrindeki Şeher Yeri’nde bulunan binlerce yıllık heykelli mezar taşları, bölgenin gerçek sahiplerinin Türkler olduğunun canlı şahididir.

Sonuç: Kökenini Bilmeyenin İşi Yarım Kalır

İster tarihçi, ister yazar olun; kelime kökenini bilmeden yaptığınız her iş eksik kalır. Günümüzde kendi dilimize hâkim olmadığımız için başka toplumları bizden daha “köklü” sanabiliyoruz. Oysa bugün dünyaca kullanılan “Kültür” kelimesi bile Türkçe “Külden türetmek” kökünden gelmektedir. Biz bu gerçeği bilmediğimiz için Fransızları “kültürlü”, yukarıdaki belgeleri araştırmadığımız için de Persleri “kadim” sanıyoruz. Hakikat ise kelimelerin köklerinde ve Türk’ün silinmeye çalışılan mirasında gizlidir.

Kaya Kerimoğlu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir