kaya kerimoğlu

Hastalıktan korkmayan, hastadan uzaklaşmayan bir doktorun hikâyesi
Bir toplumun gerçek tarihini yalnızca savaşlar, hükümdarlar, siyasi olaylar ve büyük zaferler yazmaz.
Bazen tarihin en anlamlı sayfaları, kimsenin görmek istemediği insanların yanında açılır.
Bazen bir insanın büyüklüğü, ne kadar güçlü olduğuyla değil, herkesin uzaklaştığı birinin yanında durabilmesiyle ölçülür.
İşte Dr. Mübeyyin böyle bir hayatın sahibidir.
Tebriz ve Güney Azerbaycan tarihinde onun adı, yalnızca bir doktor olarak değil, cüzam hastalarının yanında duran, onların tedavisi ve yaşam koşulları için mücadele eden bir insan olarak hatırlanır.
Cüzamın toplumda büyük korku yarattığı dönemlerde birçok insan bu hastalığa yakalananlardan uzak dururken, Mübeyyin onlara yaklaşmayı seçti.
Onun hikâyesi aslında bir hastalık hikâyesinden çok daha fazlasıdır.
Bu, insanın insana sahip çıkmasının hikâyesidir.

Tebriz’den başlayan bir hayat
Dr. Mübeyyin’in hayatı Tebriz ile özdeşleşmiştir.
Tebriz, yüzyıllar boyunca Güney Azerbaycan’ın kültür, ticaret, bilim ve sanat merkezlerinden biri olmuştur. Bu şehirden birçok şair, yazar, bilim insanı ve sanatçı çıkmıştır.
Mübeyyin de bu kültürel ortamda yetişen isimlerden biridir.
Tıp eğitimini tamamladıktan sonra doktorluk mesleğine başlayan Mübeyyin’in hayatındaki en önemli dönüm noktalarından biri, cüzam hastalarıyla ilgilenmeye başlaması oldu.
O dönemlerde cüzam yalnızca tıbbi bir hastalık olarak görülmüyordu.
Hastalık hakkında toplumda çok sayıda yanlış inanış bulunuyordu. İnsanlar cüzamdan korkuyor, hastalığa yakalanan kişilerden uzak duruyor ve çoğu zaman onları toplumdan tamamen dışlıyordu.
Birçok hasta için hastalığın kendisinden daha ağır olan şey, yalnızlık ve dışlanmışlıktı.
Mübeyyin işte tam bu noktada farklı bir yol seçti.
⸻
Bababaği: Toplumun unuttuğu insanların dünyası
Tebriz’deki Bababaği, cüzam hastalarının tedavi edildiği ve yaşamlarını sürdürdüğü önemli merkezlerden biri haline geldi.
Ancak Bababaği’ni anlamak için yalnızca bir hastane olarak görmek yeterli değildir.
Burası aynı zamanda toplumun dışına itilmiş insanların yaşam alanıydı.
Cüzam hastalarının çoğu ailelerinden, akrabalarından ve toplumdan uzak kalıyordu.
Onların hayatı çoğu zaman birkaç duvarın arasına sıkışıyordu.
Bir insan düşünün:
Hastalığa yakalanıyor.
İnsanlar ondan uzaklaşıyor.
Ailesi korkuyor.
Komşuları korkuyor.
Toplum onu dışlıyor.
Ve sonunda kişi yalnızca hastalığıyla değil, yalnızlığıyla da mücadele etmek zorunda kalıyor.
Dr. Mübeyyin’in mücadelesi işte bu noktada anlam kazandı.
O, hastayı yalnızca tedavi edilmesi gereken bir beden olarak görmedi.
Onun için karşısındaki insanın bir adı, bir ailesi, bir geçmişi, duyguları ve onuru vardı.
⸻
“Cüzamlı” demeden önce “insan” demek
Dr. Mübeyyin’in hayatından çıkarılabilecek en önemli derslerden biri belki de budur:
İnsan, hastalığından ibaret değildir.
Bir insanın bedeninde bir hastalık olabilir.
Fakat bu hastalık onun insanlık değerini ortadan kaldırmaz.
Mübeyyin’in hastalarla kurduğu ilişkiyi önemli kılan da buydu.
O, korkunun yerine bilgiyi koymaya çalıştı.
Dışlanmanın yerine insanlığı koymaya çalıştı.
Sessizliğin yerine iletişimi koymaya çalıştı.
Çünkü cüzamla mücadele etmek yalnızca ilaç vermek değildi.
Cüzamla mücadele aynı zamanda toplumun hastaya bakışını değiştirmekti.
⸻
Hastalığın yanında bir de cehalet vardı
Cüzam yüzyıllar boyunca insanların korktuğu hastalıklardan biri oldu.
Hastalığın bulaşma biçimi, tedavisi ve gerçek niteliği hakkında yeterli bilgi olmadığı dönemlerde korku daha da büyüdü.
İnsanlar bilmedikleri şeylerden korkarlar.
Korku ise çoğu zaman dışlamayı doğurur.
Bu nedenle cüzam hastaları iki ayrı mücadele veriyordu:
Birincisi hastalıkla mücadeleydi.
İkincisi ise toplumun önyargılarıyla mücadeleydi.
Dr. Mübeyyin’in yaptığı işin önemli taraflarından biri de ikinci mücadeleydi.
O, hastalara yaklaşarak topluma aslında basit ama çok önemli bir mesaj veriyordu:
“Korktuğunuz bu insanlardan önce onların da sizin gibi insan olduğunu görün.”
⸻
Bababaği’nde yalnızca bedenler değil, hayatlar da vardı
Bir hastanenin duvarlarının arkasında yalnızca hastalıklar yoktur.
Orada hayatlar vardır.
Çocukluk anıları vardır.
Aileler vardır.
Ayrılıklar vardır.
Umutlar vardır.
Korkular vardır.
Ve geleceğe dair hayaller vardır.
Bababaği’ndeki insanlar da bunların hepsini taşıyordu.
Bu nedenle Dr. Mübeyyin’in yaptığı hizmet yalnızca tıbbi bir hizmet olarak değerlendirilmemelidir.
Onun yaptığı iş aynı zamanda sosyal bir mücadeleydi.
Çünkü hastanın kendisini toplumun tamamen dışında hissetmemesi için mücadele ediyordu.
İnsanlara “Siz unutulmadınız” diyordu.
Belki de bir doktorun verebileceği en değerli ilaçlardan biri budur.
⸻
Doktorun görevi yalnızca hastalığı tedavi etmek midir?
Bu soru Dr. Mübeyyin’in hayatını anlamak açısından önemlidir.
Bir doktorun görevi nedir?
Sadece reçete yazmak mı?
Sadece ilaç vermek mi?
Sadece hastalığın belirtilerini ortadan kaldırmak mı?
Yoksa hastanın hayatına bütün olarak bakmak mı?
Mübeyyin’in hayatına baktığımızda ikinci yaklaşımın onun için daha anlamlı olduğunu görüyoruz.
Çünkü o, hastanın yalnızca bedenine değil, yaşamına da dokunmaya çalıştı.
Hastaların yaşam koşullarının iyileştirilmesi, sağlık hizmetlerine ulaşmaları ve toplumla bağlarının tamamen kopmaması onun çalışmalarının önemli parçalarıydı.
⸻
“Cüzamlıların babası”
Zaman içerisinde Dr. Mübeyyin için kullanılan en anlamlı ifadelerden biri “Cüzamlıların Babası” oldu.
Bu unvan bir devlet makamı değildi.
Bir siyasi görev değildi.
Bir resmi rütbe değildi.
Bu, insanların verdiği bir isimdi.
Çünkü insanlar bir kişiye “baba” diyorsa, bunun arkasında yalnızca mesleki bir ilişki bulunmaz.
Baba kelimesinin içinde korumak vardır.
Sahip çıkmak vardır.
Yanında durmak vardır.
Zor zamanında terk etmemek vardır.
Mübeyyin’in hastalarla kurduğu bağın temelinde de bu insani yaklaşım bulunuyordu.
⸻
Mübeyyin’in mücadelesi yalnız değildi
Bababaği’nin tarihini yalnızca Dr. Mübeyyin’in adı üzerinden anlatmak da eksik olur.
Çünkü böyle bir merkezin ayakta kalması için doktorların yanında hemşireler, sağlık çalışanları, yöneticiler, aileler ve gönüllüler de çalışmıştır.
Bu isimler arasında Dr. Neşat Vüsuki’nin de özel bir yeri vardır.
Mübeyyin’in eşi olan Vüsuki’nin de sağlık alanında çalıştığı ve Bababaği’ndeki hastalara hizmet verdiği aktarılır.
Bu nedenle bazı anlatılarda ona “Cüzamlıların Annesi” denildiği görülür.
Böylece Bababaği’nin hikâyesinde iki sembolik isim ortaya çıkar:
Dr. Mübeyyin – Cüzamlıların Babası
Dr. Neşat Vüsuki – Cüzamlıların Annesi
Bu iki isim, hastaların yalnız bırakılmaması için verilen uzun mücadelenin sembollerinden biri haline gelmiştir.
⸻
Bir hastaneden daha fazlası: Bababaği’nin toplumsal anlamı
Bababaği’nin önemi yalnızca tıp tarihi açısından değildir.
Burası aynı zamanda Güney Azerbaycan’ın sosyal tarihinin de bir parçasıdır.
Çünkü bir toplumun gelişmişliği yalnızca zenginlerine nasıl davrandığıyla ölçülmez.
Asıl soru şudur:
Toplum, en güçsüz insanlarına nasıl davranıyor?
Cüzam hastaları toplumun en fazla dışlanan gruplarından biri olduğu için onların yaşamı, toplumun vicdanını da gösteren bir aynaydı.
Mübeyyin bu aynaya bakmaktan kaçmadı.
Tam tersine, o aynanın karşısında durdu.
⸻
Bilim ile insanlığın birleştiği yer
Dr. Mübeyyin’in hikâyesinin bir başka önemli yönü de bilim ile insanlığın birbirinden ayrılmaması gerektiğini göstermesidir.
Tıp bilimi olmadan hastalıklarla mücadele etmek mümkün değildir.
Ama yalnızca bilim de yeterli değildir.
Çünkü bir hastanın bedenini tedavi ederken onun ruhunu kırarsanız, başka bir yara açmış olursunuz.
Mübeyyin’in yaklaşımında tıbbi hizmet ile insani yaklaşım birlikte yürüyordu.
Bu nedenle onun adı yalnızca bir doktorun adı olarak değil, insani bir duruşun adı olarak da hatırlanabilir.
⸻
Mübeyyin ve edebiyat
Dr. Mübeyyin’in kişiliğinin dikkat çekici yönlerinden biri de edebiyata ve şiire olan ilgisidir.
Onun şiirle ilgilenmesi, doktorluk mesleğinin yanında farklı bir dünyaya da sahip olduğunu gösterir.
Bu durum aslında onun insanlara bakışını anlamak açısından da önemlidir.
Çünkü şiir insanın duygularını anlatır.
Tıp ise insanın bedenini anlamaya çalışır.
Mübeyyin’in hayatında bu iki alanın yan yana bulunması dikkat çekicidir:
Bir tarafta bilim, diğer tarafta sanat.
Bir tarafta hastalığı anlamaya çalışan doktor.
Diğer tarafta insanın iç dünyasını anlamaya çalışan şair.
⸻
Tebriz’in kültür hayatında bir iz
Tebriz yalnızca bir şehir değildir.
Tebriz, Güney Azerbaycan’ın hafızasıdır.
Şairlerin, sanatçıların, tüccarların, bilim insanlarının ve fikir adamlarının yetiştiği tarihi bir merkezdir.
Dr. Mübeyyin’in hayatı da bu şehrin sosyal hafızasının bir parçasıdır.
Onun hikâyesinde Tebriz’in başka bir yüzünü görüyoruz.
Bu yüz sarayların, çarşıların veya büyük tarihi yapıların yüzü değildir.
Bu, unutulmuş insanların yüzüdür.
Ve Mübeyyin’in büyüklüğü belki de burada ortaya çıkar.
O, tarihin büyük sahnelerine değil, insanların görmezden geldiği bir köşeye yöneldi.
⸻
Furuğ Ferruhzad ve “Ev Karadır”
Bababaği’nin hikâyesi yalnızca doktorların ve sağlık çalışanlarının çalışmalarıyla sınırlı kalmadı.
İran edebiyatının önemli isimlerinden Furuğ Ferruhzad da cüzam hastalarının yaşamına dikkat çeken kişilerden biri oldu.
Ferruhzad’ın 1960’lı yıllarda Bababaği’ndeki yaşamı konu alan “Ev Karadır” (خانه سیاه است) adlı belgeseli, cüzam hastalarının hayatını sanat yoluyla daha geniş bir kitleye ulaştırdı.
Film, hastaların yalnızca hastalıklarından ibaret olmadığını; onların da duyguları, aileleri, günlük yaşamları ve umutları olduğunu gösteren önemli çalışmalardan biri olarak kabul edilir.
Bu noktada Bababaği’nin hikâyesi daha da anlamlı hale gelir.
Bir tarafta doktorlar hastalığı tedavi etmeye çalışırken, diğer tarafta sanatçılar toplumun görmediği hayatları görünür hale getiriyordu.
Biri bedene, diğeri toplumun vicdanına dokunuyordu.
⸻
Bir insanın gerçek değeri neyle ölçülür?
Dr. Mübeyyin’in hayatı bize bu soruyu yeniden sorduruyor.
Bir insanın değeri kaç tane makam sahibi olduğuyla mı ölçülür?
Kaç tane ödül aldığıyla mı?
Kaç kişinin onu tanıdığıyla mı?
Yoksa kimsenin yanında olmadığı bir insanın yanında durmasıyla mı?
Mübeyyin’in hayatına baktığımızda üçüncü sorunun önemini görüyoruz.
Çünkü o, insanların korktuğu insanların yanına gitti.
İnsanların uzak durduğu hastalara dokundu.
Toplumun dışladığı insanları yalnız bırakmamaya çalıştı.
Bu yüzden onun adı, yalnızca tıp tarihinin değil, insanlık tarihinin de bir parçası olarak okunabilir.
⸻
Cüzamdan daha büyük bir hastalık: İnsanları dışlamak
Cüzam tedavi edilebilir bir hastalıktır.
Ama toplumdaki önyargıları tedavi etmek çok daha zordur.
Bir insanın bedenindeki hastalık doktor tarafından tedavi edilebilir.
Fakat toplumun zihnindeki önyargıyı değiştirmek yıllar alabilir.
İşte Mübeyyin’in mücadelesinin en önemli taraflarından biri de budur.
O, yalnızca hastaları tedavi etmeye değil, toplumun bakışını değiştirmeye de çalıştı.
Bize şu soruyu bıraktı:
Bir insanı hastalığından dolayı dışlamak mı daha kolaydır, yoksa onun insan olduğunu görmek mi?
Kolay olan dışlamaktır.
Zor olan yaklaşmaktır.
Mübeyyin zor olanı seçti.
⸻
Güney Azerbaycan’ın hafızasında Mübeyyin
Güney Azerbaycan’ın tarihi yalnızca siyasi mücadelelerden, savaşlardan ve büyük olaylardan oluşmaz.
Bu coğrafyanın tarihi aynı zamanda doktorların, öğretmenlerin, şairlerin, sanatçıların ve toplum için çalışan insanların hikâyelerinden oluşur.
Dr. Mübeyyin de bu hafızanın önemli isimlerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Tebriz’de başlayan hayatı, Bababaği’deki çalışmaları ve cüzam hastalarına yaklaşımı onu farklı bir yere taşımıştır.
Onun hikâyesi bize şunu hatırlatır:
Bir toplumun vicdanı, en zayıf insanına verdiği değerle ölçülür.
⸻
Mirası nedir?
Dr. Mübeyyin’in mirasını yalnızca hastane binalarında veya tıbbi çalışmalarda aramak yeterli değildir.
Onun asıl mirası bir düşüncedir:
Hasta insan toplumun dışına atılmamalıdır.
Bu düşünce bugün çok basit görünebilir.
Fakat cüzam hastalarının ağır biçimde dışlandığı bir dönemde bunu savunmak ve uygulamak önemli bir insani sorumluluktu.
Mübeyyin, hastalara yalnızca ilaç değil, aynı zamanda umut vermeye çalıştı.
Onlara “Siz de bu toplumun bir parçasısınız” mesajını verdi.
Ve belki de onun için doktorluğun en önemli tarafı buydu.
⸻
Son söz: Herkes uzaklaşırken kim yanında kaldı?
Tarih bazen bize büyük isimleri büyük savaşlarla anlatır.
Bazen bir hükümdarın fetihlerini anlatır.
Bazen bir komutanın zaferlerini.
Ama insanlığın gerçek hikâyesi bazen çok daha sessiz yerlerde yazılır.
Bir hastane odasında.
Bir hasta yatağının yanında.
Toplumun dışına itilmiş insanların arasında.
Herkesin uzak durduğu bir insanın yanında oturan bir doktorun sessiz davranışında.
Dr. Mübeyyin’in hikâyesi tam olarak böyle bir hikâyedir.
O, cüzam hastalarının yalnızca bedenlerini değil, toplumdaki yerlerini de düşünmeye çalışan bir doktordu.
Onun hayatı bize şu basit ama büyük gerçeği hatırlatıyor:
Bir insanı hastalığıyla tanımlama.
Bir insanı görünüşüyle yargılama.
Bir insanı toplumun ona verdiği etiketle değerlendirme.
Çünkü insan, her şeyden önce insandır.
Ve bazen bir insanın hayatını değiştirmek için büyük sözlere gerek yoktur.
Yanına oturmak yeterlidir.
Elini uzatmak yeterlidir.
Korkmadan gözlerinin içine bakmak yeterlidir.
“Sen yalnız değilsin.” demek yeterlidir.
Dr. Mübeyyin’in yıllarca cüzam hastalarının yanında durmasının anlamı belki de tam olarak burada saklıdır.
O, insanların uzaklaştığı yere gitti.
Unutulanların yanında durdu.
Ve tıbbın yalnızca hastalığı değil, insanı da iyileştirmesi gerektiğini gösterdi.
Bu nedenle Dr. Mübeyyin’in adı, Güney Azerbaycan’ın sosyal hafızasında yalnızca bir doktorun adı olarak değil, insan onuruna sahip çıkmanın sembollerinden biri olarak yaşatılmayı hak eder.
Çünkü tarihe bazen şu soruyla bakmak gerekir:
Herkes uzaklaşırken kim onun yanında kaldı?
Bababaği’nin hikâyesinde bu sorunun cevabı nettir:
Dr. Mübeyyin.