FAMİL CAMAL – ARAŞTIRMACI YAZAR

Azerbaycan kültürel mirasının sahiplenilmesi sistemi nasıl kuruluyor?

Kendine ait adlandırmaları, kesintisiz bir geleneği ve tarihî kaynaklarda yeterli dayanağı bulunmayan bir kültürü “kadim kültür” olarak inşa etmek mümkün müdür? Başkasına ait kültürel unsurları onlarca yıl boyunca kendine aitmiş gibi sunmak ve sonunda bütün dünyayı buna inandırmak mümkün müdür?

İlk bakışta bu düşünce kulağa absürt gelebilir. Ancak bölgemizde uzun yıllardır devam eden en tartışmalı kültürel sahiplenme meselelerinden birinin temelinde tam da bu iddia bulunmaktadır.

Burada söz konusu olan yalnızca bazı benzerlikler ya da “kültürlerin birbirini etkilemesi” değildir. Kültürler arasında karşılıklı etkileşim tarih boyunca var olmuş doğal bir süreçtir. Tartışılan mesele, başka kültürlerden alınan unsurların yeniden adlandırılması, farklı bir kimlikle sunulması ve ardından “kadim ve özgün miras” olarak tanıtılmasıdır.

Konuyu sakin biçimde ve olgular üzerinden ele alalım.

1. Kültürel ikame nerede başlar?

Her köklü kültür üç temel unsur üzerinde yükselir: dil, coğrafya ve tarihsel süreklilik.

Bir yemek, müzik aleti veya müzik biçimi gerçekten belirli bir halka aitse genellikle:

Şimdi basit bir soru soralım:

Bir kültürel unsurun adı ilgili dilde açıklanamıyorsa, eski kaynaklarda ona ilişkin kayıt bulunmuyorsa ve gelenek belirli bir dönemde aniden ortaya çıkıyorsa ne düşünmeliyiz?

Bu durumda söz konusu unsurun kökeninden ziyade kültürler arası aktarım ve ödünçleme ihtimalinin araştırılması gerekir.

Güney Kafkasya’daki kültürel miras tartışmalarının önemli bir bölümü de tam olarak bu noktada ortaya çıkmaktadır.

2. Mutfak: Gelenek nerede biter, kültürel sahiplenme nerede başlar?

Sıklıkla “kadim Ermeni mutfağı” ifadesi kullanılmaktadır. Ancak burada önemli bir soru ortaya çıkıyor:

Bu mutfağın tarihsel ve coğrafi sınırları nasıl belirlenmektedir?

Farklı ülkelerde yaşayan Ermeni topluluklarının mutfakları, yaşadıkları coğrafyaların mutfaklarından güçlü biçimde etkilenmiştir:

Lübnan’da Arap ve Levant mutfağı,
Suriye’de Orta Doğu mutfağı,
İran’da İran mutfağı,
Kafkasya’da ise Türk, Azerbaycan ve bölgenin diğer mutfak gelenekleriyle yoğun etkileşim görülmektedir.

Bu durum başlı başına bir suçlama değildir. Aksine, tarih boyunca farklı toplumlarla birlikte yaşayan toplulukların birbirlerinden etkilenmesi son derece doğaldır.

Tartışma, ortak veya başka kültürlerden alınmış unsurların zaman içerisinde yalnızca tek bir halka ait “kadim millî miras” olarak sunulmasıyla başlamaktadır.

Dilin anlattıkları

Mutfak kültüründe yemek adlarının etimolojisi önemli ipuçları verebilir. Güney Kafkasya ve çevresinde yaygın bazı yemek adlarının Türk dilleriyle güçlü etimolojik bağlantıları bulunmaktadır:

Dolma – “dolmak/doldurmak” fiiliyle bağlantılıdır.
Bastırma/pastırma – “basmak/bastırmak” fiilleriyle ilişkilendirilir.
Bozbaş – “boz” ve “baş” kelimelerinin birleşimidir.
Lüle kebabı – “lüle”, yani boru veya silindir biçimiyle ilişkilidir.
Piti – yemeğin hazırlandığı kapla ilişkilendirilen bir adlandırmadır.
Kavurma – “kavurmak” fiilinden gelir.

Bu kelimelerin önemli bir bölümünün Türk dilleri içerisindeki anlam bağlantıları dikkat çekicidir.

Burada araştırılması gereken temel soru şudur:

Bu yemeklerin tarihsel yayılımı, adlandırılması ve hazırlanma biçimleri hangi coğrafyalarda ve hangi tarihî kaynaklarda karşımıza çıkmaktadır?

Dolma örneği

En çok tartışılan örneklerden biri dolmadır. Yemeğin adı ve hazırlanma geleneği geniş bir coğrafyada görülmektedir.

2017 yılında UNESCO, “Dolmanın hazırlanması ve paylaşılması geleneği, kültürel kimliğin bir göstergesi” başlığıyla Azerbaycan’a ait unsuru İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi’ne kaydetmiştir.

Lavaş konusunda ise mesele daha karmaşıktır. Lavaş farklı toplumların mutfak kültüründe bulunmaktadır ve UNESCO süreçlerinde de farklı ülkelerin lavaş ve yassı ekmek gelenekleri ayrı dosyalar veya çok uluslu başvurular çerçevesinde ele alınmıştır.

Dolayısıyla kültürel miras tartışmalarında sloganlardan çok tarihî belgeler ve uluslararası kayıtlar önem taşımaktadır.

3. Müzik: Sesin sahiplenilmesi

Mutfağın restoranlar ve yemek kitapları aracılığıyla dünyaya tanıtılması gibi müzik de konserler, sinema, televizyon ve popüler kültür aracılığıyla uluslararası bir kimlik kazanabilir.

Bu noktada en dikkat çekici örneklerden biri balaban-duduk tartışmasıdır.

Balaban ve duduk

Benzer yapıdaki nefesli çalgılar Kafkasya, Anadolu ve çevre coğrafyalarda farklı adlarla ve farklı icra gelenekleriyle uzun zamandır kullanılmaktadır.

Duduk, özellikle uluslararası konserler ve film müzikleri aracılığıyla Ermeni müzik kültürüyle güçlü biçimde özdeşleştirilmiştir.

Buna karşılık balabanın Azerbaycan müzik kültüründe de köklü bir icra geleneği bulunmaktadır.

UNESCO, balaban/mey sanatını ve zanaatkârlığını Azerbaycan ve Türkiye’nin ortak kültürel mirası olarak Somut Olmayan Kültürel Miras listesine kaydetmiştir.

Bu kayıt, söz konusu çalgı ailesinin bölgedeki farklı geleneklerinin anlaşılması açısından önemlidir.

Tar ve kemençe

Tar, Azerbaycan’ın özellikle muğam geleneğinin temel çalgılarından biridir. Azerbaycan tarının bugünkü biçiminin gelişmesinde XIX. yüzyılda yaşamış Sadıkcan’ın (Mirza Sadık Esedoğlu) gerçekleştirdiği değişiklikler önemli yer tutmaktadır.

Kemençe de Azerbaycan muğam icra geleneğinin temel çalgılarındandır.

Tar ve kemençeye ilişkin icra gelenekleri UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras kayıtlarında Azerbaycan’la bağlantılı biçimde yer almaktadır.

4. Müzikal alıntılar ve tartışmalı benzerlikler

Kültürel miras tartışmalarının bir başka boyutunu melodiler oluşturmaktadır.

Örneğin Aram Haçaturyan’ın bazı eserleri ile Üzeyir Hacıbeyli’nin müzikleri arasında melodik veya yapısal benzerlikler bulunduğu yönünde zaman zaman tartışmalar yapılmaktadır. Özellikle “Arşın Mal Alan” üzerinden çeşitli karşılaştırmalar gündeme getirilmektedir.

Bu tür iddiaların kesin biçimde değerlendirilebilmesi için eserlerin tarihleri, notaları, ilk kayıtları ve bestecilerin erişebileceği müzikal kaynakların karşılaştırılması gerekir.

Benzer tartışmalar şu eserler etrafında da yapılmaktadır:

“Sarı Gelin” – Azerbaycan, Türkiye, Ermenistan ve bölgedeki farklı gelenekler bağlamında köken tartışmalarına konu olmaktadır.

“Karabağ” – Behram Nesibov – eserin farklı icralarda besteci bilgisi konusunda tartışmalar yaşandığı ileri sürülmektedir.

“Bayatılar” – Eldar Mansurov – melodinin farklı ülkelerde kullanılması ve besteciye atıf meselesi uzun zamandır tartışılmaktadır.

“Sen Gelmez Oldun” – farklı yorum ve kayıtlar üzerinden benzer sahiplik tartışmalarının konusu olmuştur.

Bu noktada en sağlıklı yöntem, eserlerin ilk kayıtlarının, nota arşivlerinin ve telif belgelerinin karşılaştırılmasıdır.

5. Arşivler ne söylüyor?

Kültürel miras tartışmalarında en önemli kaynaklardan biri seyahatnameler ve tarihî belgelerdir.

XVII. yüzyıl ve çevresindeki dönemlerde bölgeyi gezen:

Adam Olearius,
Jean Chardin,
Evliya Çelebi

gibi seyyahların eserlerinde bölgenin gündelik yaşamı, yemekleri, pazarları, müziği ve çeşitli gelenekleri hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır.

Pilav çeşitleri, et yemekleri, baharatlar, pazar kültürü ve müzik aletleri bu eserlerde farklı bağlamlarda karşımıza çıkmaktadır.

Dolayısıyla bugün herhangi bir kültürel unsurun kökeni hakkında kesin hüküm vermeden önce bu tarihî kaynakların karşılaştırmalı biçimde incelenmesi gerekir.

6. Bu algı neden uzun süre etkili oldu?

Azerbaycan açısından sorulması gereken önemli sorulardan biri de şudur:

Eğer Azerbaycan kültürel mirasına ait olduğu düşünülen unsurlar başka ülkeler tarafından daha önce ve daha güçlü biçimde dünyaya tanıtıldıysa, Azerbaycan neden buna daha erken ve sistematik biçimde cevap veremedi?

Bizim deyimimizle, uzun süre “fil kulağında uyuduk.”

Buna karşılık Ermeni diasporası kültürel tanıtım konusunda uzun yıllar boyunca sistemli faaliyet yürüttü.

Diasporanın rolü

Yurt dışında restoranlar açıldı, kitaplar yayımlandı, kültür dernekleri kuruldu, festivaller düzenlendi ve belirli yemeklerle müzik unsurları Ermeni kimliğiyle birlikte tanıtıldı.

Bunun sonucunda Batı kamuoyunda zamanla:

“dolma = Ermeni mutfağı”
veya
“duduk = Ermeni müziği”

gibi güçlü çağrışımlar oluşabildi.

İlk anlatının gücü

Kültürel diplomasi açısından önemli bir gerçek vardır:

Bir kültürel unsur hakkında uluslararası kamuoyunda ilk güçlü anlatıyı kim kurarsa, sonraki algının şekillenmesinde önemli avantaj elde eder.

Azerbaycan bu alanda uzun süre yeterince etkin davranmadı ve birçok tartışmaya sonradan dâhil oldu.

Bu nedenle mesele yalnızca “başkaları ne yaptı?” sorusuyla açıklanamaz.

Aynı zamanda şu soruyu da sormamız gerekir:

Biz kendi kültürel mirasımızı dünyaya tanıtmak için zamanında ne yaptık?

7. Ermenistan içindeki eleştiriler

Kültürel miras tartışmalarında Ermeni toplumundan bazı isimlerin de çeşitli sahiplenme pratiklerini eleştiren açıklamaları bulunmaktadır.

Bu bağlamda Ruben Babayan’ın açıklamalarına da atıfta bulunulmaktadır.

Ancak bu tür açıklamaların kim tarafından, hangi tarihte, hangi bağlamda ve tam olarak hangi ifadelerle yapıldığının belgelendirilmesi önemlidir.

Çünkü kültürel miras konusunda en güçlü argüman, polemik değil doğrulanabilir kaynaktır.

8. Azerbaycan’ın cevabı

Son yıllarda Azerbaycan kültürel miras konusunda daha sistematik bir politika izlemektedir.

Bunun başlıca araçları şunlardır:

Asıl önemli olan da budur.

Çünkü kültürel mirasın korunması yalnızca sosyal medyada yürütülen tartışmalarla mümkün değildir. Bir mirasın tarihsel aidiyetini ortaya koymanın yolu belge, arşiv, dilbilim, etnomüzikoloji, etnografya ve uluslararası hukuk üzerinden sistematik çalışma yürütmektir.

SONUÇ

İsimler değiştirilebilir.

Yeni anlatılar oluşturulabilir.

Kültürel unsurlar farklı biçimlerde dünyaya tanıtılabilir.

Ancak sonunda bazı temel sorular cevap bekler:

Bir kültürel unsurun adı hangi dilden geliyor?

En eski yazılı kaydı nerede bulunuyor?

Hangi coğrafyada kesintisiz biçimde yaşatılmış?

Eski seyahatnameler ve arşivler ne söylüyor?

Nota, ses kaydı veya telif belgesi varsa hangi tarihe ait?

Uluslararası kültürel miras kayıtlarında nasıl tanımlanıyor?

Bu sorulara belgeler üzerinden cevap verildiğinde kültürel miras tartışmaları siyasi ve duygusal polemiklerin dışına çıkarak bilimsel zemine oturabilir.

Çünkü kültür yalnızca bir marka değildir.

Kültür; hafızadır, dildir, gelenektir ve tarihtir.

Gerçekleri kalıcı biçimde korumanın yolu da onları yalnızca savunmak değil, belgelemek, araştırmak, yayımlamak ve dünyaya doğru biçimde anlatmaktır.

Famil Cemal