
Bir milletin tarihi yalnızca savaşlarla, siyasi mücadelelerle ve devletlerin kuruluşuyla yazılmaz. Bazen bir tarın tellerinde, bir kamançanın sesinde, bir mugamın ağır ve derin makamlarında da milletin yüzyıllara uzanan hikâyesi saklıdır. Azerbaycan Türklerinin milli hafızasında musiki, tam da böyle bir yere sahiptir.18 Eylül, Azerbaycan’da Milli Musiki Günü olarak kutlanmaktadır. Bu tarihin seçilmesi tesadüf değildir. 18 Eylül 1885, Azerbaycan profesyonel müzik sanatının kurucusu kabul edilen büyük besteci, müzikolog, eğitimci ve fikir adamı Üzeyir Hacıbeyli’nin doğum günüdür.Hacıbeyli, yalnızca eserler besteleyen büyük bir sanatçı değildi. O, Doğu’nun geleneksel müzik mirasıyla Batı’nın profesyonel müzik sistemini bir araya getirerek Azerbaycan musikisinde yeni bir dönem başlattı. Bu nedenle onun hayat hikâyesi aynı zamanda Azerbaycan’ın kültürel modernleşme tarihinin de önemli bir parçasıdır.
Leyli ile Mecnun’dan Köroğlu’na1908 yılında Bakü’de sahnelenen “Leyli ve Mecnun”, yalnızca Azerbaycan için değil, bütün Müslüman Doğu için tarihî bir dönüm noktası oldu. Üzeyir Hacıbeyli’nin Fuzuli’nin aynı adlı eserinden hareketle bestelediği opera, Doğu’nun ilk operası olarak müzik tarihine geçti. Bu eserle birlikte Azerbaycan’ın geleneksel mugam dünyası opera sahnesine taşındı.
Hacıbeyli daha sonra “Arşın Mal Alan”, “O Olmasın Bu Olsun” ve “Köroğlu” gibi eserleriyle Azerbaycan müzik kültürünün sınırlarını genişletti. Özellikle “Köroğlu”, yalnızca bir opera olarak değil, Türk dünyasının ortak kahramanlık hafızasının modern sanat diliyle yeniden yorumlanması bakımından da ayrı bir önem taşımaktadır.
Üzeyir Hacıbeyli’nin mirasının bir başka önemli boyutu ise Azerbaycan devletçiliğiyle doğrudan bağlantılıdır. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bugün kullanılan devlet marşının müziği de Üzeyir Hacıbeyli’ye aittir.Dolayısıyla 18 Eylül’de anılan isim yalnızca büyük bir besteci değil; Azerbaycan’ın kültürel ve milli kimliğinin oluşmasında iz bırakan tarihî bir şahsiyettir.
Mugam: Yüzyılların HafızasıAncak Azerbaycan musikisinin tarihi Üzeyir Hacıbeyli ile başlamaz. Onun büyüklüğü, yüzyıllardan süzülerek gelen bu mirası modern çağın sanat diliyle buluşturabilmesindedir. Azerbaycan mugamı bunun en güçlü örneklerinden biridir.Şur, Rast, Segâh, Çahargâh ve diğer mugamlar yalnızca müzik makamları değildir. Her biri farklı bir duygu dünyasının, tarihsel hafızanın ve estetik düşüncenin taşıyıcısıdır. Hanendenin sesi, tarın ve kamançanın eşliğiyle birleştiğinde ortaya çıkan şey yalnızca bir musiki icrası değil, kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel hafızadır.
Bu nedenle mugam, Azerbaycan Türklerinin kimliğini dünyaya taşıyan en önemli kültürel değerlerden biri olmuştur. Azerbaycan mugamının UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi kapsamında tanınması da bu geleneğin evrensel değerinin göstergesidir.
Karabağ’dan Dünyaya Yükselen SesAzerbaycan musikisinin tarihinden söz ederken Karabağ’ı ve Şuşa’yı ayrı düşünmek mümkün değildir.Şuşa, yüzyıllar boyunca Azerbaycan’ın en önemli kültür merkezlerinden biri olmuş; hanendeler, besteciler, şairler ve sanatçılar yetiştirmiştir. Bu nedenle şehrin “Kafkasya’nın konservatuvarı” olarak anılması kültürel hafızada güçlü bir karşılığa sahiptir.Harıbülbülün açtığı topraklardan yükselen mugam sesi, zamanla Bakü’ye, Tiflis’e, İstanbul’a, Avrupa’ya ve dünyanın farklı sanat merkezlerine ulaştı.
Seyid Şuşinski’den Han Şuşinski’ye, Cabbar Karyağdıoğlu’ndan Bülbül’e uzanan büyük gelenek; Azerbaycan musikisinin yalnızca estetik değil, aynı zamanda tarihsel süreklilik taşıyan bir kültür olduğunu göstermektedir.
Daha sonraki dönemlerde Kara Karayev, Fikret Emirov, Niyazi, Arif Melikov ve diğer büyük sanatçılar bu mirası farklı müzik biçimleriyle dünyaya taşıdılar.Özellikle Fikret Emirov’un geliştirdiği senfonik mugam anlayışı, geleneksel Azerbaycan müziğinin evrensel senfonik dil içerisinde yeniden yorumlanmasının önemli örneklerinden biri oldu.Güney Azerbaycan’dan Kuzey Azerbaycan’a Ortak Musiki HafızasıAzerbaycan musikisinin coğrafyasını yalnızca bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti sınırlarıyla açıklamak da eksik olacaktır.
Tebriz’den Erdebil’e, Urmiye’den Zencan’a; Bakü’den Şuşa’ya, Gence’den Şeki’ye uzanan geniş kültürel coğrafyada türküler, aşık havaları, mugamlar ve halk ezgileri ortak hafızanın parçalarıdır.Bu kültürel bütünlüğün en etkileyici örneklerinden biri Muhammed Hüseyin Şehriyar’ın “Heyder Baba’ya Selam” şiirinin yarattığı edebî ve musikisel dünyadır. Şehriyar’ın dizelerinde duyulan köy hayatı, saz, toy, bayram ve halk kültürü, aslında Azerbaycan Türkünün gündelik hayatıyla musikisinin ne kadar iç içe geçtiğini gösterir. Çünkü Azerbaycan Türkü için musiki yalnızca konser salonlarında icra edilen bir sanat değildir.
Musiki düğündedir.
Musiki ağıttadır.
Musiki ana ninnisindedir.
Musiki aşık meclisindedir.
Musiki savaşta, ayrılıkta, göçte ve vatana dönüştedir.
Sazdan Mugama, Operadan CazaAzerbaycan müzik kültürünün en dikkat çekici özelliklerinden biri de farklı dönemlerde kendisini yenileyebilmesidir. Aşık sanatından mugama, klasik operadan senfonik müziğe ve oradan Azerbaycan cazına kadar uzanan geniş bir müzik dünyası ortaya çıkmıştır. Vagif Mustafazade’nin mugam ile cazı buluşturan yaklaşımı bunun en özgün örneklerinden biridir. Böylece yüzyılların geleneksel müzik dili modern cazın armonileriyle karşılaşmış ve dünyada kolaylıkla ayırt edilebilen özgün bir Azerbaycan caz ekolünün gelişmesine katkı sağlamıştır.
Bu durum bize önemli bir gerçeği hatırlatmaktadır:Milli kültür, kendisini dünyaya kapatarak değil, kendi köklerini koruyarak yenilenebildiği ölçüde yaşayabilir.Üzeyir Hacıbeyli’nin yaptığı da esasen buydu. Mugamı yok ederek Batılılaşmayı değil, kendi müzik mirasını koruyarak çağdaşlaşmayı tercih etmişti. Bir Bayramdan Daha FazlasıBu nedenle 18 Eylül yalnızca müzisyenlerin meslek günü ya da büyük bir bestecinin doğum yıldönümü değildir.
Milli Musiki Günü, Azerbaycan Türklerinin kültürel hafızasına sahip çıkma günüdür.Tarın teline dokunan elden hanendenin sesine, aşıkların sazından büyük senfoni orkestralarına kadar uzanan bu muazzam miras, Azerbaycan’ın dünyaya sunduğu en güçlü kültürel değerlerden biridir.
Siyasi sınırlar değişebilir. Devletler kurulabilir, yıkılabilir ve yeniden kurulabilir. Şehirlerin isimleri değiştirilebilir. İnsanlar yurtlarından uzaklaştırılabilir. Fakat bir millet kendi dilini, musikisini ve hafızasını yaşatmayı başarırsa kültürel varlığını da sürdürebilir.
Azerbaycan tarihinin belki de en güçlü taraflarından biri budur.Yüzyılların bütün kırılmalarına rağmen saz susmadı.
Tar susmadı.
Mugam susmadı.
Şuşa’nın sesi susmadı.
Ve bugün 18 Eylül’de Üzeyir Hacıbeyli’nin doğum gününü Milli Musiki Günü olarak kutlarken aslında yalnızca büyük bir sanatçıyı anmıyoruz. Bir milletin sesini, hafızasını ve yüzyıllardır devam eden kültürel varlığını kutluyoruz.18 Eylül Milli Musiki Günümüz kutlu olsun.
Aynur İmran
Azerbaycan Dergisi Genel Yayın Editörü
