
CİHAT YAYCI – MÜSTAFİ TÜMAMİRAL
Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere tek tek olaylar üzerinden baktığınız zaman büyük resmi kaçırırsınız. İran bir yere füze atıyor, başka bir yerde PKK hareketleniyor, Irak’ın kuzeyinde yeni güvenlik tedbirleri konuşuluyor, Kerkük petrolleri yeniden gündeme geliyor, Faw Limanı’ndan Türkiye’ye uzanacak Kalkınma Yolu Projesi ilerliyor. Bunların her birini birbirinden bağımsız gelişmeler gibi değerlendirmek büyük hata olur.
Çünkü burası bir jeopolitik satranç tahtasıdır.Bugün sormamız gereken temel soru şudur: İran neden Irak’ın kuzeyine saldırıyor ve bu saldırılar sonuçta kimin işine yarıyor?Öncelikle bir hususun altını çizelim. İran’a ABD veya İsrail tarafından saldırılması gayrimeşrudur. Bunu açıkça söylüyorum. İran’a yönelik saldırıları kabul etmek mümkün değildir. Ancak İran’a yönelik saldırılara karşı çıkmak, İran’ın bölgedeki politikalarının sonuçlarını sorgulamamıza engel değildir.
Tam tersine sorgulamamız gerekir.İran tehdidi kimin işine yarıyor?İran’ı bölgesel denklemden çıkardığınızı düşünün.Basra Körfezi’ndeki Amerikan askerî varlığının en önemli gerekçelerinden biri nedir? İran tehdidi.Körfez ülkelerine ne söyleniyor? “İran tehdidine karşı sizi koruyoruz.”Peki İran tehdidi ortadan kalkarsa ABD’nin Körfez’deki askerî varlığını aynı ölçüde gerekçelendirmesi mümkün olur mu?
İsrail açısından da benzer bir durum söz konusudur. İsrail’in bölgesel güvenlik politikalarının, silahlanmasının ve askerî operasyonlarının en önemli gerekçelerinden biri İran tehdididir.Dolayısıyla burada son derece ilginç bir paradoks vardır: İran, ABD ve İsrail’in karşısında görünürken, İran’ın uyguladığı politikaların bazı sonuçları ABD ve İsrail’in bölgedeki askerî varlığını daha da güçlendirmektedir.Şimdi Irak’ın kuzeyine bu gözle bakalım.İran neden Erbil’i vuruyor?
İran, Irak’ın kuzeyindeki bazı hedeflere füze ve İHA saldırıları gerçekleştiriyor. Erbil ve çevresine yönelik saldırılar yapılıyor.Peki sonuç ne oluyor?Hemen arkasından “Irak’ın kuzeyini İran saldırılarından korumak gerekir” deniliyor.Kim koruyacak?ABD.Nasıl koruyacak?Hava savunma sistemleriyle, askerî üslerle, istihbarat sistemleriyle ve bölgedeki askerî varlığını artırarak.
İşte benim üzerinde durduğum nokta tam olarak budur.İran’ın saldırıları sonucunda ABD’ye, İsrail’e ve diğer Batılı aktörlere bölgede daha fazla yerleşmeleri için yeni bir güvenlik gerekçesi ortaya çıkıyor.Üstelik burada Türkiye açısından çok önemli başka bir mesele vardır.Türkiye uzun zamandır Irak’ın kuzeyinde PKK’ya karşı operasyon yürütüyor. Türk savaş uçakları, İHA’ları ve SİHA’ları bu bölgede faaliyet gösteriyor.
Şimdi İran saldırıları gerekçe gösterilerek Irak’ın kuzeyine kapsamlı bir hava savunma şemsiyesi kurulursa şu soruyu sormamız gerekmez mi?Bu hava savunma sistemi yalnızca İran’a karşı mı kullanılacak?Yarın Türkiye’nin PKK’ya karşı operasyon kabiliyetini sınırlandırmayacağının garantisi nedir?İşte mesele budur.
PKK, PJAK ve diğer yapılar aynı satranç tahtasındaIrak’ın kuzeyindeki tabloyu anlamak için bölgedeki örgütsel yapıya da bakmak gerekiyor.PKK; Kandil’den Haftanin’e, Avaşin-Basyan’dan Gara’ya kadar geniş bir coğrafyada yıllardır faaliyet gösteriyor. Bazı bölgelerde kendi kontrol mekanizmalarını oluşturuyor, para topluyor ve yerel otorite gibi davranıyor.
Mahmur Kampı meselesini de yalnızca bir mülteci kampı meselesi olarak görmemek gerekir. Buradaki örgütsel yapılanma ve ideolojik faaliyetler ayrıca değerlendirilmelidir.İran tarafına geçtiğinizde PJAK, PAK, Komala ve başka örgütlerle karşılaşıyorsunuz.İsimler değişiyor.Türkiye’de PKK, Suriye’de YPG, İran sahasında PJAK ve başka yapılanmalar…
Ama bunları birbirinden tamamen bağımsız yapılar gibi değerlendirmek bizi yanlış sonuca götürür.Burada ABD ve İsrail’in İran’a karşı kullanabileceği yerel unsurlar meselesi de ayrıca değerlendirilmelidir. İran’a karşı bir cephenin yalnızca dışarıdan değil, içeriden veya sınır bölgelerinden oluşturulması ihtimali göz ardı edilmemelidir.
İran’a bir samimiyet testi yapalımŞimdi İran’a basit bir soru soruyorum.Madem PKK ve bağlantılı örgütlerin Irak’ın kuzeyindeki varlığından bu kadar rahatsızsınız, kendi topraklarınızda bu yapılara karşı ne yapıyorsunuz?
İran kendi sınırları içerisinde bu yapılara karşı kapsamlı bir mücadele yürütmeden Erbil’i, Süleymaniye’yi veya Irak’ın kuzeyindeki başka noktaları vuruyorsa bunun nedenini ve sonucunu sorgulamak zorundayız.Çünkü sonuçta ne oluyor?Bölge istikrarsızlaşıyor.
ABD’nin askerî varlığı için gerekçe oluşuyor.İsrail’in bölgeye yönelik ilgisi artıyor.Ve en önemlisi, Irak ile Türkiye arasında kurulması planlanan büyük jeoekonomik hat risk altına giriyor.Asıl büyük mesele: Kalkınma YoluŞimdi haritaya Faw Limanı’ndan başlayarak bakın.
Basra Körfezi’ndeki Faw Limanı’ndan başlayacak bir ulaşım hattının Irak üzerinden kuzeye çıkması ve Türkiye’ye bağlanması planlanıyor. Demir yolu ve kara yolu bağlantılarıyla Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşabilecek yeni bir ticaret koridorundan söz ediyoruz.
Bu, sıradan bir kara yolu projesi değildir.Bu proje hayata geçtiğinde Irak’ın jeopolitik konumu değişir.Türkiye’nin jeopolitik konumu değişir.Basra Körfezi ile Türkiye arasında yeni bir ekonomik eksen meydana gelir.İşte şimdi soruyorum: Bu güzergâhın istikrarsızlaşması kimin işine gelir?İran’ın Kalkınma Yolu konusunda kendi jeoekonomik çıkarlarının bulunduğunu unutmamak gerekir. Irak’ın Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlanması İran açısından yeni bir bölgesel rekabet anlamına gelecektir.İran saldırıları Irak’ın kuzeyinde güvenlik problemini büyütürse Kalkınma Yolu’nun güvenliği de tartışmalı hâle gelir.Sonra ne denilecek?“
Irak bu yolu koruyamıyor.”Peki kim koruyacak?Yine ABD. İşte jeopolitik satranç dediğim şey budur.Kerkük petrolleri ve yeni mücadeleBir başka önemli mesele Kerkük’tür.Kerkük meselesine yalnızca etnik veya siyasi bir mesele olarak bakamazsınız. Kerkük aynı zamanda bir enerji meselesidir.Petrol sahaları, üretim hakları, uluslararası şirketler, boru hatları ve petrolün Türkiye üzerinden dünya piyasalarına ulaştırılması söz konusudur.
Kerkük-Ceyhan/Yumurtalık hattının yeniden işler hâle gelmesi Türkiye açısından stratejik önem taşımaktadır.Fakat burada kritik bir soru vardır:Kerkük petrollerini kim kontrol edecek?Kerkük, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin anayasal sınırları içerisinde değildir. Buna rağmen bölgesel aktörlerin Kerkük üzerinde siyasi ve ekonomik talepleri devam ediyor.
Bugün petrolü konuşuyoruz.Yarın Kerkük’ün statüsünü konuşabiliriz.Daha sonra Musul’un statüsü gündeme getirilebilir.İşte asıl tehlike burada başlıyor.Türkmenler neden konuşulmuyor?Bir de meselenin sürekli göz ardı edilen tarafı var: Türkmenler.Irak’ın kuzeyinden bahsedilirken herkes Kürtlerden söz ediyor. Peki Türkmenler nerede? Erbil’de, Kerkük’te, Musul’da ve bölgenin birçok noktasında tarihî Türkmen varlığı bulunuyor.
Ben özellikle şu sorunun sorulmasını istiyorum:Türkmenlerin ana dil hakları ne durumda? Türkçe kamusal alanda ne ölçüde kullanılabiliyor? Devlet kurumlarında Türkçe hizmet veriliyor mu? Türkmenlerin siyasi ve kültürel hakları ne ölçüde korunuyor? Dünyanın başka bölgelerinde anadil ve azınlık haklarından bahsedenlerin Irak Türkmenlerinin hakları konusunda da aynı hassasiyeti göstermeleri gerekir.
Kerkük ve Musul’un geleceği konuşulurken Türkmenleri yok sayamazsınız.Bu şehirlerin statüsü üzerinde yapılacak herhangi bir jeopolitik düzenleme doğrudan Türkmenlerin geleceğini etkileyecektir.
Bölgede jeopolitik temizlik ve yeniden dizayn
Ben bütün bu gelişmeleri yan yana koyduğumda bölgede bir jeopolitik yeniden dizayn süreci görüyorum. Bir tarafta İran saldırıları var.Bir tarafta PKK, PJAK ve benzeri yapılanmalar var.Bir tarafta ABD’nin askerî varlığı var.İsrail’in bölgesel güvenlik politikaları var. İngiltere’nin bölgeye yönelik ilgisi var.Kerkük petrolleri var. Faw Limanı ve Kalkınma Yolu var. Ve bütün bunların ortasında Türkiye var.Şimdi İran saldırıları devam eder ve Irak merkezi yönetiminin bölgeyi koruyamadığı algısı güçlendirilirse birileri çıkıp şöyle diyebilir:“Biz sizi koruyalım.”Ardından askerî üs gelir. Hava savunma sistemi gelir. İstihbarat ağı gelir. Siyasi koruma gelir.Sonra bu güvenlik şemsiyesinin altında yeni siyasi düzenlemeler gündeme gelir. Kerkük’ün statüsü tartışılır. Musul tartışılır. Petrol sahalarının kontrolü tartışılır. Ve bütün bunların sonunda Irak’ın kuzeyindeki mevcut yapının coğrafi ve siyasi olarak genişletilmesi gündeme getirilebilir. İşte Türkiye’nin çok dikkatli olması gereken nokta budur.İran gerilimi devam ettikçe kim kazanıyor?
İran’ın da kendi projeleri ve bölgesel çıkarları vardır. ABD’nin vardır. İsrail’in vardır. İngiltere’nin vardır. Irak merkezi yönetiminin vardır. KDP’nin vardır. KYB’nin vardır.Türkiye’nin de kendi milli çıkarları vardır.Biz meseleye başkalarının penceresinden değil, Türkiye’nin milli güvenliği ve bölgesel çıkarları açısından bakmak zorundayız.İran’a saldırılmasına karşı çıkmak başka şeydir.İran’ın politikalarının bölgedeki sonuçlarını sorgulamak başka şeydir.Ve bugün ortaya çıkan tabloya baktığımda şunu söylüyorum: İran gerilimi devam ettikçe ABD, İsrail ve İngiltere’nin bölgede daha fazla yerleşmesi için gerekli güvenlik zemini güçleniyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Irak’ın kuzeyine yalnızca terörle mücadele penceresinden bakmak büyük hata olacaktır.Burada aynı anda PKK/PJAK meselesi, İran-ABD-İsrail gerilimi, Irak’ın toprak bütünlüğü, Kerkük ve Musul’un statüsü, Türkmenlerin geleceği, petrol sahaları, enerji hatları ve Kalkınma Yolu üzerinden büyük bir mücadele yaşanıyor.Haritayı bütün olarak okumak zorundayız. Çünkü Ortadoğu’da hiçbir jeopolitik boşluk uzun süre boş kalmaz. İran’ın yarattığı her güvenlik boşluğuna başka bir güç yerleşebilir. Bugün Irak’ın kuzeyinde yaşananları da tam olarak bu perspektiften değerlendirmek gerekir.