Batı Trakya Türklerinin Sönmeyen Mücadele Meşalesi

24 Temmuz 1995’te şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybeden Dr. Sadık Ahmet, aradan geçen 31 yıla rağmen Batı Trakya Türklerinin hafızasında yalnızca bir siyasetçi olarak değil, kimlik mücadelesinin sembolü olarak yaşamaya devam ediyor. Bu yıl da Gümülcine’de kabri başında düzenlenen törenlerle anılan Dr. Sadık Ahmet’ın bıraktığı miras, bugün Batı Trakya Türklerinin hak arayışında yol gösterici olmaya devam ediyor.

1947 yılında Gümülcine’de doğan Dr. Sadık Ahmet, tıp eğitimini tamamladıktan sonra mesleğini yalnızca hastalarını tedavi etmek için değil, toplumunun yaralarını sarmak için de kullandı. Onun hayatındaki en büyük dönüm noktası ise Batı Trakya Türklerinin “Türk” kimliğinin resmî makamlar tarafından inkâr edilmesine karşı başlattığı hukuk ve demokrasi mücadelesi oldu.

1985 yılında başlattığı imza kampanyasıyla binlerce Batı Trakya Türkünün desteğini toplayarak uluslararası kamuoyunun dikkatini bölgedeki hak ihlallerine çekti. Bu girişim nedeniyle yargılandı, hapis cezasına çarptırıldı; ancak geri adım atmadı. Tam aksine, Batı Trakya Türklerinin sesi daha da gür çıkmaya başladı.

1990 yılında bağımsız milletvekili seçilerek Yunanistan Parlamentosu’na girmesi yalnızca kişisel bir başarı değildi. Bu gelişme, Batı Trakya Türklerinin demokratik yollarla haklarını savunabileceklerini gösteren tarihî bir dönüm noktasıydı. Parlamento kürsüsünde eğitim hakkından vakıf mallarına, müftülük meselesinden vatandaşlık sorunlarına kadar birçok konuda mücadele verdi.

1991 yılında kurduğu Dostluk, Eşitlik ve Barış (DEB) Partisi ise Batı Trakya Türklerinin siyasi temsilinin kurumsallaşmasını sağladı. Bugün de faaliyetlerini sürdüren parti, Dr. Sadık Ahmet’in “eşit vatandaşlık” anlayışının mirasını taşımaktadır.

Dr. Sadık Ahmet’in mücadelesi yalnızca Batı Trakya ile sınırlı değildi. O, kendisini Türk dünyasının ayrılmaz bir parçası olarak görüyor; Azerbaycan’dan Kerkük’e, Kırım’dan Doğu Türkistan’a kadar Türk topluluklarının sorunlarını yakından takip ediyordu. Bu yönüyle Ebulfez Elçibey, Mustafa Cemiloğlu ve İsa Yusuf Alptekin gibi Türk dünyasının diğer dava adamlarıyla aynı tarihî çizgide yer aldı.

Onun sık sık dile getirdiği temel düşünce şuydu: Bir toplumun dili, kimliği ve kültürü korunmadan gerçek anlamda özgürlükten söz edilemez. Bu nedenle eğitim hakkını, ana dilde öğretimi ve Türk kimliğinin tanınmasını mücadelesinin merkezine yerleştirdi.

24 Temmuz 1995’te meydana gelen ve uzun yıllardır kamuoyunda tartışılan trafik kazasıyla hayatını kaybetmesi, Batı Trakya Türkleri için yalnızca bir liderin kaybı değil, aynı zamanda büyük bir boşluk anlamına geldi. Buna rağmen fikirleri yaşamaya devam etti. Her yıl düzenlenen anma törenleri, onun isminin yalnızca geçmişe ait olmadığını, geleceğe de yön verdiğini göstermektedir. Bu yıl da Gümülcine’deki kabri başında dualar okunmuş, Batı Trakya Türklerinin temsilcileri ve Türkiye’den gelen heyetler tarafından saygıyla anılmıştır.

Bugün Batı Trakya’da okul kapatmaları, eğitim sorunları, vakıf malları ve azınlık hakları tartışmaları devam ederken Dr. Sadık Ahmet’in yıllar önce dile getirdiği talepler güncelliğini korumaktadır. Onun hayatı, hak aramanın yalnızca siyaset değil aynı zamanda sabır, hukuk ve kararlılık gerektiren uzun bir mücadele olduğunu göstermektedir.

Dr. Sadık Ahmet’in mirası, Batı Trakya Türklerinin sınırlarını aşarak bütün Türk dünyasına ait ortak bir değere dönüşmüştür. Çünkü o, yalnızca bir milletvekili değil; kimliğini korumak isteyen bir halkın vicdanı, sesi ve hafızası olmuştur. Vefatının 31. yılında onu rahmetle anarken, geride bıraktığı mücadelenin hâlâ tamamlanmadığını ve Batı Trakya Türklerinin hak arayışının aynı kararlılıkla sürdüğünü bir kez daha hatırlıyoruz.