15 Haziran 2021 tarihinde Azerbaycan’ın kültürel başkenti kabul edilen Şuşa şehrinde imzalanan Şuşa Beyannamesi, Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinin tarihsel gelişiminde yeni bir aşamayı temsil etmektedir.

Cumhurbaşkanları İlham Aliyev ve Recep Tayyip Erdoğan tarafından imzalanan belge, iki ülke arasındaki mevcut kardeşlik ve stratejik ortaklık ilişkilerini hukuki ve siyasi açıdan müttefiklik seviyesine yükseltmiş, Güney Kafkasya’nın değişen jeopolitik dengeleri içerisinde yeni bir güvenlik mimarisinin oluşmasına katkı sağlamıştır.

Şuşa Beyannamesi’nin ortaya çıktığı uluslararası ve bölgesel konjonktür, belgenin önemini anlamak açısından özel bir anlam taşımaktadır. 2020 yılında gerçekleşen İkinci Karabağ Savaşı sonrasında Azerbaycan, yaklaşık otuz yıllık işgal dönemini sona erdirerek Karabağ üzerindeki egemenliğini önemli ölçüde yeniden tesis etmiş, bölgedeki güç dengeleri köklü biçimde değişmiştir. Bu bağlamda Şuşa Beyannamesi, savaş sonrası dönemde Türkiye ve Azerbaycan arasında oluşan yeni stratejik gerçekliğin kurumsallaştırılması amacıyla hazırlanmış kapsamlı bir siyasi deklarasyon niteliğindedir.

Belgenin dikkat çeken yönlerinden biri, tarafların bağımsızlık, egemenlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası tanınmış sınırların dokunulmazlığı ilkelerine yaptıkları güçlü vurgudur. Beyannamede yer alan hükümler, yalnızca ikili ilişkilerin geliştirilmesine yönelik temennilerden ibaret olmayıp savunma, güvenlik, dış politika koordinasyonu, enerji, ulaştırma, ekonomi, eğitim, kültür ve medya alanlarını kapsayan geniş bir iş birliği çerçevesi oluşturmaktadır. Bu yönüyle Şuşa Beyannamesi, klasik bir dostluk bildirgesinin ötesine geçerek kapsamlı bir stratejik ortaklık ve müttefiklik metni özelliği taşımaktadır.

Özellikle güvenlik boyutu, beyannamenin en fazla dikkat çeken unsurlarından biridir. Belgede taraflardan birinin bağımsızlığına, egemenliğine veya toprak bütünlüğüne yönelik tehdit ya da saldırı durumunda karşılıklı istişare mekanizmalarının işletileceği ve ortak adımların değerlendirileceği belirtilmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinin yalnızca kültürel ve tarihî bağlara değil, aynı zamanda ortak güvenlik çıkarlarına dayalı kurumsal bir zemine oturduğunu göstermektedir.

Şuşa Beyannamesi’nin bir diğer önemli boyutu ise Türk dünyası perspektifidir. Belgede Türk halkları arasındaki dayanışmanın güçlendirilmesi, ortak tarih ve kültür mirasının korunması, ulaştırma ve iletişim ağlarının geliştirilmesi gibi konulara özel önem verilmektedir. Bu durum, beyannamenin yalnızca iki devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen bir metin olmadığını, aynı zamanda Türk Devletleri Teşkilatı ekseninde şekillenmekte olan daha geniş bir bölgesel iş birliği vizyonunun da parçası olduğunu ortaya koymaktadır.

Jeopolitik açıdan değerlendirildiğinde Şuşa Beyannamesi, Güney Kafkasya’nın yeniden şekillenen güç dengeleri içerisinde Türkiye’nin bölgesel rolünü güçlendiren ve Azerbaycan’ın güvenlik kapasitesini destekleyen bir belge olarak öne çıkmaktadır. Beyanname ile birlikte enerji güvenliği, Orta Koridor projeleri, Zengezur bağlantısı ve Avrasya ulaştırma ağları gibi stratejik alanlarda iş birliği daha sistematik bir çerçeveye kavuşmuştur. Böylece Türkiye ve Azerbaycan, yalnızca ikili ilişkiler bakımından değil, Avrasya’nın doğu-batı eksenindeki ekonomik ve siyasi entegrasyonu açısından da önemli bir ortaklık modeli ortaya koymuştur.

Aradan geçen dört yıl içerisinde savunma sanayi iş birliklerinin genişlemesi, ortak askerî tatbikatların sürdürülmesi, ulaştırma projelerinin geliştirilmesi ve Türk Devletleri Teşkilatı bünyesindeki koordinasyonun artması, Şuşa Beyannamesi’nin pratik sonuçlar doğuran bir stratejik belge olduğunu göstermektedir. Bu nedenle söz konusu beyanname, birçok araştırmacı tarafından Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinin kurumsallaşma sürecinde dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.

Sonuç olarak Şuşa Beyannamesi, yalnızca savaş sonrası dönemin diplomatik bir ürünü değil, aynı zamanda Türkiye ile Azerbaycan arasında uzun yıllar boyunca şekillenen siyasi, kültürel ve stratejik yakınlaşmanın hukuki ifadesidir. Dördüncü yıldönümünde geriye dönüp bakıldığında, bu belgenin iki devlet arasındaki ilişkileri daha sağlam bir zemine oturttuğu, bölgesel istikrar ve güvenlik açısından yeni bir iş birliği modeli oluşturduğu ve Türk dünyasının entegrasyon sürecine önemli katkılar sunduğu görülmektedir. Bu yönüyle Şuşa Beyannamesi, yalnızca günümüzün değil, geleceğin Avrasya jeopolitiğini etkileyebilecek stratejik belgelerinden biri olarak değerlendirilmeyi hak etmektedir.