RUSLAN QABBASOV – Başkurtistan Milli Mücadele Herekatının Başkanı

Türk kardeşlerimizden kendi bağımsız devletlerine sahip olanların, Rusya içinde yaşayan diğer Türk halkları hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığını biliyorum. Bu nedenle okuyucularınızı halklarımızla tanıştırmak ve Rusya Federasyonu içindeki durumumuzu anlatmak istiyorum.


Bugün Rusya Federasyonu sınırları içinde, nüfusu birkaç bin kişiyi bulan Şorlardan başlayıp 5 milyonu aşan Tatarlara kadar 10’dan fazla Türk halkı yaşamaktadır. Türkler, Kuzey Kafkasya’dan Kuzey Kutup Dairesi’ne kadar uzanan geniş coğrafyada binlerce yıldır yaşamaktadır. Bu halkların arasında paganlar, Budistler ve Hristiyanlar bulunsa da çoğunluğu Müslümandır.


Bu Türk halklarından biri de benim halkım olan Başkurtlardır. Biz kendimize Başkort deriz.
Başkurtlar, Sünni Müslümanlardır ve son nüfus sayımına göre 1,5 milyondan fazla nüfuslarıyla Rusya’nın en kalabalık dördüncü halkıdır.
Halkım Güney Ural topraklarında şekillenmiş ve o günden bu yana bu bölgede yaşamıştır. XIII. yüzyıla kadar Başkurtlar kendi hanlarıyla yönetilen ayrı bir halk olarak yaşarken, Cengiz Han’ın Moğol ordularının gelişiyle Altın Orda Devleti’nin bünyesine katılmıştır.

XVI. yüzyılın ortalarında ise Rusların Kazan ve Sibir Hanlıklarını ele geçirmesinden sonra Başkurtlar Moskova Devleti’nin egemenliği altına girmiştir.
Yüzyıllar boyunca Başkurtlar özgürlükleri için önce Moskova Devleti’ne, ardından Rus İmparatorluğu’na, Sovyetler Birliği’ne ve bugün de Rusya Federasyonu’na karşı mücadele etmişlerdir. Başkurtlar Müslüman kalabilmek, kimliklerini koruyabilmek ve kendi halkı olarak varlığını sürdürebilmek için uzun savaşlar vermiş ve isyanlar çıkarmıştır. Zorla Hristiyanlaştırılmaya çalışılmış, cezalandırma operasyonlarına maruz kalmış, liderleri idam edilmiş ve sürgüne gönderilmiştir.


1917 yılında Rus İmparatorluğu çöktüğünde Başkurtlar devletlerini yeniden kurmak için tarihi bir fırsat yakaladılar. Başkurt Milli Hareketi’nin lideri Ahmet Zeki Velidi Togan oldu. 15 Kasım 1917 tarihinde Başkurdistan Cumhuriyeti ilan edildi. Sayıları 15 bine ulaşan Başkurt birlikleri, cumhuriyetlerinin yaşayabilmesi için hem Kızıl Ordu’ya hem de Beyaz Ordu’ya karşı savaştı. Ancak güçler eşit değildi. Bu nedenle Başkurdistan hükümeti Bolşeviklerle anlaşmak zorunda kaldı ve Sovyet Devleti’ne özerk cumhuriyet statüsüyle katılmayı kabul etti.
Daha sonra 1921-1923 yıllarında komünistler halkımıza yapay bir kıtlık yaşattı. Bu felaket sonucunda Başkurt halkının yaklaşık yarısı hayatını kaybetti. 1937 yılında ise büyük tasfiyeler başladı. Bu dönemde halkımızın en seçkin insanları kurşuna dizildi veya çalışma kamplarına gönderildi. Başkurt Milli Hareketi’nin lideri Ahmet Zeki Velidi Togan da baskılar nedeniyle Türkiye’ye gitmek zorunda kaldı ve hayatının geri kalanını orada sürdürdü.


Sovyet dönemi boyunca Başkurt Cumhuriyeti’nin petrol, doğalgaz, altın, demir, bakır ve daha birçok doğal zenginliği merkez tarafından kullanıldı. Aynı zamanda Başkurtların Ruslaştırılması için çalışmalar yürütüldü; Başkurt okulları kapatıldı ve ana dilde eğitim büyük ölçüde sınırlandırıldı.


1991 yılında Sovyetler Birliği dağıldığında, birlik cumhuriyeti statüsüne sahip beş Türk cumhuriyeti bağımsızlığını kazandı. Ancak ne yazık ki Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti içinde bulunan diğer Türk cumhuriyetleri bağımsız olamadı. Bu cumhuriyetlerde yönetim, eski komünist parti kadrolarının eline geçti ve onlar bağımsızlık fikrine sahip değillerdi. Aynı durum Başkurdistan Cumhuriyeti’nde de yaşandı.


Tataristan, Başkurdistan, Tuva, Saha-Yakutistan, Çuvaşistan ve diğer milli cumhuriyetlerin yöneticileri bir kez daha Moskova’nın otoritesini kabul etti. Moskova ise karşılığında onlara belirli ölçüde geniş yetkiler verdi. Ancak Vladimir Putin’in iktidara gelmesiyle birlikte 1990’ların başında verilen bu yetkilerin ve özgürlüklerin büyük bölümü geri alındı.
Sadece İçkerya Cumhuriyeti Moskova’ya güvenmedi ve doğrudan bağımsızlığını ilan etti. Özgürlüğü için iki kez savaşmak zorunda kaldı.

Ancak büyük Rusya karşısında tek başına kaldığı için bağımsızlık savaşını kaybetti. Eğer 1990’ların başında tüm milli cumhuriyetler İçkerya gibi bağımsızlık ilan etmiş olsaydı, Rusya’nın hepsiyle aynı anda savaşacak gücü olmayabilirdi. Bu durumda Moskova müzakere etmek zorunda kalabilir ve bugün çok farklı bir dünyada yaşıyor olabilirdik.


Ancak tarih farklı gelişti. O dönemde yapılan hataların sonuçlarını bugün tüm halklarımız ağır şekilde hissediyor. Milli cumhuriyetlerin yetkileri ellerinden alındı. Cumhuriyetler gelirlerinin büyük bölümünü Moskova’ya aktarmak zorunda kalıyor. Bölgelerin doğal kaynakları çıkarılıyor, ancak karşılığında ekonomik ve sosyal sorunlar büyüyor.


Birçok halk kendi dilini büyük ölçüde kaybetmiş durumda. Ana dilde eğitim pek çok yerde kaldırıldı. Bazı halkların nüfusu azaldı ve asimilasyon süreçleri hızlandı. İnsanlar milliyetleri, ten renkleri veya fiziksel özellikleri nedeniyle ayrımcılığa uğradıklarını düşünüyorlar. Müslümanlara yönelik baskıların arttığını düşünenler de bulunuyor.


Buna ek olarak savaş da yeni sorunlar getirdi. Rusya’daki halklar, kendilerine ait olmadığını düşündükleri bir savaşta yer almak zorunda kalıyor. Bu savaş ne Başkurtların ne de Tatarların savaşıdır. Ancak Moskova halklarımızı savaşa gönderiyor ve gençlerimiz hayatını kaybediyor. Bu durum halklarımızın demografik geleceğini de olumsuz etkiliyor.


Bugün halklarımızın birçok temsilcisi şu soruyu sormaktadır: “Rusya’ya gerçekten ihtiyacımız var mı?” Aynı zamanda 35 yıl önce bağımsızlıklarını kazanan Türk devletlerine imrenerek bakmaktadırlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir