
BAKÜ — Bugün, Azerbaycan şiirinin genç yaşta solan fakat ölümsüzleşen şairi Mikayıl Müşfik’in (Mikayıl İsmailzade) doğum günü. Yaşasaydı, Azerbaycan edebiyatına daha nice inciler bahşedecekti. Ancak acımasız kader ve geçen yüzyılın 30’lu yıllarının kanlı Sovyet baskı (represyon) mekanizması, ona sadece 29 bahar yaşamayı reva gördü. O, kısa ömrüne sığdırdığı devasa yaratıcılığı, sarsılmaz cesareti ve milletin ruhunu yaşatan Tar’ı savunmasıyla adını tarihe altın harflerle yazdırdı.
5 Haziran: Bir Şiir Volkanının Doğuşu
Mikayıl Müşfik, 5 Haziran 1908’de Bakü’nün Dağlı mahallesinde dünyaya gözlerini açtı. Haziran ayı, Azerbaycan doğasının en coşkulu, en yeşil ve hayat dolu zamanıdır; tıpkı Müşfik’in şiirleri gibi.
Kaderin acı bir cilvesidir ki, 1908’in bir 5 Haziran günü dünyaya ümitle gelen bu parlak zeka, tam 29 yıl sonra, yine bir 4-5 Haziran gecesi (1937) evinden, kitaplarının, şiirlerinin ve sevgili eşi Dilber’in yanından koparılarak karanlık zindanlara götürüldü. Sovyet rejimi, onun hayatını tam da doğduğu gün, zalimce bir ironiyle elinden almaya başladı. Ancak bugün 5 Haziran, Türk dünyasında bir yas günü değil; baskıya boyun eğmeyen, ömrü yarım kalsa da sesi zamansızlaşan bir dehanın, şiirin ve özgürlüğün doğum günü olarak kutlanıyor.
Yetimlikten Şiirin Zirvesine Uzanan Çileli Yol
Aydın bir ailede doğan Müşfik’in hayatı, daha ilk adımlarında acı kayıplarla başlamıştı. Erken yaşta hem annesini hem babasını kaybeden genç Mikayıl, akrabalarının himayesinde, büyük zorluklar içinde büyüdü. Ancak içindeki yaratıcılık ateşi onu yolundan döndüremedi. Yükseköğrenimini tamamlayarak öğretmenlik yapmaya başladı ve genç nesillere edebiyatı sevdirdi.
Onun şiiri çok farklıydı; coşkulu, samimi, lirik ve özgür ruhlu. Eşi Dilber Ahundzade’ye ithaf ettiği “Yenə o bağ olaydı” (Yine o bağ olaydı) şiiriyle aşk felsefesinin zirvesini fethederken, aynı zamanda milletin kültürel kimliğini koruyan cesur bir yürekti.
Tarın Yasaklanmasına Karşı İsyan: “Oku, Tar!”
1930’lu yıllarda Sovyet ideolojisi, Azerbaycan’ın milli müzik aleti olan tarı “geçmişin kalıntısı” ilan ederek yasaklamaya çalışıyordu. Böylesine korku dolu bir dönemde, herkesin sustuğu ve can korkusu yaşadığı bir zamanda Müşfik ayağa kalktı. Ünlü tar üstadı Kurban Pirimov’un üzüntüsünden ilham alarak, Azerbaycan kültürünün manifestosu haline gelen o meşhur mısraları yazdı:
“Oku, tar, oku, tar!
Seni kim unutur?
Ey geniş kitlenin acısı, şerbeti,
Alevli sanatı!”
Müşfik’in bu cesur isyanı ve tarı kararlılıkla savunması, totaliter rejimin ona karşı olan nefretini daha da artırdı. O, artık açık bir hedef haline gelmişti.
Eğilmeyen Cesaret ve Yarım Kalan Bir Ömür
O meşum Haziran gözaltısından sonra Bayıl Hapishanesi’nde geçirdiği birkaç ay, onun için adeta bir cehennem azabına dönüştü. Sovyet cellatları genç şaire dayanılmaz işkenceler yaptı; tırnakları söküldü, lağım fareleriyle dolu kuyularda günlerce bekletildi. Amaç, onun ruhunu diz çöktürmek ve diğer aydınların aleyhine itiraf koparmaktı.
Ancak Müşfik, muazzam cesareti ve yüksek maneviyatıyla o gaddar müfettişlere galip geldi. En ağır işkencelere rağmen kimseyi ihbar etmedi, dostlarını satmadı.
6 Ocak 1938’de, sadece 20 dakika süren düzmece bir askeri mahkeme kararıyla genç şair Nargin Adası’nda kurşuna dizildi. Ne bir mezarı kaldı, ne de bir izi… Bedeni Hazar’ın soğuk sularına bırakıldı.
Sönmeyen Bir Yıldız
Ölümünden 18 yıl sonra — 1956’da beraat eden Mikayıl Müşfik, bugün sadece şiirleriyle değil, eğilmeyen dik duruşuyla da hatırlanıyor. Cellatlar onun bedenini yok etseler de sesini ve ruhunu boğmayı başaramadılar. Bugün onun doğum gününde, Azerbaycan halkı kendi asi şairini derin bir saygı, sevgi ve “Oku, tar!” sedalarıyla yad ediyor.
Müşfik her zaman 29 yaşındadır ve onun nefesi hâlâ tarın her perdesinde çağlamaya devam ediyor.