KAYA KERİMOĞLU

Türk edebiyatına Çukurova’nın sıcağını, fabrika çarklarının gürültüsünü ve sokaktaki “küçük insanın” büyük mücadelesini kazandıran usta yazar Orhan Kemal, bundan tam 56 yıl önce bugün, 2 Haziran 1970’te Sofya’da tedavi gördüğü hastanede hayata gözlerini yumdu. Arkasında Türk halkının acılarını, umutlarını ve ekmek kavgasını anlatan devasa bir miras bıraktı.
Nazım Hikmet’le Değişen Bir Hayat: Hücreden Edebiyat Zirvesine

Gerçek adı Ahmet Kenan Doğulu olan Orhan Kemal’in hayatı, bizzat kaleme aldığı romanlar kadar hareketli ve çileliydi. Siyasi nedenlerle genç yaşta hapis yattığı Bursa Cezaevi, onun dönüm noktası oldu. Orada Türk şiirinin dev ismi Nazım Hikmet ile tanıştı.
Nazım, genç Kenan’ın şiirlerini okuduğunda ona şu tarihi tavsiyeyi verdi: “Sen şiir yazma, düz yazı yaz. Senin asıl gücün insanları ve hayatı gözlemlemekte.” Bu nasihat, Türk edebiyatının yönünü değiştirdi. Ahmet Kenan, “Orhan Kemal” mahlasıyla düz yazıya yöneldi ve sokağın sesini kâğıda dökmeye başladı.

Edebiyat tarihimize kazınan ölümsüz şaheserler
Orhan Kemal, kalemiyle fildişi kulelerden değil, bizzat işçilerin, ırgatların ve kenar mahalle insanlarının arasından seslendi. Türk toplumcu gerçekçi edebiyatının sacayaklarından biri olan yazarın en çok ses getiren eserleri, toplumsal hafızamızda bugün de tazeliğini koruyor:
Bereketli Topraklar Üzerinde (1954): Sivas’ın köylerinden Çukurova’ya mevsimlik işçi olarak gelen İflahsızın Yusuf, Köse Hasan ve Pehlivan Ali’nin trajik hikayesi üzerinden; kapitalizmin, sanayileşmenin ve ağır çalışma koşullarının işçi sınıfını nasıl ezdiğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi.
Murtaza (1952): Görev bilinci ile insani değerler arasında sıkışıp kalan, kraldan çok kralcı otorite figürünün trajikomik hikayesini anlattı. “Murtaza” karakteri, edebiyatımızda bir tip olmanın ötesine geçerek bir simge haline geldi.
Hanımın Çiftliği, Gurbet Kuşları, Eskici ve Oğulları: Sınıf çatışmalarını, köyden kente göçün yarattığı tahribatı ve aile içi bağların ekonomik zorluklarla nasıl sınandığını büyük bir ustalıkla işledi.
Orhan Kemal Tarzı: “Küçük İnsanın” Büyük Onuru
“Ben dostuma da, düşmanıma da dürüst davrandım. Kalemimi satmadım. İnsanımı sevdim, onun mutluluğu için yazdım.”
Orhan Kemal’i diğer yazarlardan ayıran en büyük özellik, anlattığı yoksul ve ezilen karakterlere asla yukarıdan ya da acıyarak bakmamasıydı. Onun karakterleri ne kadar zor durumda olurlarsa olsunlar, içlerinde her zaman bir yaşama sevinci, bir parça umut ve insan onuru taşırlardı. Diyalog kurmadaki eşsiz yeteneği sayesinde, kahramanları kitaptan fırlayıp okuyucunun karşısına canlı birer insan gibi dikilirdi.
Bitmeyen Bir Hasretle…
56 yıl önce Sofya’da kalbi durduğunda, sadece 55 yaşındaydı. Ancak o yarım asırlık ömre 27 roman, yüzlerce öykü, oyunlar ve senaryolar sığdırmayı başardı. Cenazesi Türkiye’ye getirildiğinde, fabrikalardan çıkan binlerce işçi ve okuru tarafından omuzlarda taşındı.
Bugün Orhan Kemal; adaleti, emeği ve insan sevgisini savunan her satırda, Çukurova’nın pamuk tarlalarında ve her 2 Haziran’da aramızda yaşamaya devam ediyor. Ruhu şad olsun.