Aydın Medet oğlu Kasımlı
Filoloji doktoru

Bugün, 23 Mayıs; Türk tarihinin en büyük devlet adamlarından, şairlerinden ve fikir önderlerinden Şah İsmail Hatayi’nin anım günüdür. Onu yalnızca bir hükümdar olarak değil; bir devlet kurucusu, bir kültür mimarı ve Türkçeyi devlet katına taşıyan büyük bir şahsiyet olarak hatırlamak gerekir.

Şah İsmail, 1487 yılında Erdebil’de dünyaya geldi. Daha çocuk yaşta babasını kaybetti, esaret gördü, takip edildi, saklandı ve ölüm tehlikesi altında büyüdü. Fakat bu çetin çocukluk, onun karakterini kırmadı; aksine onu tarihin sahnesine güçlü bir irade olarak hazırladı. Henüz 13 yaşındayken etrafında toplanan Kızılbaş Türkmen boylarıyla yola çıktı. Kısa süre içinde Şirvanşah Ferruh Yasar’ı mağlup etti, ardından Akkoyunlu Elvend Mirza’yı yenerek 1501 yılında Tebriz’e girdi ve kendisini “Şah” ilan etti. Böylece başkenti Tebriz olan Safevi Devleti’nin temelleri atıldı.

Şah İsmail’in en büyük başarısı, yalnızca askerî zaferleri değildir. O, parçalanmış coğrafyada merkezi bir devlet kurmayı başardı. Kısa sürede Azerbaycan’dan İran içlerine, Horasan’dan Irak’a kadar geniş bir alanda hâkimiyet sağladı. Safevi Devleti, onun kurduğu siyasi temel üzerinde 235 yıl varlığını sürdürdü.

Fakat Şah İsmail’i tarihte özel kılan bir başka yönü daha vardır: O, kılıçla kalemi aynı elde taşıyan nadir hükümdarlardandır. “Hatayi” mahlasıyla yazdığı şiirler, yalnızca bir edebî miras değil; aynı zamanda bir kimlik inşasıdır. Onun döneminde Türkçe, devlet ve diplomasi dili olarak güç kazandı. Şairler, âşıklar, hattatlar, ressamlar ve sanatkârlar onun himayesinde gelişti. Fuzuli, Habibi, Kurbani, Sultan Muhammed ve Kemaleddin Behzad gibi büyük isimlerin yetiştiği kültür iklimi, bu dönemin en parlak miraslarından biridir.

Elbette Şah İsmail’in hayatı yalnız zaferlerden ibaret değildi. 1514 Çaldıran Savaşı, Türk tarihinin en acı kırılmalarından biri oldu. Safevi ve Osmanlı ordularının karşı karşıya gelmesi, yalnız iki devletin değil, bütün Türk dünyasının ortak trajedisi olarak hafızalara kazındı. Bu savaş, Şah İsmail’in askerî gücüne ağır darbe vurdu; fakat onun devlet kurucu ve kültür inşa edici kimliğini ortadan kaldıramadı.

Çaldıran’dan sonra Şah İsmail daha çok iç düzeni sağlamaya, kültürel faaliyetlere ve devletin temellerini güçlendirmeye yöneldi. Kısa ömrüne rağmen kalıcı bir miras bıraktı. 23 Mayıs 1524’te, henüz 37 yaşındayken hayata veda etti. Fakat ardında yalnız bir devlet değil, bir dil, bir edebiyat, bir hafıza ve bir siyasi gelenek bıraktı.

“Xalqının qulu olmayan, onun padşahı da ola bilməz” sözüyle anılan Şah İsmail Hatayi, halkına hizmeti hükümdarlığın özü sayan bir anlayışın temsilcisiydi. O, tahtı değil yolu büyütenlerdendi. Bu yüzden aradan beş asır geçmesine rağmen adı hâlâ saygıyla, şiirleri hâlâ sevgiyle, hatırası hâlâ minnetle anılıyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir