
Son günlerde Türkiye iç siyasetindeki hareketlilik ve muhalefet cephesindeki yeni hukuki-siyasi gerilimler nedeniyle ülkede erken seçim ihtimali yeniden medyanın ana gündem maddelerinden biri hâline geldi. İktidar temsilcileri seçimlerin zamanında, yani 2028’de yapılacağını ifade etse de, Türkiye’de yaşanan son siyasi gelişmeleri değerlendiren uzmanlar seçimlerin 2027’de, hatta 2026’nın sonlarında yapılabileceğini öngörüyor. Bilindiği üzere Türkiye Anayasası’na göre erken seçim kararı ya Meclis’te milletvekillerinin yüzde 60’ının (360 milletvekili) oyuyla ya da Cumhurbaşkanı kararıyla alınabiliyor.
Peki Türkiye’de erken seçim olabilir mi?
Konuyla ilgili olarak siyaset bilimci Abdullah Ağar açıklamalarda bulundu.
Ağar, Türkiye’de geçmişte seçim tartışmalarının daha çok ekonominin gidişatı ve muhalefetin seçim isteyip istememesi üzerinden yapıldığını belirterek şöyle konuştu:
“Ancak artık mesele tamamen başka bir zemine geçti. Şimdi asıl soru, ana muhalefet partisi olan CHP’nin hangi yapıyla ve hangi siyasi atmosfer içinde seçime gideceğidir. Bu son derece kritik bir aşamaya dönüştü. Mevcut mahkeme kararıyla birlikte CHP’de fiilen bir meşruiyet ve yönetim krizi oluştu. Diğer taraftan muhalefetin cumhurbaşkanlığı seçim stratejisi yeniden belirsizleşti. Bu durum iktidara, yani AK Parti’ye zamanlama açısından avantaj sağladı.
Bütün bunlara bağlı olarak erken seçim ihtimali paradoksal biçimde arttı. Ama aynı zamanda ertelenme ihtimali de ortaya çıktı. Bu tamamen önümüzdeki sürece bağlı. Önümüzdeki dönemde en önemli mesele şu: Normal şartlarda muhalefetin parçalanması ve kriz yaşaması, iktidarı erken seçime gitmeye teşvik edebilir. Çünkü rakip örgütlü değilken seçim yapmak iktidar açısından daha avantajlı olur. Bu son derece doğal bir yaklaşımdır.
Ancak iktidar aynı zamanda şöyle de düşünebilir: CHP kendi içinde kriz yaşıyor, acele etmeye gerek yok, bırak zaman içinde kendisini daha fazla yıpratsın; biz de süreci izleyelim ve ona göre hareket edelim. Yani mesele iki yönlü bir karakter taşıyor.”
Ağar’a göre en önemli nokta, Türkiye’de siyasetin artık sadece partiler arası rekabet üzerinden şekillenmemesi. Ona göre siyasi süreçler artık daha çok vicdan, hukuk, yargı sistemi, siyasi meşruiyet ve ekonomi gibi başlıklar etrafında şekilleniyor:
“Üstelik Türkiye’nin yakın çevresinde bir savaş gerçekliği var ve bunun oluşturduğu jeopolitik etkiler son derece önemli. Bu açıdan CHP’nin mahkeme kararıyla karşı karşıya kaldığı süreç yalnızca hukuki bir mesele değil, aynı zamanda bir dengeleme ve siyasi baskı mekanizması gibi görünüyor.
Bu çerçevede İmamoğlu süreci de vardı. CHP’de yeniden geniş bir uzlaşma oluşturmak, kurultaya gitmek, hatta erken seçim taleplerini gündeme taşımak da aynı direnç hattının parçaları gibi görünüyordu. Bu genel tablo çerçevesinde seçim ihtimallerini değerlendirmemiz gerekiyor.
Benim kanaatime göre 2026’nın sonunda seçim yapılma ihtimali yaklaşık yüzde 30 seviyesinde. Daha önce bu oran daha düşüktü ama son kararlarla birlikte bence yüzde 30’a çıktı. 2027’de seçim yapılması ise hâlâ en güçlü ihtimal olarak duruyor. Bu seçeneğin olasılığını yaklaşık yüzde 45-50 olarak görüyorum.
Seçimlerin normal zamanında yapılma ihtimali ise yaklaşık yüzde 20 civarında. Burada en fazla düşen ihtimal hangisi? Tam da seçimlerin 2028’de, planlanan tarihte yapılması ihtimali. Yani 2028 senaryosu ciddi biçimde zayıfladı. Buna karşılık 2026’da ani ya da erken seçim ihtimali arttı ve ben bunu yaklaşık yüzde 30 seviyesinde değerlendiriyorum.
Ancak belirttiğim gibi bu konuda çok sayıda değişken var. Birincisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan bu tabloyu dikkatle analiz edecek ve iktidarının sürdürülebilirliği açısından en uygun zamanı belirlemeye çalışacaktır. Diğer taraftan ekonomik baskılar, dış faktörler ve savaş unsuru seçim sürecinde görünmeyen ama son derece etkili olabilecek faktörlerdir.
Bu açıdan bakıldığında Türkiye artık yeni bir aşamaya girmiş durumda. Siyasi sistem yüksek gerilimli bir denge rejimine geçti; başka bir ifadeyle faz değişimi yaşanıyor. Önümüzde CHP’de yeniden yapılanma ve siyasi mücadele süreci görünüyor. Özgür Özel’in sözünü ettiği yedek parti kurma gibi girişimler ve çeşitli hazırlıklar da bu sürecin parçalarıdır.
Diğer taraftan Erdoğan’ın yeniden adaylığının hukuki ve siyasi zeminini güçlendirme meselesi de gündemde. Ekonomik baskıların yakın dönemde azalacağı görünmüyor. Ekonomi bu sürecin en temel unsurlarından biridir. Aynı zamanda toplumsal vicdan da çok önemlidir. İnsanların yaşananları nasıl değerlendireceği seçim sonuçlarını ciddi biçimde etkileyecektir.
Türkiye toplumunun büyük bölümü olaylara vicdan, ekonomi ve güvenlik perspektifinden bakıyor. Ayrıca bölgesel savaş ihtimali, yargı-siyaset ilişkilerinde gerilimin artması gibi faktörler de önemli rol oynayacak.
Böyle senaryolarda genellikle iktidar partileri, yani AK Parti ve MHP, durumu tamamen kontrol altına alarak seçimi geciktirmeyi tercih edebilir. Diğer seçenek ise muhalefet toparlanmadan seçimi öne çekmek ve ani seçim kararı almaktır. Yani her şey zamanlamaya ve önümüzdeki gelişmelere bağlıdır. Çünkü sonuçta bütün taraflar seçimi kazanmak istiyor.”
Siyaset bilimci, seçimlerin hangi koşullarda gecikebileceğine de değindi:
“Benim gördüğüm tablo şu: Eğer CHP kısa sürede toparlanır, Özgür Özel ile Kılıçdaroğlu çizgisi arasında çatışma değil iş birliği oluşur ve muhalefet yeniden ortak aday formülüne dönebilirse, iktidar seçimi geciktirmeyi tercih edebilir.
Ama CHP içindeki çatışma derinleşir, örgütsel parçalanma yaşanır ve adaylık krizi ortaya çıkarsa, o zaman iktidar bunu siyasi fırsata çevirerek seçim hamlesi yapabilir.
Sonuç olarak Türkiye artık normal seçim takvimiyle ilerleyen bir ülkeden çok, krizlerin yönetildiği siyasi bir döneme girmiş durumda.”
#abdullahagar #erkenseçim #akp #chp