
Tahran yönetiminin dışarıda geçici ateşkesle nefes aldığı dönemde, içeride halkın sivil ve medeni haklarını savunan aktivistlere yönelik başlattığı operasyonlar hız kesmiyor. Operasyonların merkez üssü ise yine Güney Azerbaycan oldu.
İran rejiminin sivil toplum üzerindeki baskı politikası, bölgesel çatışmaların yarattığı “geçici ateşkes” döneminde yeniden tırmanışa geçti. Son bir hafta içinde Güney Azerbaycan bölgesinde Türk halkının haklarını savunan yaklaşık 47 milli aktivist güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındı.
Jet hızıyla yürütülen mahkeme süreçlerinin ardından aktivistler cezaevine gönderilirken, süreçteki hukuksuzluklar hem aileleri hem de insan hakları örgütlerini ayağa kaldırdı.
Hukuk Duvarı Yıkıldı:
Ne Ailelere Bilgi Veriliyor Ne de Avukatlara İzin Var
Yaşanılan gözaltı dalgasının en karanlık boyutu ise tam bir “hukuksuzluk” sarmalına dönüşmüş olması. Bölgeden gelen bilgilere göre sürecin işleyişi şu şekilde ilerliyor:
• Haber Alınamıyor: Gözaltına alınan 47 aktivistin ailelerine hiçbir şekilde bilgi verilmiyor; yakınlarının nerede ve ne durumda olduklarını bilmeyen aileler büyük bir endişe içinde.
• Avukatlar da Hedefte: Aktivistlerin savunmasını üstlenmek, dosyalarını incelemek ve hukuki destek sağlamak amacıyla adliyeye giden avukatlar da rejim güçleri tarafından tutuklanarak sistemin dışına itiliyor.
• Jet Yargılamalar: Normal hukuki prosedürler baypas edilerek, aktivistler ışık hızıyla çıkarıldıkları kapalı kapı mahkemelerinde doğrudan tutuklanıp cezaevine sevk ediliyor.
“Oyuna Gelmeyen” Güney Azerbaycan Neden Hedefte?
Aylar önce İran genelinde başlayan ve rejimi sarsan geniş çaplı protestolar döneminde, Güney Azerbaycan Türkleri provokasyonlara karşı temkinli yaklaşmış, büyük sokak hareketlerinin bir parçası olmayarak stratejik bir duruş sergilemişti.
Buna rağmen rejim, o dönemde de birçok milli aktivisti “önleyici baskı” adı altında gözaltına almıştı. Bugün gelinen noktada, bölgede herhangi bir kitlesel kalkışma olmamasına rağmen baskıların katlanarak artması, rejimin Türk toplumuna karşı duyduğu kronik güvensizliğin bir tezahürü olarak yorumlanıyor.
Büyük Soru: Hem Bölgesel Destek İsteyip Hem de Türk Aydınları Neden Tutuklanıyor?
Bugün hem Türk kamuoyunun hem de siyasi analistlerin sorduğu en büyük ve en çelişkili soru şu:
“Savaş ve bölgesel gerilim döneminde; Türkiye, Azerbaycan ve Güney Azerbaycan’da yaşayan Türk halkının, ABD ve İsrail’in bölgeye yönelik tehditlerine karşı net bir duruş sergilemesine, rejimin hamlelerine bir nevi alan açmasına rağmen; Tahran yönetimi neden kendi içindeki Türk toplumunun siyasi yazar, düşünür ve fikir sahiplerini parmaklıklar ardına gönderiyor?”
Uzmanlara Göre Rejimin “Korku” Stratejisi
Siyaset uzmanları, İran’ın bu çelişkili tutumunu şu üç temel nedene bağlıyor:
1.Dışarıda Ateşkes, İçeride Savaş: Rejim, dış tehditlerin azaldığı ya da durulduğu dönemlerde, iç krizlerin (ekonomik çöküş, toplumsal hoşnutsuzluk) büyümesini engellemek için her zaman “iç düşman” yaratma eğilimindedir.
2.Türk Nüfusunun Potansiyel Gücü: Güney Azerbaycan’daki Türk toplumunun dinamizmini, entelektüel birikimini ve hak arayışını kendisi için en büyük “sessiz tehdit” olarak gören Tahran, fikir üreten yazarları ve aydınları tutuklayarak toplumun reflekslerini felç etmeyi amaçlıyor.
3.Güç Gösterisi: Dış politikada ve askeri arenada aldığı darbelerin ardından rejim, iç kamuoyuna hala “duruma hakim olduğu” mesajını sivil toplum örgütlerini ve etnik dinamikleri ezerek vermeye çalışıyor.
Güney Azerbaycan’da yükselen bu sessiz çığlık, uluslararası insan hakları örgütlerinin ve bölge devletlerinin masasında ciddi bir kriz başlığı olarak büyümeye devam ediyor