KAYA KERİMOĞLU

Güney Kafkasya’da yaşanan son askeri ve siyasi hareketliliğin üzerinden iki ay geçmiş olmasına rağmen,Tahran yönetiminin bölgedeki yeni statükoyu sindiremediği ve bu hazımsızlığı sistematik bir düşmanlığa dönüştürdüğü gözlemlenmektedir. Ankara ve Bakü’nün, İran’ın içerisindeki 40 milyonu aşkın Türk vatandaşının temel insani ve kültürel haklarını görmezden gelen politikalarına rağmen sergilediği yapıcı tutum,maalesef Tahran cephesinde karşılık bulmamıştır. Özellikle son dönemde tırlarla gönderilen “ilaç ve erzak”yardımlarına rağmen, rejimin derinliklerinden gelen seslerin meydanlarda Türkiye ve Azerbaycan’ı hedefalması, meselenin sadece siyasi değil, derin bir varoluşsal kriz olduğunu kanıtlamaktadır.

Sözde İthamlar ve “Küçük Bakü” Retoriği

Milli kanallarda boy gösteren ve rejimin ideolojik aygıtlarını yöneten figürlerin, Türkiye ve Azerbaycan’ı “İsrail ve ABD’ye yardım etmekle” suçlaması, klasik bir hedef saptırma taktiğidir. Ancak bu söylem, son günlerde toprak bütünlüğüne yönelik açık tehditlere evrilmiştir. Özellikle “Akbar Raefi Pour” gibi isimlerin kitle önünde ve devlet televizyonlarında Azerbaycan’ı “Küçük Bakü” olarak küçümsemesi, Türkiye Cumhuriyeti’ni “Osmanlı kalıntısı” şeklinde yaftalayarak bu toprakların aslında İran’a ait olduğunu iddia etmesi, tesadüfi bir çıkış değildir. Türkleri “hiçbir tarihe sahip olmayan işgalciler” olarak tanımlayan bu zihniyet, Fars milliyetçiliğini konsolide etmek adına tarihsel gerçekleri tersyüz etmektedir.

“Ermenistan topraklarında Amerikan askerleri eğitim alırken ve Batı’nın bölgedeki askeri varlığısomutlaşırken, Tahran’ın namlusunu her fırsatta kardeş Azerbaycan’a çevirmesi, rejimin “anti-emperyalist” söyleminin ne denli tutarsız olduğunu ortaya koymaktadır”

Tarihsel Kimlik Krizi ve Popülizmin Yeni Rotası

İran’da dini söylemin toplum üzerindeki etkisini yitirmesi ve genç kuşakların mevcut ideolojiden uzaklaşması, rejimi yeni bir arayışa itmiştir. Düne kadar İslam öncesi dönemi “cahiliyye ve barbarlık” olarak niteleyen yapılar, bugün Fars gençlerini yanlarında tutabilmek adına 2300 yıl öncesinin mitolojik ve doğruluğu tartışmalı tarih kurgularına sarılmaktadır. Bu popülist dalganın hedef tahtasına “Türk toplumunu” oturtmasının sebebi ise oldukça nettir: Bugün İran denilen coğrafyadan Türk medeniyetini çıkardığınızda geriye ne mimari, ne musiki, ne giyim kültürü ne de devlet geleneği kalır

Ontolojik Gerçek: Selçuklu’dan Kaçarlar’a Türk Mirası

İran coğrafyasında yer üstünde yükselen Selçuklu, Safevi ve Kaçar eserleri; yer altında ise Sümerlerden günümüze kadar uzanan kadim mezar taşları ve kültürel miras, bu toprakların gerçek sahiplerini haykırmaktadır. Tarih sadece kitaplarda yazılan bir metin değil, yerin üstünde ve altında nefes alan bir sürekliliktir.
Rejimin, Karabağ savaşında bölgeyi “Artsax” olarak adlandıran ve açıkça Ermeni işgalini destekleyen isimlere sessiz kalması, kendi halkının yarısından fazlasını oluşturan Türklerin haklı davasına duyduğu alerjinin bir dışavurumudur.

Sonuç olarak, Tahran yönetimi içerideki siyasi meşruiyet kaybını “Türk düşmanlığı” üzerinden ikame etmeye çalışmaktadır. Ancak meydanlarda açılan Türkiye ve Azerbaycan bayrakları, bu coğrafyanın sosyolojik gerçeğinin ne yönde olduğunu açıkça göstermektedir. Türkleri “yabancı” ve “düşman” gösterme çabaları, tarihsel ve kültürel hakikatin duvarına çarpmaya mahkûmdur.

KAYA KERİMOĞLU

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir